Kur’an ve adil ekonomi

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Günümüz dünyasında ikisi batıl, bir hak üç ekonomik düzen vardır. Bunlardan birincisi; faizin ve kârın birlikte yasaklandığı, ferdin mülkiyet hakkını yok sayan komünizm, ikincisi; faizi de kârı da meşru sayan, ferdin mülkiyet hakkına göreceli olarak hürmet eden kapitalizm, üçüncüsü ise kârın serbest, faizin yasak olduğu, ferde kâmil manada mülkiyet hakkı tanıyan adil ekonomik düzendir. Komünizm ve kapitalizmin dayandırıldığı referans kaynaklar; muharref Tevrat, İncil, Talmud ve Kabbala’dır. Adil Ekonomik Düzenin dayandığı temel kitap ise Kur’an-ı Kerim’dir. Çağımız üniversitelerinde iktisat ve ekonomi derslerinde komünizm ve kapitalizmden söz edilir de maksatlı olarak adil ekonomik düzenden söz edilmez. Komünizm çöktü, kapitalizm de çökmeye mahkûmdur. Bu iki ezen ve ezilen düzeni, insanlığa Siyonizm’e kölelikten başka bir sonuç sunmamıştır. Çözüm ve saadet; adil düzende, adil ekonomik düzendedir. Çünkü adil ekonomik düzen, insan fıtratı ve gerçeği ile uyumlu tek düzendir ve ilhamını Kur’an’dan alır. Kur'an; diğer sosyal alanlarda olduğu gibi ekonomik alanda da düzenlemeler getirmiştir. Çün­kü İslam, sadece ahiret saadetini sağlamaz, aynı zamanda dünya saadetini de esas alır.

TEMEL ANLAYIŞ

Kur’an’a göre yer ve göklerin mülkiyeti Allah’ındır. Bu nedenle kişilerin mülk edinmeleri, ancak İslam’ın çizdiği esaslar dâhilinde olur. Bu mülkiyet, sı­nırsız ve sorumsuz bir şey de değildir. İslam’da üç kademeli bir mülkiyetten bahsetmek mümkündür. Mutlak mülkiyet Allah’a aittir. Mutlak oluşu sebebiyle güçlüdür ve kalıcıdır. İkincisi toplum veya kamu mülkiyetidir. Üçüncüsü ise, ferdi mülkiyettir. Hem toplum, yani kamu mül­kiyeti ve hem de ferdi mülkiyet, mutlak olmayıp tasar­ruf mülkiyeti mahiyetindedir. Eğer fert ve toplum, mallar üzerindeki tasarruf ehliyetini yitirirse, bu yetki onlardan alınır. Fert, şayet mülkiyet ehliyetini yitirecek olursa, tasarruf yetkisi, topluma geçer. Bu durumda devlet o kişinin mülküne vasi tayin eder ve kişi, tasarruf ehliyetine kavuştuğunda tasarruf yetkisi kendisine iade edilir. İslam, servet edinmeyi de mubah kılmıştır. Helal yoldan kazanıldığı ve zekâtı ödendiği müddetçe zengin­lik ve mal biriktirmek için bir sınır da getirilmemiştir. Ancak İslam; servetin bizatihi gaye edinilmesi ve servet sahibinin onu stok ederek, diğer insanların yararlanmalarını engellemesini yanlış bulur ve bunu kınar. Cimrilik ve israf haram kılınmıştır. Furkan 67: “Ve onlar, harcadıkları zaman, ne saçıp savururlar, ne de cimrilik yaparlar, bu ikisi arasında dengeli bir yol tutarlar.” Kur’an’ın telkin ettiği ekonomik esaslar, orta yolda yürümeyi ve denge olmayı öğütler. Allah’ın helal kıldığı şeylerden, usulünce yararlanmak gerekir. Mal ve servet, bir imtihan aracıdır. Helalinden servet ka­zanıp, onu helal yollarda harcamak, ihtiyaç sahiple­rine yardım etmek, Allah tarafından mükâfatlandırıla­cak bir durumdur. Kur’an; göklerde ve yerde ne varsa hepsi­nin insanın hizmetine verildiğini belirtir. Kur’an; servetin belirli ellerde toplanma­sını ve tekellerin oluşmasını doğru bulmaz. Servetin belirli ellerde toplanması ve zenginler ara­sında dönüp dolaşması, toplumda birbirine düşman sı­nıfların oluşmasına neden olur. Bunun için İslam, birbirini se­ven, birbirlerinin dertleriyle dertlenen iyilik ve takva üzere birbirlerinin yardımına koşan bir toplum oluştur­ma peşindedir.

