Kültür birey ve toplumların aynasıdır. Dolayısıyla bu aynanın yüzeyinde oluşacak her şey insanı da etkilemektedir. İklim, çoğrafi şartlar, yerel zenginlikler, ekonomik durum, teknoloji , siyaset, bilimsel gelişmeler ve bu unsurlarda meydana gelecek değişimler kültürü etkileyebileceği gibi, kişilerin yaşam tarzlarını da uzun vadede değiştirebilmektedir.
Mesela bir ev hanımı sürekli izlediği televizyon kanallarında, tüketim teşvikinden etkilenip, aşırı tüketime yönelmekte hatta alışveriş hastası olabilmektedir. Ekranlarda, mankenlerin sık sık ön plana çıkartılması, filmlerde, reklamlarda, işlerlerinde aranan zayıf ve zarif kadın imajı kadınların düşüncelerini bu noktada etkilemekte ve artık kadınlar diyetisyenlere giderek incelmeye ve istenen normlara ulaşmaya çalışıyorlar.
Bugün bir toplumdan öteki topluma kültür aktarımı medyayla çok daha yaygın ve etkin bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Medya ve iletişim aygıtlarının, vermek istediklerini çok çabuk verebilmesi, psikolojik etkileşim kurallarını kullanarak istediklerini empoze edebilmesi, kültürlerin değişimini doğal olarak ta insanların davranışlarını etkilemektedir.
Oysa biz müslüman toplumların, her fırsatta karşımıza dikilen, insanlarımızı, etki ve baskı altında tutan, değiştiren ve dönüştüren bu zihniyetlere karşı çok güçlü kalkanlarımız var. Bu kalkanlara tutunduğumuz sürece gelecek zararı geri tepmemiz mümkün olacaktır.
Hazreti Peygamber (sav), ümmetine her zaman başvuracakları ve kendi özvarlıklarını koruyabilecekleri bir tavsiyete bulundu. "Size iki şey bırakıyorum, eğer onlara sarılırsanız, kurtulursunuz. Biri Kur‘an-ı Kerim, biri Sünnet...
Ne zaman ki bu iki kuvvet müminlerin hayatında uzaklaştırıldı, bozulmalar, ruhsal sancılar, çıkmazlar, kaoslar baş göstermeye başladı.
İnsanlar psikolojik rahatsızlıklardan, sosyal sorunlardan manevi çöküntülerden, ruhsal boşluklardan söz etmeye başladılar. Bilinçli ve uyanık olmalıyız
TYNBEE, Hatıralarında şöyle der: "Her nesil atalarının kendisine miras bıraktığı bir karma yükü taşır. Yaşayan nesil hayata özgür değil, geçmişin esiri olarak başlar. Bereket versin ki, esir ve çaresiz değildir. Mirası aldığı adetin prangalarını kırma gücü kendisinde mevcuttur fakat onları ancak muazzam bir çabayla kırabilir, üstelik özgürlüğü aldatıcı değildir ama hiçbir zaman da tam değildir" (Toynbee, Hatıralar, tecrübelerim, Klasik, 1965)
Tynbee, kişinin burada geçmişin esiri olabileceğini vurgularken, kişinin geçmişe ait aktarımlarını hiç sorgulamadan alma ve kabullenme zorunluluğunu ortaya koyuyor. Elbette geçmişten gelen değerler bütünü, yaşanmış bir takım tecrübelerin eseridir ancak, dinimiz, izlenecek yolun ve yaşam tarzının, ister geleneğin, ister kültürün bir sonucu olsun, şuurlu ve uyanık olmayı, vahiyle örtüşmeyen geleneği hayatın dışına atmayı öngörüyor. Sanırım burada üzerinde durulması gereken de kişinin bilinçli ve şuurlu olmasıdır.
Toplumlar geçmişten gelen geleneklere hem yatkın he açık bir ifadeyle bu konuda, taassupkardırlar, yani oldukça dirençlidirler, bu değerlerden ödün vermezler. Aleks Carrel meşhur yapıtı, Yarınlara Doğru Dua‘da şöyle der: "Bugünkü tatbikatlar bundan öncekilerin yaptığı çalışmanın mahsulüdür. Bugün bu tecrübelerden faydalananlar, ilim ağacının binbir zahmet içinde yetiştiren fakat onun meyve verdiğini göremeyen öncülere şükran borçludurlar..." Medeniyetin hamileri ilk insanlık tarihini oluşturan değerli şahsiyetlere kadar uzanır. Buradan yola çıkarak, tarih ve medeniyetin, temelini oluşturanlara göre değişim ve dönüşüm gösterdiğini söyleyebiliriz. Yani her nesil, kendinden öncekilerden devraldığı geleneksel zinciri kanıksadığı gibi ona bir şeyler de eklemiş ve sonrakilere bırakmıştır. Bu ilaveler vahiyle örtüşmediği zamanlar, geleneği kökten yozlaştırmış aslından uzaklaştırmıştır. Çünkü burada insanın kişisel çıkarları, bencilliği, ihtirasları devreye girmiş, erdem ve faziletlerini binasını zedelemiştir .
