Hz. Davud (as) ve oğlu Hz. Süleyman (as) hem takvada, hem tebliğde hem de cihadda kıyamete kadar gelecek bütün mü’minlere örnek olmuştur. Bu iki peygamberin İ’la-yı Kelimetullah uğruna yaptıkları fedakârlıkların ve kahramanlıkların neticesinde İslâmiyet yeryüzüne hâkim olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de bu şanı yüce peygamberlerin mâceraları anlatılmaktadır. Biz âyet-i kerimelerin ve bu âyeti tefsir eden muteber eserlerin ışığında baba-oğul peygamberlerin maceralarına bakacağız.
Hz. Davud (as) çocukluktan itibaren cihad kılıcını kuşanmıştır. Henüz çocukluk çağlarında babası ve kardeşleriyle iştirak ettiği çok mühim bir savaşta Calut denilen devrin en zâlim bir kralını gebertmişti. Bakara Suresi’nin 246-251. âyet-i kerimelerinde bu savaş anlatılır.
Hz. Davud (as), kendisine peygamberlik vazifesi verilmeden önce de gece gündüz ibadet etmekteydi. Allahu Azimüşşan, Hz. Davud’a (as) peygamberlik vazifesini verdikten sonra, bu sevgili kuluna müstesna kabiliyetler ve mucizeler verdi. Hz. Davud (as), dünyanın en büyük ve en güçlü İslam devletinin temelini atmıştı. Ancak o hazineden tek kuruş almıyor, bir mucize eseri demir külçelerini eliyle hamur gibi yoğurup; zırh, kılıç ve sair malzemeler yapıp satıyor, maişetini böylelikle temin ediyordu. Rabbimiz dört büyük kitaptan biri olan Zebur’u Hz. Davud’a (as) göndermişti. Zebur, daha ziyade bir dua kitabıydı. Hz. Davud (as) ve ümmeti Tevrat’la amel ediyor, hükmü Tevrat’la veriyordu.
Hz. Davud Aleyhisselam Zebur’u yüksek sesle okuduğu zaman, dağlar, taşlar, kuşlar ve sair hayvanlar da bu zikre iştirak ederlerdi. Kur’an-ı Azimüşşan’da Hz. Davud’a (as) verilen bu nimetler Sebe Sûresi’nin 10. ve 11. âyet-i kerimelerinde şu şekilde bahsedilmektedir. Meâlen bakalım: “Şânım hakkı için, Dâvûd’a tarafımızdan bir üstünlük verdik. ‘Ey dağlar ve kuşlar! Onunla berâber tesbîh edin!’ (dedik). Ve ‘Geniş zırhlar yap!’ diye demiri ona yumuşattık. ‘Hem dokumasında ölçüyü gözet (güzel ve yeteri kadar yap) ve (ehlinle birlikte) sâlih amel işleyin! Çünki ben ne yaparsanız hakkıyla görenim’ (diye vahyettik).”
Hz. Davud Aleyhisselam, hem muttaki hem de yiğit bir mücahitti. Allah’ın hükümlerini hâkim kılmak için geceli gündüzlü çalışıyor, zâlimlere diz çöktürmek için kılıcı elinden bırakmıyordu. Nice cihadlarda kullandığı kılıçlardan biri bugün bizim ülkemizi şereflendirmekte, Topkapı Sarayı’nda Mukaddes Emanetler Dairesi’nde sergilenmektedir. Bizzat Hz. Davud Aleyhisselam tarafından yapılan ve nice savaşlarda kullanılan bu kılıcın Mehdi (as) tarafından da kullanılacağına dair pek çok rivayet vardır.
Hz. Davud (as) vefat edince yerine 12 yaşındaki oğlu Hz. Süleyman (as) geçmiştir. Hz. Süleyman, Hz. Davud’un 19 oğlundan biriydi. Babası ve annesi tarafından ihtimamla yetiştirilmiştir. Küçük çocukken de ibadetlerini aksatmaksızın yerine getirirdi. Annesi kendisini sık sık şu şekilde îkaz ederdi: “Ey oğulcuğum! Geceleyin fazla uyuma! Çünkü geceleyin fazla uyumak, insanı kıyamet günü fakir bırakır.”
Hz. Süleyman (as), annesinin bu şekilde gece ibadetine teşvik etmesini her zaman hatırında tutmuş ve teheccüd namazlarını da aksatmamıştır.
Hz. Süleyman Aleyhisselam çok küçük yaşlardan itibaren babasıyla birlikte cihada katılmıştır. Bütün savaş âletlerini kullanmasını mükemmelen öğrenmişti. Çoğu zaman babasının yanında idi ve idareciliği, hüküm vermeyi de öğreniyordu.
Hz. Süleyman, devlet idareciliğini mükemmel bir şekilde uygulamış ve babasının vefatından sonra devleti adaletle yönetmeye başlamıştı. Cenab-ı Hakk’ın kendisine peygamberlik vermesiyle mesuliyeti daha da ağırlaşmıştı.
Cenab-ı Hak, bu dünyayı bir imtihan meydanı olarak yaratmıştı. Kıyameti kopardığında bu dünya bütün müştemilatıyla birlikte yok olacak, daha sonra ebedî hayat safhası başlayacaktı. İşte o vakte kadar bütün yeryüzünde Allah’ın hükümleri hâkim olmalıydı. Rabbimiz (cc) bunun mümkün olduğunu Hz. Süleyman (as) eliyle gösterdi ve bu şanı yüce peygamber zamanında İslâmiyet bütün yeryüzüne hâkim oldu.