Kur'ân-ı Kerîm okumanın mükafatı (III)

Abone Ol

İbn-i Mes ud (R.A.)dan rivayete göre, Resûlullah (S.A.V.)Efendimiz:

"Kur ân-ı Kerîm bazılarına şefaat, yardım edici ve şefaati makbuldür. Bazılarına karşı haklı bir davacıdır. Her kim onu önüne koyar, O na uyarsa, Kur ân-ı Kerîm onu cennete götürür. Her kim O nu arkasına kor, Onunla amel etmezse onu da cehenneme sevkeder"28 buyurdu.

Hal böyle olunca, her işi Kur ân-ı Kerîm in dediği şekilde yapmakla, Kur ân-ı Kerîm i önümüze koymuş, O na uymuş oluruz ve böylece Kur ân-ı Kerîm bizi cennete çeker, Kur ân-ı Kerîm le amel etmeyerek O nu arkaya bırakıp, dünyayı önümüze koyarsak, Kur ân-ı Kerîm bizi cehenneme sevkeder sürer ve:

"İşte böylece yapılır sana, çünkü sana bizim ayetlerimiz geldi de sen onları hemen unuttun, terkettin. İşte böylece bugün de sen unutuluyorsun"29 ayet-i kerimesi manasınca cehennemde unutulmuş, terkedilmiş halde kalırız. ALLAH Teâlâ cümlemizi bu hale düşmekten muhafaza buyursun. Âmin!..

Şimdi bir düşünelim, iyice tefekkür edelim:

a- Bugün ölsek, Kur ân-ı Kerîm bizim hakkımızda şefaatçi mi olur Yoksa davacı mı, şikayetçi mi olur

b- Kur ân-ı Kerîm bizim hayatımızın neresinde Evet iş hayatımızın neresinde, ev hayatımızın neresinde ..

Nevvas b. Sem an (R.A.)den rivayete göre, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

"Kıyamet gününde Kur ân-ı Kerîm ve O nunla amel edenler getirilecekler; Kur ân-ı Kerîm in önünde Bakara ile Âl-i İmran sureleri bulunacak. Bu iki sure için Resûlullah (S.A.V.) üç misal getirdi ki, ben onları hâlâ unutmadım: "Bu iki sure sanki iki bulut yahut aralarında bir nûr bulunan iki siyah gölgelik yahut da sahiplerini müdafaa eden safbeste kanat germiş iki kuş sürüsü gibi olacaktır."30          Kıyamet gününde Kur an-ı Kerim in getirilmesini O nun sevap ve mükafatının getirilmesi şeklinde anlamak mümkün olduğu gibi, yukarıda bazı alimlerin görüşü diye ifade ettiğimiz bir sûrete, bir şekle bürünmüş olarak getirilmesi tarzında da anlaşılabilir. Çünkü bu mümkündür ve Cenâb-ı Hakk ın gücü her mümkünü yaratmaya yeterlidir. Mü minler buna böylece inanırlar. Kur an-ı Kerim le amel etmek, kişinin dünyadaki hayatını O nun emir ve yasakları doğrultusunda nizâma koyması anlamına gelir.

Ayrıca "Kur an-ı Kerim ehli" denilen kimselerin, sadece Kur an-ı Kerim hafızları, O nu güzel sesle tilâvet edenler veya yüzünden okuyanlar demek olmadığını, esas Kur an-ı Kerim ehlinin O nu ezberleyip okumanın yanında Kur an-ı Kerim in muhtevasıyla amel edenler, hayatlarının her safhasını O nun emir ve yasakları doğrultusunda tanzim edenler olduğunu bu hadisin açık ifadeleriyle bir kere daha anlamış oluyoruz. Böyle olmayanlara Kur an-ı Kerim in şefaatçi olmayacağı hatta aleyhlerinde şahitlik yapacağını, çünkü Kur an-ı Kerim, sadece okunmak için değil, kişilerin ve toplumların hayatında uygulanmak için gönderilmiştir.

ALLAH ın sadece okunması için bir kitap göndermeyeceğini her aklı selîm kabul eder. Şayet öyle olsaydı, Kur an-ı Kerim bir takım itikâdî, amelî ve ahlâkî hükümler koyup aynı zamanda bunlara eksiksiz uyulmasını istemez, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de bunları sadece insanlara tebliğ etmekle yetinir, uygulanması ve hayat tarzı haline getirilmesi için ömrü boyunca her türlü eziyete katlanmaz, hicret etmez, cihad yapmaz, zahmetsiz ve külfetsiz bir hayatı tercih ederdi. O ndan sonra gelen râşid halifeler ve daha sonraki dönemlerde İslâm toplumlarını yönetenler de böyle hareket ederlerdi. Oysa, İslâm ın her safhası ve bilinen uzun tarihi bu söylenilenlerin tam zıddı bir hayat gerçeğini yansıtıcı sahneler ve tablolarla doludur. O halde Müslümanlar için aslolan, Kur an-ı Kerim i hayata hâkim kılma niyeti, düşüncesi ve gayreti içinde olmaktır.