Rabbimiz; ancak sadece kendisine kulluk etmemizi emrediyor. Şeytana, zalimlere, tağutlara, nefs-i emmareye, nefsimizin hevasına uymaktan/itaatten de men ediyor. (Fatiha/5, Nahl/36, Yasin/60-61, Araf/175-176, Zariyat/56, Yusuf/53)
Hayat kitabımızda; din, yol, düzen, dünya görüşü, hayat tarzı anlamları iç içedir... İslâm da Allah Teâlâ’nın dini olup, O’nun (C.C.) kulluğuna/egemenliğine teslimiyettir. Tüm insanlara en güzel hayat ve adalet düzeninin hak/gerçek/doğru kurallarını, ilkelerini Son Elçisi’nin (S.A.V.) önderlik, rehberlik ve örnekliğiyle teklif eder, sunar. Doğru yolu, yanlışları gösterir. Seçme yetenekleriyle insanları, Allah’a kullukla (tevhit) yaratıklarına kulluk (şirk) arasındaki tercihte özgür bırakır (Bakara/256). Biz kimin yoluna/düzenine girersek, ona kulluk etmiş oluruz.
İslam’a giriş olan tevhidimizle/şehadetimizle:
Ancak sadece Allah Teâlâ’ya ibadet/kulluk edeceğimizi, O’ndan başkalarının kulluğa layık olmadığını ifade etmiş oluyoruz. (Fatiha/5)
Veli olarak (yönetici, hükümran) Allah Teâlâ’yı seçtiğimizi, tağutların velayetlerini reddettiğimizi ifade ediyoruz. (Bakara/257)
Allah katında gerçek/hak/doğru dinin sadece İslam olduğuna inandığımızı (Al-i İmran/19), başka dinlerin batıl olduğuna inandığımızı,
Tağutları inkâr/ret ile Allah Teâlâ’ya iman ettiğimizi (Bakara/256),
Sadece Allah Teâlâ’ya kulluk edip, tağutlara kulluktan kaçınacağımızı (Nahl/36),
Allah Teâlâ’dan başka hiçbir şeyi/kimseyi Rab olarak tanımayacağımızı (Tevbe/31),
Allah Teâlâ’nın yolu/tarik-i müstakim/İslâm’dan başka doğru yol olmadığına, öteki bütün yolların batıl/yanlış olduğuna inandığımızı (Fatiha/son, En’am/153, Yasin/61),
Hak/doğru/ekmel dinin, sadece ancak İslâm olduğuna inandığımızı (Maide/3, Al-i İmran/19, 83,85),
Ekmel; eksiği, fazlası, yanlışı, çelişkisi olmayan hak dinin sadece İslâm olduğunu,
Allah Teâlâ’nın hükümranlığını/hâkimiyetini, egemenliğini, kulluğunu seçmiş oluyor, O’nun (C.C.) tüm emir ve yasaklarını beğendiğimizi ifade ediyoruz. Aidiyetimizi, kimliğimizi ifade ediyoruz.
Ezelde/elestte Rabbimizle yaptığımız sözleşmeyi anıyor, yineliyor, yeniliyoruz. (Araf/172, Fatiha/5, Maide/1,7)
Allah Teâlâ cinleri de insanları da yeryüzünde başkalarına değil, ancak kendisine kulluk sorumluluğuyla yarattığına (Zariyat/56),
Adaletin, barışın, huzur, refah, güven ve saadetin ancak İslâm’la mümkün olacağına, inanıyoruz. İslâm’ın dışındaki dinler, yollar, ideolojiler, düzenler insanı mutlu edemezler.
Yeryüzünde kulluk/hilafet emanetini de insan kendi iradesiyle üstlenmiştir. (Ahzab/72)
Dünya ve ahiret saadeti ancak İslâm’la mümkün olur. İslamsız adalet de, saadet de mümkün olamaz.
La mabude illallah, La rabbe illallah, La hükme illallah diyoruz, Müslümanlardanız elhamdülillah.
Allah Teâlâ’nın yasalarının, ilkelerinin, ölçülerinin, sözlerinin, hükümlerinin, emir ve yasaklarının üstün, maslahata, fıtratımıza uygun, yanlışsız, çelişkisiz, eksiksiz, kusursuz, mükemmel olduğuna inanan Müslümanlardanız, elhamdülillah.
Elestte Rabbimize verdiğimiz söz üzere (Araf/172, Maide/7); dünya hayatımızı/yolculuğumuzu O’nun (C.C.) yolunda/rızasına/iradesine uygun, Son Elçisi’nin (S.A.V.) önderlik, rehberlik ve örnekliğinde güzel bir hayatı tercihle; aykırı yol, düzen, din ve hayat tarzlarını da reddederek O’nun (C.C.) hayat veren mesajlarına teslim oluyoruz.
Sözü kanun olan Rab’dir, İlah’tır, Mabut’tur. Kimin sözleri kanun olmalı?
Kulluk, vatandaşlık gibi bizi bir otoriteye/iktidara/iradeye bağlayan hukuki ve siyasi bağdır; itaat ve teslimiyettir. Emir ve itaat, biat ilişkisidir. Siyasi, hukukî bir sözleşmedir.
Bir tarafta hukuku vaaz eden, emir ve yasaklar koyan bir irade, öbür tarafta da itaat edenler/memurlar vardır. Amir irade ya “ilahi” olur veya “beşeri”...