Avrupa Birliği, kendisini Hıristiyan Kulübü olarak
tanımlıyor mu, evet. Bunun, Avrupa nın dindarlığıyla bir ilgisi yok. Avrupa da,
kiliseye gidenlerin, kendini dindar olarak tanımlayanların oranı sürekli
düşmekteyken, nereden çıktı bu Hıristiyan Kulübü tanımlaması peki
Hıristiyanlık, Avrupa için bir kimlik ve kendini
tanımlama, dünyanın geri kalanından, ayırt etme vasıtasıdır. Avrupa, tarihi
boyunca, kilisenin ağır tahakkümüne ve dogmatik kafa yapısına karşı, mesela
Rönesansı gördü, Reform hareketleriyle birlikte kendi içinde mezhep savaşları
yaşadı, Aydınlanma ile birlikte sekülerliğini ilan etti. Bugünün Avrupa
toplumları da, dini yönden Hıristiyanlığı eskisi kadar önemsemiyor olabilir.
Ancak Avrupalı prototipi, dindar olsun veya olmasın
Hıristiyanlık tan bağımsız ele alınamaz bir vakıadır. Avrupa, dünyanın geri
kalanından kendisini tarihin her döneminde ayırdığı gibi bugün de ayırıyor ve
bu bağlamda da Hıristiyanlık kimliği belki de en başta gelen ayırt edici
özelliği oluyor.
29 Ekim 2004 tarihini hatırlayalım. Roma da bulunan
Palazzo dei Conservatori sarayındaki o meşhur imza törenini Orazi e Curiazi
adlı salonda, İslamiyeti yok etmeye yemin etmiş Papa X. Innocenzo nun heykeli
önünde atılan imzaları Atılan imzalar, AB Anayasası ile ilgili niyet
antlaşmasına aitti. AB ye giden yolun başı sayılan 1957 deki Roma Antlaşmasının
da aynı yerde imzalanması, AB nin temelinde Hıristiyanlık olduğuna delalet
etmiyor mu Papa nın huzurunda başlamaları başlı başına niyet göstergesi değil
mi
2004 teki, Türkiye nin de yer aldığı imza töreninin,
Vatikan tarafından Avrupa Birliği Anayasası Niyet Antlaşması Papa X.
Innocenzo nun kutsaması altında gerçekleşti şeklinde değerlendirilmesi ise
yoruma ihtiyaç bırakmıyor bile.
Bugün, AB ile Türkiye arasındaki zirvenin sonuçlarından
hareketle AB ye üyelik hedefine yaklaştık deniyor. Ne için toplandı bu zirve
AB yi mülteci sorunundan kurtarabilmek için. AB bu uğurda, Türkiye ye aleni
bir rüşvet (3 milyar avro) bile önerdi hatta. Yetmedi, hem daha fazla para, hem
de vize serbestisi istedik. Meselenin özeti şudur; Türkiye, 3 milyar avro ve
vize serbestisi rüşvetlerine AB nin yükünü sırtlanmayı kabul ediyor. Bu
anlaşma, AB yle Ortadoğu arasındaki tampon bölge olduğumuzu kabul etmemizdir.
AB ne cevap verecek, şartlarımızı kabul edecek mi, bilinmez. Ancak şöyle bir
gerçek de var; Bir miktar para ve vizesiz geçiş uğruna, mültecilerin sırtından
kazanç sağlamış olmayacak mıyız Bu bir fırsatçılık değil midir
Anlaşma neticesinde, siyasi iktidarımız (ki AB ye üyelik
müzakereleri başladığında gündüz vakti havai fişekler atarak kutlamışlardı)
büyük bir zafer kazanmış edasındadır. Kazanılan nedir peki Haziran da
başlayacağı söylenen AB ye vize serbestisine mi, 3 milyar avroya mı bu denli
seviniyoruz Yoksa, AB ye üyeliğe doğru yelken açmamıza mı Ki, AB tam üyelik
konusunda herhangi bir işaret vermediği gibi, Türkiye nin de bir Hıristiyan
Kulübü olan AB ye duyduğu aşkın hiçbir mantığı yoktur.
Her ciddi hamlesini, İslam düşmanı bir Papa nın
huzurunda (!) yapan bir Birlik in peşinden bu kadar ısrarla gitmek niye Hele
ki, Türkiye aleyhinde olduğunu bu kadar açıkça ilan eden üye ülkeler de
ortadayken bu üyelik ısrarının gerekçesi nedir AB ye gireceğiz diye
kendimizi yırtarken, Avrupa nın açıkça veya ima ile önümüze koydukları AB,
Hıristiyan kulübüdür önermesini neden ısrarla görmezlikten geliyoruz
AB nin Türkiye ye bakışı, kapısının önündeki bekçiye
bakışından farksızdır. Bu son zirve de, AB yi mülteci krizinden kurtarma
operasyonudur. Biz niye durduk yere gelin güvey oluyoruz Hıristiyan Kulübü nün
kapı bekçisi olmaktan öte köy yok ki bize bu yolda!