Kur'an Kursları ve tatil kitapları

Abone Ol

Öncelikle bir eğitim yılının daha sonuna geldiğimiz şu günlerde, gazetelerden birinde rastladığım bir haber, esasen meselenin bir boyutunu göstermesi bakımından önemlidir. Bu haberin dünya ülkelerinin ortalama yıllık eğitim gününün 240, bizim eğitim gününün ise -tatillerin birleştirilmesi hariç- 180 gün olduğunu ifade eden bir tespiti de ortaya koyması oldukça şaşırtıcı. Yani 365 günün yarısından daha az zamanını eğitime ayıran bir eğitim ve yönetim anlayışının başarılı olması gerçekten mümkün değildir.

Haziran ayının ilk günleri gelince sıcak bahanesiyle, kar yağdığında soğuk bahanesiyle ilk yapılacak işin bir an önce okulların kapanmasını isteyen toplum olarak, bir tuhaflığı sergilediğimizin farkında değiliz. Bizden daha sıcak ve daha soğuk ülkelerde tedbir alınmıştır ve iş hayatıyla birlikte eğitim de devam etmektedir. Nedense bu tuhaflık kimseyi şaşırtmaz.

Öyleyse, bizim geri kalmamızı yabancılardan çok bizim tembelliğimiz teşvik etmekte ve bir sürü de mazeret bulmayı becerebilmektedir. Atatürk ü kastederek "izindeyiz" diyenlerin aslında onun yolunda çalışmayı değil, görevlerinden azade olabilmek için "izinli" olduğunu ifadeye çalıştığını söylerlerdi ki, durum en çok eğitim kurumlarında böyle. Bir insan eğitim döneminde ne alır ve neyi doğru olarak öğrenirse, hayat boyu bunu benimser elbette.

Yaz Kur an Kursları

Camilerde düzenlenen yaz Kur ân kursları ile başka amaçlar için kurulup hizmet veren yaz okulları, aslında eğitimdeki büyük eksikliği telafi gibi bir fonksiyona da sahiptir. Çünkü okula gitmeyen çocuk, uzun süre evde de duramayacağı için, gidebileceği bir yer yoksa sokaklara düşer ve kötü alışkanlıklarla yanlış arkadaşları da buralarda edinir.

"Kur ân kursları alternatif değil" alt başlığıyla yayınlanan aşağıdaki metin, 04.07.2005 tarihinde internette görülmüştü. Ne zaman yazılıp yayınlandığını kesin olarak bilemediğim, ama o dönemde konuşulduğu için iki yıl önce yazıldığını sandığım bu metin Diyanet İşleri Başkanlığı nın konuya yaklaşımını ortaya koyması bakımından önemlidir:

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Kur an kurslarının alternatif bir örgün eğitim olmasının düşünülemeyeceğini belirterek, bu kursların örgün eğitimi tamamlayan, insanın sağlıklı şekilde kutsal kitabı okumasını sağlayan kurslar olması gerektiğini söyledi.

Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı nın konferans salonunda düzenlediği basın toplantısında, gazetecilerin sorularını da cevapladı. Prof. Dr. Bardakoğlu, Kur an kurslarıyla ilgili soruyu cevaplarken, "Kanaatlerimiz farklı olabilir, ama tatbikatımız yasalar çerçevesinde olur. Kanaatimi sorarsanız, din eğitiminin yerinde, zamanında, erken, açık ve şeffaf olması gerekiyor. Nerede ne okutulduğunu bilmemiz gerekiyor. Camilerin camları buzlu, kapıları kapalı olmamalı"  dedi.

Sorunsuz bir Kur ân kursu hedeflediklerini ve sorunları en aza indirmeye çalıştıklarını dile getiren Bardakoğlu, "Diyanet İşleri Başkanlığı kontrolündeki kurslar yüz ağartıcı bir çizgide ilerliyor"  dedi.

Tartışmalara neden olan kaçak Kur ân kurslarının yaz kursları değil, kış kursları olduğunu ifade eden Bardakoğlu, "Kur ân kurslarının alternatif bir örgün eğitim olmasını asla düşünmüyoruz. Örgün eğitimi tamamlayan, insanın sağlıklı şekilde kutsal kitabı okumasını sağlayan bir kurs olmalı. Biz bu kursların Diyanet çatısı altında olmasını savunuyoruz" diye konuştu.

Tatil kitapları

Yaz tatillerinde Kur ân kurslarının yanında çeşitli etkinliklere katılarak kendilerini geliştirmeye çalışacak gençlerimizin okuyacağı kültür kitapları üzerinde de durmak istiyorum.

