Kur'an Müslümanlığı (5)

Abone Ol

Kur an da idare sistemi şûradır. Modern zamanlara mahsus Kur an telakkisinin yansımalarından birisi de işbu "şûra" meselesinde kendisini göstermektedir. Özeti şudur: "Kur an da Efendimiz (s.a.v) e, işlerini şûra/istişare ile yapması emredildiğine göre bu, aynı zamanda bize yönelik bir emirdir. Şûra prensibi günümüzde ancak demokratik bir sistemde en güzel tarzda işletilebilir. Öyleyse Kur an bize demokratik bir idare kurmamızı emretmektedir."

"Keşke Kur an ın her emri konusunda aynı hassasiyet gösterilse" diye düşünmeden edemiyor insan. Kur an bize sadece şûra/istişareyi değil, daha başka hususları da emretmektedir. İnancın titizlikle korunması, ibadetlerde hassasiyet, yaşantıda istikamet, adalet, zulmetmemek ve zulmedilmesine izin vermemek, izzetini muhafaza etmek, dürüstlük gibi ilkeler yanında, birtakım somut hükümlerde "Allah ın tayin ettiği sınırları aşmamak" da birer Kur anî emirdir. Acaba şûra/istişare konusundaki hassasiyeti bu ve benzeri konularda göremeyişimizi neye bağlamalıyız

Bu, işin sadece bir yönü. Diğer yönüne gelince, evet, mü minin sadece yönetimle ilgili hususlarda değil, daha başka alanlarda da şûra/istişare ile iş görmesi gerekir. Ancak burada netleştirilmesi gereken noktalar var:

1. Kur an istişare emrini Efendimiz (s.a.v) e vermektedir. O, Din in tebliğ ve beyanıyla ilgili alanda metluvv veya gayri metluvv vahiyle hareket ettiğine göre, istişare emri bu alanın dışında kalan konularla ilgili olmalıdır. Dolayısıyla biz de şûra/istişare faaliyetini, Efendimiz (s.a.v) in tebliğ ve beyan ettiği alanın yani Din in muhkem emirlerinin dışında kalan alanlarda yürütmek durumundayız.

2. Kur an Efendimiz (s.a.v) e istişareyi emrettikten sonra, "Karar verdiğin zaman da Allah a tevekkül et" buyurur.1 Bunu siyasî yönetim alanına taşıdığımız zaman elde edeceğimiz sonuç şudur: Yönetici, danışacak, istişare edecek ve bu istişare sonunda bir karar verecek. Yani kararı veren yine yönetici olacak. Yönetici keyfî hareket etmeyecek, işleri istişare ile yürütecek; ancak karar mercii de yine kendisi olacak.

3. Danışılacak insanlar bu işin ehli olacak. Yani belli bir kurul/heyet bulunacak ve yöneticiye doğru karar alabilmesi için yol gösterecek, fikir verecek. Zira Efendimiz (s.a.v) in fiilî uygulamalarında, Sahabe nin tamamının görüşünü aldığını gösteren bir örnek bilmiyoruz.

Efendimiz (s.a.v) e yönelik istişare emrinin yer aldığı ayetten çıkan sonuçlar böyle. Bir de "Onların işi aralarında şûra/istişare iledir" ayeti bu bağlamda anılmalıdır.2 Bunun da Kur an ve Sünnet tarafından belirlenen alanın dışında kalan hususlardaki hareket tarzını anlattığı bedihidir. Zira Sahabe, ne Efendimiz (s.a.v) aralarındayken, ne de O ndan sonra Kur an ve Sünnet tarafından hükme bağlanmış meselelerde istişare kurumunu işletmiştir. Belki Efendimiz (s.a.v) den bir açıklamanın bulunmadığı hususlarda nasıl davranacaklarını tayin etmek üzere istişareye başvurduklarını söylemek daha doğrudur. Bir diğer deyişle onlar şûraya/istişareye, Kur an ve Sünnet tarafından muhkem olarak belirlenmiş hükümlere alternatif hükümler belirlemek üzere başvurmamışlardır. Şûradan/istişareden demokrasi çıkaranların anlayışıyla bu tavır arasında dağlar kadar fark olduğu açıktır.

Bütün bunlar, şûra/istişare ile bir yönetim biçimi olarak demokrasi arasındaki farkın "yapısal" olduğunu yeterince açık biçimde gösteriyor.

Bir hususu daha belirtelim: "Sahabe, Efendimiz (s.a.v) bir karar verdiği zaman bunun vahye dayalı olup olmadığını sorardı" tarzındaki tesbit son derece yanlıştır. Efendimiz (s.a.v) bir karar verdiği zaman Sahabe nin, bunun vahye dayalı bir karar olup olmadığını sorması genel-geçer bir durum değildir. Yani Sahabe Efendimiz (s.a.v) in her emrinin, kazasının, fetvasının vahye dayalı olup olmadığını sormamıştır. Bedir savaşında ordunun nereye konaklayacağı konusu dışında Sahabe nin Efendimiz (s.a.v) in karar veya emrinin vahye dayalı olup olmadığını sorduğuna dair herhangi bir örnek bulunduğunu bilmiyorum. Bu münferit örnek de tamamen savaş stratejisiyle ilgilidir. Ama hurma aşılaması meselesi de dahil olmak üzere aksini gösteren pek çok örnek zikretmek mümkündür.

Devam edecek.

1) 3/Âl-i İmrân, 159.

2) 42/eş-Şûrâ, 38.