“İki türlü hüküm vardır. Biri; hukuk onu korumaz, onlara riayet etmeyenlere de bir müeyyide uygulamaz, yani cezası yoktur. Domuz eti böyledir. Hukuk onu korumaz ama domuz eti yiyenlere de bir ceza verilmez. Bunlar Kur’an’da ‘helal’ ve ‘haram’ olarak belirtilmiştir. Haramları koruyan kimse yoktur. Helallere başkaları dokunduğu zaman onu koruyan, onu güvence altına alan bir teşkilat vardır. Buna ‘kamu’ diyoruz. Ocak, bucak, il, ülke ve insanlık bu amaçla kurulur. Haramları işleyenleri koruyan bir örgüt olmaz. / Her ocak, her bucak, her il ve her ülke kendi düzenlerini kendileri kurarlar, kendi helallerini ve haramlarını kendileri koyarlar; kendi helallerini de onlar korurlar. / Kur’an ne diyor, Kur’an ne yapıyor / Kur’an önce kendi ocaklarını ve bucaklarını kurarak kendi helallerini korumayı emretmektedir. Sonra göstererek insanlığa kurtuluş yolunu göstermektedir. Sonra hakemlik müessesesini koyarak insanlar arasındaki nizaların hakemler yoluyla çözülmesini istemekte, hakem kararlarına uymayanlara karşı dayanışma içine girmelerini istemektedir. / Kur’an, dayanışma içine girmiş olanlara, `Ey iman etmiş olanlar’ diye hitap etmektedir. `Âmenû’ sigası hem mufaale hem de if’al bâbından gelir. İf’al bâbından getirirseniz başkasının güvenini temin etme demektir. Mufaale babından getirildiği zaman da dayanışmayı yani birbirlerinin güvenini temin edenler demektir. / Müminler kendi aralarında dayanışma içine girerek kendi güvenliklerini temin ederler. Ayrıca kendilerine cizye verenlerin de güvenliklerini sağlarlar, hakem kararlarına uymayanları hakem kararlarına uyacak hâle getirirler. / Kur’an’ın koyduğu en önemli ilke tek tanrılık ilkesidir. Yeryüzünde hakemliği kabul eden tüm insanlar tek ümmettir. Aralarında niza olursa hemen hakemlere giderler. Hakem kararlarını değişik devletler ve ordular korurlar ama bunlarda vahdet vardır. Hepsi hakem kararlarına uyarlar. Başkanların kararlarına geçici olarak uyarlar, sonra hakemlere giderler. / Ocakta nöbet tutanlar ocağın müminleridir. Bucakta nöbet tutanlar bucağın müminlerdir. İlde nöbet tutanlar ilin müminleridir. Ülkede nöbet tutanlar ülkenin müminleridir. İnsanlıkta nöbet yoktur. Bunlara askerlik bedelini verenler de müslimlerdir. Her yerin bedeli ayrıdır. Ocakta ocak bedeli, bucakta bucak bedeli, ilde il bedeli, ülkede ülke bedeli vardır. Kişi her kuruluşta ayrı kişiliğe sahiptir; ilde bedelli, ülkede nöbetli olabilir.” (s.4)
“Müminlerin en önemli vasfı hakem kararlarına uymadır ve hakem kararlarına uymayanlara karşı cihat yapmadır. Müminlere karşı olanlar ise mevcut zulme devam etmek isterler, haksızlıkların sürüp gitmesini isterler. / Yüzde 10 barajı bir zulümdür. Dar bölge sistemi zulümdür. Kişi nerde olursa olsun bir kişiye veya partiye oy verdi mi oyu geçerli olmalıdır. Yüzde 5 barajı milletvekili olmak için değil hükümete katılmak için gerekli olabilir. Bir milletvekili yeter oy aldı mı meclise girmelidir. Hattâ oy alıp meclise giremeyenler oylarını birleştirip birini gönderebilmelidirler. Temsil ile istikrar arasında bir ilişki yoktur. İstikrarsızlık ekseriyet sisteminden doğar. Hükümeti nisbi sistemle kurarsanız istikrar sorunu kökünden çözülür. / AK Parti on sene boyunca yüzde 10 barajını korudu. Neden Çünkü işine geliyordu. / Mevcut zulüm düzeninde güçlü olanlar birleşir ve yenilik yapanlara karşı savaş açarlar. İşte, yenilik yapmak istemeyenler babanız da olsa onları veli ittihaz etmeyeceksiniz.”
“İslâm düzeninin temeli dayanışmadır. İnsanlar farklı ülkeler, farklı iller, farklı bucaklar ve farklı ocaklarda yaşarlar. Özgürlüklerini hicretle sağlarlar. İçtihatlarına uymayan bir düzen içinde yaşayan topluluğu terk etme de görevdir. Bunun dışında aynı toplulukta yaşayanlar ilmî, ahlâkî, meslekî ve siyasî dayanışma ortaklıklarını kurarlar ve dayanışma ortaklığının ortakları kendilerine özgü hükümlere tâbidirler. / Dayanışma ortaklığının tanımı şöyledir. / Birine gelen bir musibet hepsine gelmiş kabul edilir, o musibeti birlikte def ederler. Bu musibetler savaştır, fitnedir, zelzeledir, yangındır... Bunun dışında bir meslek icra edilirken ortaya çıkan kazalardır. Bilgisizlikten olanları ilmî, beceriksizlikten olanı meslekî, ihmalden olanı ahlâkî, kasten yapılanları siyasî dayanışma oraklıkları tazmin ederler. / Demek ki `Adil Düzen’i kabul etmeyen bir partiye giremezsiniz, `Adil Düzen’i kabul etmeyen bir şirkete ortak olamazsınız, `Adil Düzen’i kabul etmeyen bir mecliste milletvekili olup yönetimde görev alamazsınız, sadece tebliğ için orada bulunabilirsiniz...” (s.5)