Kulluk Seçimimiz-2

Abone Ol

Hukuku vaaz eden, gerçekte kabul edilen Mabut’tur, İlah’tır, