Bir fantazya, kitaplar canlanıp dile gelse hangi şiiri
terennüm ederler acaba
Sanırım ne yapıp edip kendi içlerinden bir Yunus Divanı
bulurlar Belki baştan sona bir şiiri değil, ama oradan şu iki dizeyi mutlaka
okuyup gönüllenirler:
Eğer beni öldüreler/Külüm göğe savuralar
Kitaplar nasıl ölür Yanlış bir soru oldu bu. Kitaplar
ölmez; belki öldürülebilir! Kitapları birkaç şekilde öldürebilirsiniz: Bir,
yayınlamayarak, yayınlanmasına engel olarak yahut yayınlananı rutubetli
depolarda tutarak. İki, onları
okumayarak, tozlu raflarda tutsak bırakarak. Üç, zalimane bir şekilde, yakarak,
yakıp kül ederek! Dördüncü, beşinci, altıncı maddeleri de saymak mümkün, ama
uzatmayalım.
Bu ve benzeri eylemleri yapan kişi kitaba değil, kendine
kastetmiş olur. Kitabı öldüren, kitabı ölüme sevk eden aslında kendisine
kastediyordur.
Bizim için kitapların anası Kur an-ı Kerim dir. Onu
öldürmek mümkün değil. Fakat ona kendisini yasaklamak mümkün. Böylelerinin
halini bilirsiniz, o zalimlik yoluna girmişlerin nasıl helake uğradıklarını
duyar, okursunuz; duymuşsunuzdur, okumuşsunuzdur.
Kur an ı unutanlarla, onu aslî işlevinin dışında
tutanlarla ilgili Âkif in şu dizeleri ne ibret vericidir:
Ya açar nazmı celilin bakarız yaprağına
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına
İnmemiştir hele Kur an şunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için.
Kur an a yönelik bu bilinçsiz tutum bir yana, ona zaman
zaman bilinçli bir şekilde uygulanmış saldırılar da olmuştur. Bu saldırılarla
ilgili ayrıntılara fazla girmeyeceğim, fakat bir örnek vermekten de geri
durmayacağım:
Hasan Aycın ın Müşahedat ında anlatılıyor. O da amcasından
dinlemiş. Olay Balıkesir de geçiyor. Sanırım 30 lu yıllar. Durun, en iyisi
Kitap Külleri başlıklı bölümden bir miktar aktarayım:
Hayvan pazarı Hamidiye Câmii nin orada derenin
boyundaydı. ( ) Biz de orada handa kalıyorduk./ Geceleri birtakım insanlar
geliyorlar, çuvallar ve bohçalar içinde getirdikleri kitapları hayvan pazarına
atıp hızla uzaklaşıyorlardı. Küçük bir dağ gibi yığıldığını gördüm kitapların.
Başında jandarmalar nöbet tutuyorlardı. Gündüzleri kitap çalmak için çocuklar
geliyordu. Kitaplara yaklaşanlara şöyle bir görünüyordu jandarmalar, çalmayı
başaranların arkasından:
-Tutun şunu, yakalayın, diye bağırıp gülüşüyorlardı.
Ben de bir kitap çaldım ordan. ( )
Kitabın bazı yapraklarına muska biçiminde katlanmış
yaldızlı kâğıtlardan nişanlar takılmıştı. ( ) Sonra kitabı peşkire sarıp
heybemizin gözüne sakladım. Koşup babamı çağırdım. Kitabı görünce yüzü sakardı,
bir tuhaf oldu. Diz çökerek üç kere öptü onu.
- Mushaf mı, Mushaf mı diye sordum.
- Haydi sen git köftecinin oğluyla oyna, dedi.
Ağlıyordu.
Hasan Aycın ın amcası gözlemlerinin devamını da anlatır:
Hayvan pazarına baktım, bomboştu. Ne jandarmalar vardı
ne de kitaplar. Etrafa yoğun bir yanık kokusu sinmişti. Dereye doğru koştum.
Sonra jandarmaların oturup saatlerce küt oynadıkları yere gittim. Küt taşları
orda duruyordu. ( ) Bir de bir sürü izmarit. Kahve çöplüğündeki kadar izmarit
vardı nerdeyse. Ve sabah esintisinin küllerini etrafa savurduğu yanmış kitap
artıklarından bir yığın
Kitapların yakılışları, yok edilişleri ile ilgili
yüzlerce, binlerce tarihi kayıt var. Burada her birine birer atıf yapsak
sütunlar, sayfalar yetmez. Ama en azından şunu biliyoruz, özellikle Türkiye de
kitapların küllerini yele verme işleri darbe dönemlerinde oluyor, yoğunlaşıyor.
Üstteki örneğin bir benzeri sayılmaz belki, ama yine de
anlatayım. 80 Darbesi sonrasıydı. Üniversiteden kaydım silinmiş, inşaat
işçiliğine başlamıştım. İzinli günlerimde zaman zaman kaydımın silindiği okulun
bulunduğu semte gider, arkadaşlarla görüşürdüm. Bir keresinde oralarda dolaşıp
dururken iki polis memuru önümü kesip karakola davet ettiler. Birkaç sorgu
sualden sonra da aradıklarını bulamamış olacaklar ki, izin verdiler, gittim.
Kitapların suç aleti olarak televizyonlarda silahlarla birlikte sergilendiği
yıllardı. Benim küçük maceramı duyan ev arkadaşım olası baskını kolaylıkla
bertaraf etmek için kitap temizliğine girişti. Bereket ki tehlike arz edecek
çok kitap çıkmadı kitaplıklarımızda. Hepi topu tek kitapla tamamladı arkadaşım
hamlesini. O gün, havalandırma deliğinden atılmıştı Emeğin ve Emekçilerin
Tarihi
Ha 23 sonrası ha 80. Böylesi sert tarih yaprakları
kitapları nasıl da kül etti, milleti ne biçim kör etti
49. yılını idrak ediyormuşuz Kütüphane Haftası nın. Şuna
bakın, hâlâ kitapsızlığa karşı, kitabı savunan yazılar yazıyoruz