Kuran, ilimler ve insanın cezası

Abone Ol

Kalplerinde hastalık olanlar bir türlü inanmayan kimselerdir. Seninle bir olurlar ama başaracağınızdan emin değildirler. Korkularından istemeye istemeye sizi yolda bırakırlar. / İman etmiş olan kimse ise ‘Allah bana ne görev verdi’ der ve onu yapar. Sonuçlarla

ilgilenmez bile. Çünkü yapacak olan biz değiliz, Allah’tır. / Kur’an Mekke’de söylemeye başlamıştı. / Kur’an ne dedi de olmadı / 1400 senedir hep Kur’an’ın dedikleri olmaktadır. / Bugün yeryüzünde dört büyük uygarlık var, başka da bir şey yok. Bunların hepsi peygamberler ve onların getirdiği kitaplar üzerinde oturmuştur. / Sosyalistler peygambersiz uygarlığı kurma çabasına giriştiler. / Sonları ne oldu / Perişan oldular. Yedi bin sene değil yetmiş sene ömürleri oldu. Oysa yedi bin yıldır insanlar Allah’a inanıyorlar, yedi bin senedir de O’nun gönderdiği kitaplarla uygarlıklarını kurdular. Bugünkü Avrupa uygarlığı Kur’an yani İslâm uygarlığının devamıdır, bozulmuş şeklidir. Tüm insanlığın kalbinde maraz vardır, münafıklık vardır. Adil Düzen Çalışanları insanlığı bu marazdan kurtarma çabasındadırlar. (sh.6)

Biz bu kâinatı yaratmıyoruz, biz yaratılan bu kâinatın ne olduğunu ve nasıl çalıştığını öğreniyoruz. Kâinat içindeki görevimizi tam olarak kavramamız için olanların hikmetlerini de bilmemiz gerekir. Bu sebepledir ki ilimler dört çeşittir. / 1) NAZARİ İLİMLER. Varlıkların tabi oldukları genel kuralları öğretirler. Su yüz derecede kaynar. Yahut insanda mülkiyet duygusu vardır. Bunlar için 25 nazari ilim vardır. / 2) TABİİ İLİMLER. Bunlar da kâinatta mevcut olanları bize bildirir. Yeryüzündeki dağları ve nehirleri öğreten ilim bu ilimdir yahut Türkiye’nin nüfusunu öğreten ilim bu ilimdir. Ben gözümü veya başka organlarımı bu ilimle bilebiliyorum. / 3) AMELİ İLİMLER. Bu ilimler de ne yapmamız gerektiğini bize öğretir. Araçlar bu ilimler sayesinde elde edilmiştir. Bu ilimler sayesinde bilebiliyoruz. / 4) HİKEMİ İLİMLER. Bunlar niye böyledir, benim niye bunları yapmam gerekiyor, hangi amaçlarla bunlar vardır ve hangi amaçlarla ben bunları yapmalıyım Bu ilimler de işte bunları bize öğretmektedir. (sh.11)

İNSAN KENDİ YAPTIĞININ CEZASINI ÇEKER.

/ Zehirli ve zehirsiz mantarlar vardır. Bir tabağa zehirli mantar, diğer tabağa zehirsiz mantar konmuştur. Gelen misafirlere tembih edilir; bu mantar zehirlidir, bu mantar ise zehirsizdir. Üstüne etiket de konur; ‘bu mantar zehirlidir yemeyin’ denir. Misafirler inadına zehirli mantar yer de zehirlenirse ev sahibi onlara haksızlık mı yapmış olur / Onlar kendi elleriyle yaptıklarının cezasını çekmektedirler. / Buna şöyle itiraz edilir; ev sahibi zehirli mantarı oraya ne diye koydu, şayet koymasaydı misafirler zehirlenmezlerdi. / İnsanı muhtar bir varlık yapması için Allah böyle yapmıştır. Ev sahibi olarak misafirleri denemektedir. Bana konuk olanlar iyi niyetli midir yoksa bana karşı bir planları var mıdır Onun için mantarları tabağa koymuştur. Zehirli mantarları yiyenler zehirlenip hastaneye gitmişler, yemeyenler ise zehirli olmayan mantar ikramından nimetlenmişlerdir. / Demek ki cehennemin bir tarafı daha ortaya çıkmıştır, hayatta iken zehirlenenler hastaneye götürülüp tedavi edileceklerdir. / İnsan beyni şeytanca düşünmekten geri dönmez; böyle bir düzene ne gerek vardı, misafirleri de kendisi yaratmadı mı !. / İşte bu soruların cevabı Allah’ın “fe’alun lima yürid” olmasıdır. Bizim size karşı O’nun avukatlığını yapmamız gerekmez, O kendisini savunma gücüne sahiptir. Biz sadece bu tabaktaki mantarların zehirli olduğunu hatırlatıyoruz. Sizi ikna etmeye memur değiliz, mecbur da değiliz. İstiyorsanız zehirli mantarları yiyin ve hastane yolunu tutun. / İnsanlar günah işlemekle geleceklerine cehennemi hazırlamışlardır. Zehirli mantar yiyerek hastanelik olmuşlardır. Bütün yaptıklarınızın sonucu anlamındadır. Çünkü orada tüm hesap görülecek, zerre kadar iyilik hesaba katılacak, zerre kadar kötülük de hesaba katılacaktır. / İnsanlar

düşündükleri için değil, kâfir oldukları için değil, kâfir olarak kötü işler yaptıklarından dolayı cezalanacaklardır. / Hukukta da kural budur. Suçun oluşması için suç işleme kastı bulunmalıdır, suç işlenmelidir. Kast etmek de yeterli değildir. Bir kimse kurşun atsa ama kurşun isabet etmese ona ceza verilemez, sadece korkuttuğu için ceza verilir. Eğer mağdurun bundan haberi olmazsa asla ceza verilmez. / Küfretmiş olanlara yaptıkları için ceza verme bu kuralı ifade etmektedir. (Sh.12-13; 698. “KUR’AN VE İLİM” seminerinden aktardım.)