Kur’an ve güneş -1-

Abone Ol

Hayatımızın “olmazsa olmazları”nın hava, su, toprak ve güneş olduğu biliniyor. Ne yazık ki, vahyin nuruna olan ihtiyacımız bilinmiyor. Allah-u Teala tüm ayetlerini (kevni, kelam), nimetlerini -güneşi de, vahyini de- insanların ihtiyacı ve saadeti için göndermiştir. Vahyin ve güneşin ışığıyla yolumuzu bulabiliyoruz. Bu yolculukla ilgili bilgilerden, görüşlerden birkaçını paylaşmak istedik:


“En akıllınız, en muttaki olanınızdır...” “Ya Rab! Nurumu artır.” “Mümin, Allah’ın nuruyla bakar.” (S.A.V.)
İslami hükümler: Nur, deva, ruh, hayat suyu, rahmet, adalet, maslahat ve hikmettir. Bunlara ihtiyacımız yok mu? Akıl göz gibi, vahiy de ışık gibidir. Akıl lâmba, vahiy de enerjisi gibidir; birbirini destekler. Vahiy, dıştan gelen akıldır. “Nur üstüne nur” vahyin nuru ile aklın nuru. Şeriat akılla anlaşılır; akıl en büyük nimet.
Kûtül-Kulûb, Ebu Talip El Mekki (Ö. 996): “Müminin kalbi bir lambaya benzer. Akıl kandil, ilim de zeytinyağı konumundadır. Zeytinyağı lambanın ruhu/ışığı kaynağıdır. Lambanın fitili de imana benzer (Nur/35). İman, kalpte yerleşen ve amellerle beslenen/desteklenen bir ilimdir.” “Mümin, Allah’ın nuru ile bakar” (S.A.V.). “Aklın kalpteki misali, görme duyusunun gözdeki fonksiyonuna benzer. Akıl, kalbi parlatır.”


Mişkatül Envar (Nurlar Feneri, İmam Gazali): “Nur, eşyanın kendisiyle göründüğü şeydir. Nur ismi, ilk Nur’dan (c.c.) başkalarına sırf mecazen verilmiştir. Çünkü O’ndan başka hiçbir şey (güneş, ay, yıldızlar...) zatı itibariyle nura sahip değildir. Zahir/baş gözümüze göre güneş, ne derece bir nur ise, akıl gözümüze göre de Kur’an aynı derecede bir nurdur. Nasıl güneş nuruna nur deniyorsa, Kur’an’a da Nur demek daha uygundur. Kur’an’ın misali/örneği güneşin nurudur; aklın misali de gözün nurudur. (Tegabun/8, Nisa/174).
Zahir ve batın diye iki göz vardır. Batın gözü kalptedir; akıl, ruh diye de adlanır. Güneş nuru ile müşahede/mülk âlemini, eşyayı hislerimizle algılarız. Akıl gözü/nuruyla da gayb/melekût âlemini idrak edebiliriz. Güneşin ve gözümüzün nuru ile müşahede âlemini görebilir, algılayabiliriz. Kur’an ve Batıni/ kalp gözümüzle de gayb/melekût âlemini idrak edebiliriz.


Âlem bu anlamda ikidir; ruhani/akli/ulvi ve cismani/hissi/süfli. Göz bakımından akli ve hissi; nefisleri bakımından ruhani ve cismani, birinin ötekine bağlılığı bakımından ulvi ve süflidir.


Hissi/müşahede âlemi, akli/melekût âlemine giden merdiven gibidir. Aralarında benzerlik var. Bu âlemde olan her şey, o âlemden örnektir.”


Seyyid Ahmed er Rifai Hz. (k.s.): “Akıl, insanlara elçi gönderilmiştir. Enfüsi ve afakî ayetleri idrak eder. Akıllı kişi dünyaya meyletmeyendir. Haramlar Hakk’a perde olur.”


H.Şaban Ef. (k.s): “İki tane büyük hastalık var: Faizli/haram kazançlar ve besmelesiz eğitim. Akıllı önünü görür.”


Marifetname (İ. Hakkı Hz.): “Akıl, iki cihan saadetinin sermayesi; nurdur, insan ruhudur, kulluğu bilmek içindir. Aklın alameti güzel ahlaktır. Âlemde Allah’ın gölgesidir. Sahibinden ayrı, sahibine tâbidir. Rabbani bir cevherdir. Doğru ile yanlışı ayırır. Mevla’nın gizli sırrıdır. Yezda’nın veziridir. Hayrı ve şerri ayırt eder. Kalbin hayatıdır. Hakkın delilidir. Hislerin komutanıdır. Akıbeti/sonucu görücüdür. Bir dürbün gözüdür. Akıl; mala, mevkie, dünyaya, ahlaksızlığa meyletmez. Dine, ahirete yönelir.


İ. Hakkı Bursevi (k.s.): “Âmâ, tek gözlü ve şaşı olanlar hakkı batıl, batılı da hak sanırlar.”
O. N. Topbaş: “Efendimiz (S.A.V.): Nebe/13’te zikredilen ‘parıl parıl yanan bir kandil’ olarak güneşe, Furkan/61’ de zikredilen ‘...çerağ (güneş) ve nurlu ay...’ olarak güneşe ve kamere, Ahzab/45-46’da: ‘Biz seni nurlar saçan bir kandil olarak (gönderdik)’ ayetleriyle hem gündüzü aydınlatan güneşe hem de geceyi nurlandıran aya (münir) benzetilmiş, sıfatlarını cem etmiştir...”


