İnsanın Yaratılışındaki Hikmet
Varlıklar içinde en son yaratılan insanı yaratılmışların
en şereflisi yapan husus, şüphesiz yeryüzünde Allah ın halifesi olarak
yaratılmış olmasıdır. Allah sizi topraktan yaratmış ve size yeryüzünü imar
etmeyi emretmiştir. ayeti kerimesinin
meali göz önünde bulundurulduğunda halife oluşun ilk anlamı; yer yüzünün
madden, manen, ahlaken, ekonomik ve siyasi olarak imar ve ıslah edilmesidir. Bu
husus, yazımızın doğrudan konusu olmadığı için konu hakkında daha geniş bilgi
için ilgili ayeti kerimenin tefsirlerine bakılabilir.
Islah ve imarın mahiyeti ve tecellisi üzerinde tefekkür
ettiğimiz vakit, acaba insana niye böyle bir görev verilmiştir veya böyle
bir göreve ve görevliye ne hacet vardır gibi sorulara verilmiş olan en güzel
cevabın, bütün güzellikleri yaratan güzellerin en güzeli tarafından verilmiş
olduğuna şahit oluyoruz. Ben sizin bilmediklerinizi bilirim . Başta tasavvuf
ve ahlak alanında yazılmış kitaplara dayanarak, burada zikredilen ilahi
hikmetin Allah ın sıfatlarının tecellisi olduğunu ifade etmek mümkündür.
Rivayet senedi tartışmalı olmakla birlikte içeriği kabul görmüş olan meşhur
kenz-i mahfî hadisi bu konuyu özetlemektedir. Genel anlamda kainatın özel
anlamda ise insanın yaratılış hikmetine dair söylenmiş en güzel ve özet ifade budur. Şu halde insana hayat verilmesi ve diğer
nimetlerin bahşedilmesi, Allah ın rahmet, merhamet ve ikram sıfatlarının
tecellisidir. İnsanın bir takım eylem ve icraatlarda bulunması ile kudret ile
ilgili sıfatlar tecelli eder. En önemlisi de insanın kulluğuna ait gerekleri
yerine getirmesi ile rubûbiyet ve ulûhiyet sıfatları tezahür etmektedir.
Böylece insanın yaratılışında ve yaptıklarında ilahi isimlerin hepsinin tecelli
ve tezahürüne örnek bulmak mümkündür.
İnsana Yüklenen Sorumlulukların Karşılığı
İlahi hikmet açısından meselenin izahı böyle olmakla
birlikte; bu yazımızda konuyu insan açısından incelemeyi arzu etmekteyiz.
Özetle ifade etmek gerekirse bu yazımızda ilahi hikmetin tecelli etmesi
açısından durum böyle olmakla birlikte; insanın kendisine yüklenen bu ağır
sorumluluk karşısındaki konumu nedir, sorusuna cevap arayacağız. Allah adildir.
Bu yüzden hiçbir canlıya tahammül edemeyeceği ve altından kalkamayacağı
sorumluluğu yüklemez. Dahası adalet,
bütün canlılara eşit sorumlulukların yada doğru ifade ile her canlıya verilen
nimet ölçüsünden sorumluluk yüklemeyi iktiza etmektedir.
Bakara Suresi 30. Ayeti kerime ile Zâriyât suresi 56.
Ayeti kerimelerin meali şerifleri itibara alındığında insana yüklenen temel iki
sorumluluk vardır; ibadet ve yer yüzünün imarı. Ağaç dikmek, mescit, bina, yol
ve köprü inşa etmek; sadaka-i cariye olarak isimlendirilmiş ve böyle hayırların
sevabının kıyamete kadar katlanarak devam edeceği ifade buyurulmuştur. Ayrıca insanlara faydalı işler yapmak ve
insanlardan gelen eziyetlere tahammül etmek, hem kulluğun en güzel şekli hem de
ecir bakımından en değerli şeyler olarak tarif edilmiştir. Başta aile ve akraba
olmak üzere insanlardan gelen eziyetlerin, birçok günaha kefaret olduğu da
ifade edilmiştir. Şu halde insana bu sorumlulukların yüklenmesi, insana bir
zulüm yada zorluk değil; bilakis ikram ve ihsandır. İnsan, bu sayede melekler
de dahil tüm canlılardan daha faziletli bir konuma gelebilir. Yine bu sayede
Allah katındaki değeri artar. Yine insanlara faydalı olduğu ve onlarla iyi
geçindiği sürece Allah ın gazabından emin ve uzakta olur. Ömründe tek bir
iyilik yaptığı halde, kıyamet günü, bu bir tek iyiliğini benim işime yaramaz
ama senin terazinde iyiliklerin ağır basmasına vesile olur diye günahları ve
sevapları denk gelen mümin kardeşine hediye ettiği için Allah Teâlâ tarafından;
Ben kullarıma karşı senden daha cömert ve daha merhametliyim diye taltif
gören ve sırf bu yüzden cennet nasip olan kulun durumu, bu meselenin izahına en
güzel örnektir. Mazlumların gözetilmesi,
fakirlerin doyurulması, zulmün defi, insanlar arasında adalet ile hükmetmek
gibi sorumluluklar da işte bu gerekçe ile insana yüklenmiş; bir saatlik adil
idarecilik yapmanın yüz yıllık nafile ibadetten daha makbul olduğu ifade
edilmiş ve muhtaç/zayıf kimseleri
gözetmeyenlerin ilahi gazaba muhatap olacakları ve ilahi cezayı hakettikleri
ifade buyurulmuştur.
