Kur an "aile" yapısını insanın ekonomik ve sosyal hayatı için merkez kabul etmiştir. İnsan bir taraftan aile içinde doğup büyümekte, aile içinde yaşamakta ve aile içinde yaşlanıp ölmekte; diğer taraftan ekonomik ve sosyal yapının temelini de aile içinde kurmaktadır. Kur an rakamlarla on, yüz, bin, 10 bin, 100 bin diye adlandırırken, baştan itibaren ortalama 3 ile 10 kişiden oluşan aileyi esas alarak adlandırmıştır.
Balina suda yaşar, fil de karada yaşar. Fili denize atsanız ölür, balinayı da karaya çıkarsanız ölür. Herkesin cenneti kendi dünyasıdır. Kadın aile içinde ailenin saadeti için çalışır ve yaşar, erkek de aileye dışarıdan hizmet eder, ona nafaka temin eder, onu savaşarak korur. Erkeği eve hapsederseniz mesut olmaz, kadını da savaşlara alırsanız mesut olmaz. Erkek kazanmaktan zevk alır, kadın harcamaktan zevk alır. Kadınlar, kendi işlerini görebilmeleri için "aşiret/ocak" içinde örgütlenseler yeterlidir. Bu kadarlık topluluk onların görevlerini yerine getirmeye yeterlidir. Erkekler ise kendi görevlerini yapabilmek için daha geniş örgütler kurmaya mecburdurlar. Sosyal bakımdan bağımsızlık ve yerinden yönetim uygundur, ama çalışma yani ekonomi bakımından merkezî yönetime gerek vardır. Bütün sosyal yapılar içinde bir alt örgütlenme vardır. Kur an bunların adlarını sayarak bu yapılanmalara da işaret etmektedir. 100 aşiretten oluşan "kabile/bucak" 10 a yakın karyeler/köyler hâlinde bölünmüş, çalışma/ekonomi hayatı buralarda düzenlenmiştir. Düzenleyen bucaktır/kabiledir ama düzenlenmeler karyeler/köyler hâlinde olmaktadır. Nüfusu 3 bin ile 10 bin arasındadır. Bugün kentleşmeler başlamıştır. Köy deyince kır anlaşılmaktadır. Biz kentlerde bunlara semt diyoruz. Bir apartman ocak ise, bir karye de on civarında apartman olarak oluşmaktadır. Kırlarda ise yine köyler olarak tarım yapılmaktadır, yapılacaktır da. İl de bölünerek ilçeler hâlinde teşkilatlanmıştır. Bir "şa bde/ilde" 10 a yakın bucak yer almaktadır. Nüfusu 30 bin ile 100 bin arasındadır. Kur an buna "belde" demektedir. Buralarda genel hizmetler yapılmaktadır.
Tarım döneminde insanlar topraklarını kendileri ekip biçer ve yaşarlardı. Sanayileşme döneminde büyük sermayeye ihtiyaç olmuş ve sermaye etkili olmuştur. Sadece sermaye tekeli yeterli olmamış, ayrıca devlet tekeli doğmuştur. Kur an bunların dayandığı felsefeyi şöyle açıklar: "Onlar faiz de kâr gibidir dediler. Oysa Allah kârı helal, faizi haram etmiştir." Gerçekten, kapitalistler faiz kâr gibidir, o halda ikisi meşrudur dediler. Sosyalistler de aynı cümleyi kullanır ama sonunda, o halde ikisi de meşru değildir desinler.
Sanayileşmek için sermaye terakümüne/birikimine gerek vardı. Bu kapitalizm ve sosyalizm ile oluşmuş ve sanayi çağı başlamıştır. Bundan sonra artık "halk ekonomisi" doğacaktır. Halk ekonomisi de genel hizmetlere dayanmaktadır. Kur an bunun için gerekli olan hizmetlerin yapılmasını emretmektedir. Sigorta, var olan dayanışma hizmetlerini, yazışmayı, emaneti, yargılamayı bedelsiz düzenlemiştir. İşte bunlara ve bu yapıya genel hizmetler diyoruz. Kapitalistler her şeyi özelleştirdiler. Sosyalistler her şeyi kamulaştırdılar. Kur an ise halkın serbest rekabet içinde yapacaklarını, tekel oluşturmadan yapmalarına; halkın tek başlarına yarışmalarla yapamayacakları işleri ise vakıflar şeklinde kamu işletmelerine bıraktı. İşte bu işlerin yapılma merkezleri illerin düzenlemesi ile ilçelerde olmaktadır. "Belde" bu kuruluşlardır. Kur an sosyal yapılarda yerinden yönetimi 100 civarında yapmakla bölünmeyi önlemiş, hizmetleri ise merkezi denetime alarak birliği sağlamıştır. Kavimlerin yani ulusların kurduğu devletlerin görevlerini yapabilmeleri için de ülkeleri bölgelere ayırmaktadır. Bir bölge 10 a yakın ili içine almaktadır. Buralarda savunma orduları bulunmakta, bunun dışında ihtisas hizmetleri yapılmaktadır. Pratisyen doktorlar ilçelerde, mütehassıs doktorlar ve hastahaneler bölgelerde bulunmaktadır. Bölgelerin Kur an daki adı "medine"dir. İnsanlık da kıtalara ayrılmakta, buralarda araştırma merkezleri bulunmaktadır. İnsanlık uygarlaşmayı sağlamakta ama uygarlaşma çalışmaları buralarda olmaktadır. Kur an bu merkezlere de "mısr" demektedir. Böylece ekonomik yapıda merkeziyetçilik de korunmakta ve denge sağlanmaktadır.