Dünya hayatımız için güneş nasıl olmazsa olmaz ise, hem dünya hem de ahiret hayatımız için Kur’an-ı Kerim odur. İkisi de nurdur. Bizi aydınlatır, eşyayı, yolları gösterir, karanlıkta bırakmazlar. Tegabun/8, Nisa/174, Şura/53, Casiye/20 sureleri nurla ilgili. Kur’an-ı Kerim’in bir adı da nurdur.
Âlemlerin Rabbi Allah-u Teala’nın güzel isimlerinden birisi de “Nur” (Nur/35).

24. sure Nur suresi, 91. sure de Şems suresidir.

Yasin (38-40), Rahman (5), Şems (1), Nebe/13, Furkan/61 surelerinde güneşle ilgili vurgular var.
Dosdoğru/hak yolu (İslam) ancak Nur/Hadi isminin tecellisiyle mümkün. Bize doğru yolu gösteren de o Nur değil mi? (Fatiha/6, İsra/9, Bakara/213, En’am/153, Furkan/1). Nur olmadan yolu nasıl görebilir, nasıl seçebiliriz?


O Nur’dan/Kur’an’dan yüz çevirdiğimizde tüm sıkıntılardan boğulacağımız, kıyamet günü de “kör” olarak haşredileceğimiz, dünyada Kur’an hükümlerini görmezden geldiğimiz, unuttuğumuz için bizim de görmezden gelineceğimiz” tehdidini okuyup, geçmiyor muyuz? (Taha/124-126).
Kur’an’sız hayat körlük değil midir?


Enfal/29’da muttaki olanlara (Allah’ın hükümlerine, emir ve yasaklarına saygılı olanlara) furkan (hakkı batılı, iyiyi kötüyü ayırt eden nur) verileceği beyan buyruluyor.


Görmeden/ışıksız/nursuz yolu göremez, seçemeyiz. Tüm nimetler hak/doğru yoldadır. (İslam) Fatiha’da istediğimiz yol budur. Bu yolu görmek, yola girmek, sebat etmek isteniyor.


İslam’ın dışındaki yanlış/batıl yollardan da kaçınmamız, onların tümünü de ret ve inkâr etmemiz, bunun için de Allah’ın yardımına/korumasına ihtiyacımız vurgulanıyor. Tüm nimetlerin en büyüğü ve tümünü kapsayan yol, “tariki müstakim” (İslam)... Bu yola ancak ilahi yardımla/hidayetle/nurla girilir. Tüm işlerimizde olduğu gibi kullukta/itaatte O’nun yardımına muhtacız. Yardım için de öncelikle ancak O’na (c.c.) kulluk/itaat gerekiyor. Yolda olmadan, yola girmeden yardım istenir mi? Tüm bunlar tevfiki, nuru, hidayeti, inayeti gerektiriyor. Allah’ın nur vermediğine nur yoktur. Hidayeti, nuru da Fatiha’da talep ediyoruz. Ve tariki müstakimde sebat diliyoruz. Zemin çok kaygan... Dünya körlüğü ne kötüdür; karanlıktır. Ahiret körlüğü (basiretsizlik) ise daha büyük felakettir. Kalp körlüğü, göz körlüğünden beterdir.
“Efendimiz (S.A.V.) Kur’an güneşinin vahiy nuruna mazhar olması yönüyle kamerdir/aydır. (S.A.V.) Nübüvvet cihetiyle bir ay, risalet yönüyle de güneştir. Ahzab/43’de, ‘İnsanları karanlıktan aydınlığa çıkaran’. Herkesi aydınlatıyor tüm insanları güneş ve ay gibi, ‘ashabı da gökteki yıldızlar gibi’ (ışığını güneşten, aydan alan) değil mi?”


Güneşsiz de, Kur’an’sız da yapamayız. Kur’an güneşinden kaçmak, görmezden gelip, yüz çevirmek de hem dünya hem de ahirette karanlıktır, zulümdür. Zillet ve hüsrandır. İkiyüz yıldır güneşe sırt çevirmişiz... Batıl yollardayız. “Nereye gidiyorsunuz (Kur’an’ı bırakıp, terk ederek)” (Tekvir/26) ayetini okuyup ezberleyip, geçiyoruz?!


Biz Kur’an güneşine yöneldikçe dünyalıklar da gölge olup, ardımızdan gelir. Güneşe yöneldiğimizde gölgemizin arkamızdan geldiği gibi. Yüzümüzü Batı’ya dönerek, Kur’an’dan yüz çevirmeye devam ederek bugünkü gibi gölgemizin peşinden koşarak, yoruluyoruz. “Meyve ağaçlarının gölgeleri meyve vermezler.” (Hz. İsa)


Maddi güneşi de manevi güneşi (vahiy) de gönderen Rabbülalemin, “Göklerin ve yerin Nur’udur” (Nur/35). İki güneşe/nimete de tüm insanlık muhtaç... Ve bir gün gelecek ki, güneş batıdan doğacak ve Kur’an güneşi kırk yıl daha yeryüzünü yeniden aydınlatacak (adaletle). Ve sonra Kur’an semaya çekilecek, güneş de sönecek, dürülecek. (Kıyamet.)


“Bize Hakkı, batılı ayırt eden furkan vermesi, Hakk’a yöneltmesi ve ayaklarımıza hak yolda sebat vermesi” dualarımızla. Vesselam.