Kusur arayanlar ve çözüm üretmeyenler
Çok eskiden, Hindistan‘da meşhur bir ressam varmış. Bu ressam yaşadığı ülkede herkes tarafından beğenilir ve yapıtları dilden dile dolaşırmış. Bu ressamın başarılı bir de öğrencisi varmış. Öğrencisi, "artık sizden öğreneceğimi öğrendim, bundan sonra ben de usta olarak çalışabilirim" demiş. Hoca öğrencisinin bu düşüncesine saygı göstermiş, fakat kendisine son olarak bir tablo yapıp getirmesini istemiş. Talebe yoğun bir çalışmanın ardından yaptığı tabloyu hocasına getirmiş ve onun onayını beklemiş. Ünlü ressam resme bakmış sonra artık sen bir ressam sayılırsın. Ama bu resmi halk değerlendirecek, şimdi bu resmi al şehrin kalabalık meydanına as ve yanına da bir kalem koy, halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı yaz, birkaç gün sonra da resmi bana getir demiş. Talebe hocanın söylediklerini yapmış ve resmi asıp gitmiş. Birkaç gün sonra resmi almaya gittiğinde resminin neredeyse tamamın çarpılarla çizildiğini görmüş. Büyük bir emek verdiği tabloyu bu şekilde görmek ona çok acı vermiş. Tabloyu alıp hocaya götürmüş. Hoca, üzülme şimdi bir resim daha yap ve bana getir demiş. Talebe büyük bir titizlikle yeni bir tablo daha çalışmış ve hocaya getirmiş. Hoca bu resmi de aynı yere as ve kalemle "insanların resme bakmalarını beğenmedikleri yerleri düzeltmelerini rica eden bir yazı yaz" demiş. Talebe yine aynı şekilde hocanın tavsiyelerini yerine getirmiş ve evine gitmiş. Birkaç gün sonra resmi almaya geldiğinde büyük bir şaşkınlık yaşamış. Çünkü resme kimse el dahi sürmemiş, kalem hiçbir şekilde kullanılmamış. Talebe tabloyu alıp hocaya götürmüş. Bunun üzerine ünlü ressam, insanların fırsat verildiğinde eleştirilerinde son derece acımasız olabileceklerini, ancak aynı konuda fikir beyan etmelerini istediğinizde kimsenin sesinin çıkmayacağını ifade etmiş.
Gerçekten, insanlar birinin açığını yakalamak, birinin kusurunu deşifre etmek için büyük bir çaba gösterirler. Oysa herhangi bir konuda destek beklediğinizde ya da neler yapabilirim dediğinizde kendilerini yormazlar, size destek olmazlar. Tabi istisnalar her zaman vardır ancak genellikle insan doğası budur.
Obezite tedavisine SGK desteği
Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) bir süre önce obezite tedavisini, fizik tedavi ve rehabilitasyon içinde ödeme kapsamına alması ile obezite hastalarına zayıflamak için farklı bir seçenek sunuluyor. Romatem Hastaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Köksal Holoğlu, obezitenin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye‘de de her geçen gün arttığını söyledi. Holoğlu, obezitenin sadece kozmetik bir sorun olmadığını vurgulayarak, "Obezitenin kalp-damar hastalıkları, tansiyon, diyabet, inme (beyin damarlarının tıkanması sonucunda gelişen felç), uyku apnesi, osteoartrit gibi hastalıklarla olan ilişkisi bilimsel çalışmalarla ortaya çıkarılmış durumda" dedi.Obezitenin tedavisi için fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarından da yararlanıldığını belirten Holoğlu, "Aşırı kalori veya ilaçlara bağlı olarak ortaya çıkan obezitede, hasta, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzman hekiminin başkanı olduğu bir ekip tarafından değerlendiriliyor. Hastalığa ve hastaya özgü rehabilitasyon programlarıyla kişinin hem kontrollü kilo vermesi sağlanıyor hem de kilo nedeniyle azalmış veya kaybedilmiş kas-iskelet fonksiyonları eski haline geri döndürülüyor" şeklinde konuştu. Holoğlu, rehabilitasyon programına alınacak hastaların tanılarının, bir dahiliye (endokrinoloji) uzman hekimi tarafından konulması gerektiğini ifade etti.