Ali Haydar Haksal dostumuz, geçen yıl Millî Gazete okuyucusunun profili konusunu ele alan yazılarından sonra "Kitaplar Kitaplar" adlı üst üste iki yazı yazmıştı. Burada üzerinde durduğu bazı isimlerin kitap okuyuşlarından söz ederken şunları söylüyor; gençlerin ihmali için de doğru tespitlerde bulunuyordu:

"Bir yazar yenilerini yazmak için okumak mecburiyetindedir. Almadan vermek Allah a mahsustur. Üretmek için almak gerekiyor. Bu, yazarın algısına bağlıdır. Kitabı, hikemî bilgiyi, doğayı, sohbeti iyi okuyan ve beslenenler var. Üstad Necip Fazıl geçmişten gelen felsefî birikimiyle iyi bir hikmet okurudur. O kitabî bilgilerden yoksun olsa da içteki derinleşmeyle başını alıp gitmiştir. Üstad Sezai Karakoç çok yönlü bir okurdur. Ne yandan bakılırsa bakılsın, insan kendini onda bulur. Nuri Pakdil; haşin, titiz, başını rüzgarlara veren bir uygarlık taşıyıcısı. Zarifoğlu bir doğa okurudur. Dağ rüzgarları saçlarını uçurur."

Burada, Necip Fazıl hakkında pek çok kişi tarafından yanlış bilgilendirilen günümüz gençliğinin bir yanılgısı daha dile geliyor. Sanki Zarifoğlu gibi Üstad da az okur, yahut okumaz... Bu kesinlikle yanlış bir bilgi veya asılsız tevatür... Üstad okunması gereken eserleri okumuş ve mesele edindiği konuların bibliyografyasını elden geçirmiştir. Yüz ciltten fazla tutan eserleri gözden geçirilirse, ortaya büyük bir kütüphane çıkar. Günlük gazeteleri de iyi takip ettiğini biliyoruz. Büyük Doğu ciltleri ortada... Üstadın bir kitabı nasıl okuduğunu, sıradan bir okuyucu olmadığını anlamak için Şevket Rado nun bu konuda yazdıklarını dikkatle okumak gerekir.

Ali Haydar dostumuzun benimle ve yeni nesille ilgili yazdıkları için de teşekkürler:

"... Mustafa Miyasoğlu, roman sonsıızluğuna kulaç atmış bulunuyor, edindiklerini toprağa bolca saçıyor. Toprağa biraz da sert basıyor. Bu yola koyulanların kimi yolu yarıda bıraktı, kimi kör topal yürüyor, kimi kendine direniyor. Elbette bunlara eklenecek çok isim var. Gençler bir lodosla geliyor. Kafaları biraz karışık."

Okulların tatile girmesi münasebetiyle, okunacak kitaplar üzerinde durmak istiyorum.

Bana göre tatil günleri, insanların hiçbir şey yapmadan, bomboş oturup güneşlendiği veya abuk-sabuk şeyler konuşarak sohbet ettiğini sandığı saçma sapan bir zaman dilimi değildir. İnsanın farklı bir çevrede, farklı meşguliyetler, farklı yüzler ve farklı kitaplarla ufkunu geliştirdiği, dolayısıyla yeni meşgalelerle kendini yenilediği bir dönemdir. Böylece insan bedeniyle beyin hücreleri yenilenerek günlük hayatına çok daha dinamik ve başarılı olabilecek bir güvenle dönebilir.

Genellikle tatil kitapları da ülkemizdeki tatil anlayışına uygun, hafif bir üslupla yazılmış metinlerdir. Halbuki her zaman okunmaya değer eserlerde, bilgece bir humor, güler yüzlü hikmetlerle derinlikli gözlemler ve baş döndürücü yücelikler vardır. Bunlar klasiktir ve hiç de zannedildiği gibi, "Ağır ol da molla desinler" üslubuyla yazılmamıştır. Böyle çevrilen klasiklerin maalesef kötü şöhreti oldu. Bu anlayıştan kurtulmalıyız.

Büyük eserlerle büyük şahsiyetlerin dünyasına girebilmek için, rutin hayatın dışında, özel bir zamana ihtiyaç var. Böyle özel bir zamanı tatilde bulabilenler, fırsatı ganimet bilmelidir. O yüzden, büyük eserlerle önemli isimleri bir arada vermek istiyorum. Dehaların hangi eseri okunabilirse okunsun, onlar okuyucusunu büyük bir şahsiyetin dünyasına götürür ve insana yücelme arzusu verir. Yeter ki böyle bir fırsat bulunsun...

Bence her Türk aydını güvenilir bir Kur ân Meali ile Hadis Seçmeleri ve İslam tarihinden sonra, aşağıdaki eserlerle, şahsiyetlere özel bir zaman ayırarak vakit geçirmeden okumalıdır. Özellikle beş isim ve beş de eser seçtim, bunları okumanın insanı ve kutsal metinleri anlamaya da katkısı olur:

İsimler: 1. Mevlana, 2. Shakespeare, 3. Tolstoy, 4. Dostoyevski, 5. Necip Fazıl Kısakürek.

Eserler: 1. Don Kişot, 2, Safahat, 3. Kendi Gök Kubbemiz, 4. Küçük Ağa, 5- Devlet Ana...