FAİZ YASAĞI

Kur’an; karaborsacılığı ve faizi yasak­lanmıştır. Faiz yiyen kişi; şeytan çarpmış birine benzetilmekte ve faiz yiyen kişinin, Allah’a ve Peygamberine savaş açtığı ifade edilmektedir. Çünkü faiz; üretmeden kazanç elde etmek yoludur ve zengini daha zengin fakiri de daha fakir yapar. Kur’an; lüks ve israfı yasaklamış, israf edenleri de, şeytanın kardeşleri olarak tanımlamıştır. Kur’an; insanların mallarını haksız yere yemeyi, kumarı, hırsızlığı, tüketim üzerinden alınan bütün vergileri zulüm olarak görür ve yasaklar. Ülkemizde Kur’an’ın telkin ettiği adil ekonomik düzen yerine Siyonizm’in finans kapitalizminin faizci zulüm ekonomisi benimsenmiştir. AK Parti ve Sayın Erdoğan; iktidarı boyunca bu faizci düzeni yürütmüş, bu milleti faizci düzenin kölesi yapmıştır.

TÜRKİYE

Türkiye’de, yaşanan ekonomik felaketi önlemek için, bir an önce Adil Ekonomik Düzene geçmek gerekir. Bu da sadece Millî Görüş’e dönmekle, Saadet iktidarı ile mümkün olur. Çünkü Millî Görüş, Adil Ekonomik Düzeni esas alır. Türkiye’nin Bütünüyle Kalkınmasını ister. Adil Bölüşüm ve Herkese Refahı esas alır. Çünkü Millî Görüş, hakkı üstün tutan bir zihniyete sahiptir. Adil Ekonomik Düzene geçiş kendiliğinden olmaz. Kadro: Millî Görüş’e, milli heyecana ve başarma aşk ve azmine sahip, bilgi, plân, program, takip, intaç sistemini disiplinle uygulayacak kadro ile Adil Ekonomik Düzene geçilebilir. Zihniyet: Milletin kendi kaynaklarına güvenmek ve onları harekete geçirmek; üretim, istihdam ve ihracat seferberliğini başlatmak; bölüşümde herkesin hakkını almasını, ülkenin bütününün kalkınmasını ve bütün gelir guruplarının milli gelirden dengeli ve adil bir şekilde pay almasını sağlamak inancımızın temelini oluşturur. Türkiye; Millî Görüş’e döner, Adil Ekonomik Düzene geçerse, Önce Ahlak ve Maneviyat prensibi bütün yönleri ile uygulamaya konulur. Ekonomik faaliyetler, gerçek serbest piyasa kurallarına göre yürütülür. Vergi sistemi bütünüyle elden geçirilir ve verginin âdil ve haklı olması sağlanır. Doğal kaynaklar harekete geçirilir. Ekonomiye dış müdahaleler önlenir. 54. Erbakan Hükümeti zamanında kurulan ‘Havuz Sistemi’ tekrar tesis edilir, kamunun gereksiz borçlanmasının önüne geçilir. Denk bütçe yapılarak kamunun borçlanma ihtiyacı kaldırılır. Halkın alım gücü artırılır, iç tüketim canlandırılır, bu sayede ekonominin büyümesi sağlanır. Özelleştirme, yap işlet ve devret adı altında yapılan yabancı ve yerli tekellere peşkeş çekme derhal durdurulur. Tek çözüm budur. Selam hidayete tabi olanlara…