Genel Olarak İbadetlerin Hikmeti
Şimdi asıl konumuz olan ibadetlerin insan açısından önem
ve değerine dönecek olursak ibadetlerin insan üzerinde 5 farklı cihetten
faydası olduğunu söyleyebiliriz. Bunu söylerken, ibadetleri öncelikle Allah ın
emri olduğu için yaptığımızı, ilahi hikmetin bizim bildiklerimizden başka da
olabileceğini ve ibadetler için sayılabilecek hikmetlerin sadece bunlarla sınırlı
olmadığını ifade etmekte fayda vardır. En doğrusunu ve en iyisini bilen
şüphesiz Allah tır. Şeriatta bir eksiklik yada kusur veya bir ihmal yoktur.
Kusur veya yanlış ifade var ise bu insana aittir.
1. İbadetler,
insanın gerçek sahibi ile irtibatı ve asıl görevini unutmaması için bir
vesiledir. Örneğin kişi, namaz ile günde beş defa herşeyin sahibinin huzuruna
çıkma şerefine nail olur. Böylece hem bütün dünyayı güzellikleriyle ve
sıkıntılarıyla arkada bırakır hem de günde beş defa bu dünyada ne yapmakta
olduğu üzerinde tefekkür etme fırsatına erişir. Oruç sayesinde de kişi;
Allah ın kendisine bahşettiği yiyecek, içecek ve diğer nimetlerin kıymetini; bu
nimetlerin gerçek değerini ve geçiciliğini, asıl geçici olmayan nimetlerin
geçici olanlardan ne kadar daha güzel olduğunu tefekkür ve idrak eder.
2. Müminin
Allah ın koyduğu esaslara uygun olarak yaptığı her işte ecir ve sevap vardır.
Örneğin besmele çekerek ve Allah Resulü Sallellâhu Aleyhi ve Sellem in tarif
ettiği gibi su içmek; yine kişinin kendisine helal olan eşiyle münasebeti gibi
her işte mümine sevap yazılır. Bütün iyiliklere en az on kat sevap
vaadedilmiştir. Fakat oruç ibadeti için
bir sınır yoktur. Allah Teâlâ, şartlarına uygun olarak tutulan oruca sınırsız
ve sonsuz nimetler vadetmiştir.
3. İbadetler
başta olmak üzere yapılan tüm iyiliklere en az on kat sevabın verilmesinden
başka; ilahi rahmet, yapılan iyilikler miktarınca kulun kötülüklerini de
silmektedir. Yine bu bağlamda yapılmak istenen bir kötülükten vazgeçmek, pişman
olmak ve tevbe (tövbe) etmek de hem ilahi mükafatı celbetmekte hem de kulun
diğer kötülüklerini silip yoketmektedir. Hadisi şeriflerde bir tek gün tutulan
orucun karşılığında kulun cehennemden yetmiş veya yüz yıl uzaklaşacağı yani
cehenneme girmesinin daha da zorlaşacağı ve bir o kadar da günahının silineceği
ifade buyurulmaktadır. Başka hadisi
şeriflerde ise, şartlarına uygun olarak zamanında tutulan tek bir gün orucun
karşılığında kul ile cehennem arasında yerle gök arasındaki mesafeden daha
fazla bir engelin/hendeğin konulacağı müjdesi verilmiştir.
4. Ecir
kazanmak ve günahlardan kurtulmak gibi lütuflar, kula vaadedilen uhrevi
mükafatlardır. Bunlardan başka ibadetlerin ayrıca dünyevi hikmetleri
bulunmaktadır. Orucun da insanın ruh ve beden sağlığı başta olmak üzere; sosyal
ve ekonomik başka faydaları da vardır.
5. İbadetlerin
uhrevi faydalarından en ehemmiyetli olanı ise insanın ahlak ve imanı üzerindeki
etkileridir. Asıl konumuz olması hasebiyle, orucun insanın çıktığı uzun
yolculukta ve ahiret hayatına hazırlanmasında ne gibi tesirleri olduğu üzerinde
birkaç söz söylemeyi arzu ediyoruz.
Orucun Kul Üzerindeki Etkileri
Dünya hayatında: İnsanın halifelik ve ibadet
sorumluluklarını yerine getirirken muhtaç olduğu en önemli şey sabırdır. Temel
anlamı zorluklara göğüs görmek ve her türlü durumda isyan etmeyip şükretmek
olan sabır kelimesi; iyilik yapma yolunda gayret göstermek ve zorluk çekmek,
kötülüklerden kaç/ın/mak ve nefse hoş gelen şeyler karşısında iradesine hakim
olmak anlamlarını da ihtiva etmektedir. Ey (Allah a ve Resulüne) iman edenler!
Allah tan sabırla ve namaz kılarak yardım isteyin ayeti kerimesinde kulluğun ve duanın en
önemli şartı olarak gösterilen sabrın, en müşahhas olarak tezahür ettiği ibadet
oruçtur. Ey iman edenler! Allah a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba
ve daha önce indirilen kitaplara iman edin ayeti kerimesinde ifade buyurulan imanınızda sebat gösterin emri
ilahisi de yine sabırla mümkündür. Şu halde oruç, Allah ın emirlerini yerine
getirmede, günahlara karşı direnmede ve sıkıntılara göğüs germe esnasında
karşılaşılacak zorluklara karşı en güzel hazırlık ve eğitimdir.
Ölüm anında: İşte ölüm sarhoşluğu gerçekten geldi ayeti kerimesi ve hadisi şerifler, dünyadan
ayrılışın zor olduğuna işaret etmektedir. Ölüm anında insanın başına gelecek
olan türlü sıkıntılar vardır. Bu sıkıntılardan birisi de susuzluktur. Can vermenin ve o esnada görülen şeylerin
dehşetinden, insanın bu esnada çok çetin bir susuzluğa maruz kalacağı ifade
edilmektedir. İnsanın son nefesini iman üzere ve Allah ın rahmetini umarak
vermesi mühimdir. Zira insanın mahşerde, son nefesini verdiği şekliyle
haşredileceği ifade buyurulmuştur. İmanı
zayıf olan yada zorluklara tahammül gücü olmayanların, ölüm esnasında isyan
edeceklerine dair çokça rivayet mevcuttur. İşte oruç, bize zorluklara tahammül
etmeyi ve en zor zamanlarda bile sükunetini korumayı öğretmektedir. Açlığın ve
susuzluğun en şiddetli olduğu iftar zamanında yapılan duaların makbul olmasının
bir sebebi de, bu zor zamanlarda Allah ı zikretmeye ve Allah tan daima hayırlı
ve güzel şeyler istemeye teşviktir.
Kabre konulunca, kabirdeyken ve kabirden kalkarken:
Hadisi şeriflerde, ölen kişinin kabre konulduktan sonra hesaba çekilmek üzere
tekrar diriltileceği; yine kıyamet günü mahşer için dirilen insanların, tıpkı uykudan
kalkıyormuş gibi, kabirlerinden aç ve susuz olarak kalkacakları ifade
buyurulmuştur.
Mahşerde beklerken ve hesap anında: Yine bazı hadisi
şeriflerde, kabirlerinden dirilen insanların hesap için yıllarca bekleyeceği,
bu esnada açlıktan ve susuzluktan içlerinde bulundukları diğer kötü durumları
unutacakları, peygamberlerin ilk olarak insanların bir an önce hesaba
çekilmeleri için şefaat edilecekleri zikredilmektedir. Başta Efendimiz SAV e
vadeliden kevser olmak üzere bütün peygamberlere kıyamet günü verilen özel
havuzların da hikmeti budur. Kevser, bu bekleyiş esnasında acıkan ve susayan
müminlere Allah ın bir ikramdır. Oruç, hem bu bekleyişe hem de susuzluğa bir
tahammüldür. Oruç sayesinde kişi en zor zamanlarda bile Rabbine isyan etmemeyi
ve O ndan daima hayır istemeyi öğrenir. Yine oruca verilen mükafat sayesinde
mümine ahirette kolaylıklar gösterilir ve kevser ikram edilir.
Sırat köprüsünden geçerken insanın başına gelecek olan
zorluklar, çekilecek açlık ve susuzluklar da dikkate alındığında orucun, ölüm
ile başlayan ebedi yolculuğa bir hazırlık olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca
ebediye yurdu olan cennete insanın zayıf duyguları ve basit şehevi arzuları ile
gitmesi de mümkün değildir. Oruç, şehvetin ve iradenin kontrol edilmesi,
duyguların ve arzuların helal olana tabi kılınması, basit ve süfli duyguların
bastırılması gibi imani ve ahlaki değerleri kazandıran en güzel ibadettir.
Günahkar müminlerin günahları nispetince cehennemde azap görmelerinin
hikmetlerinden birinin de müminin günahlarından ve kendisini günaha sevkedecek
alışkanlıklardan arınması olduğunu da dikkate aldığımızda; cennet gibi değerli
ve ebedi bir hayatın ancak saf ve temiz kullara nasip olacağını unutmamak
gerekiyor.
Mevla, hakkıyla oruç tutanlardan ve orucunun karşılığını
en güzel şekilde alanlardan eylesin.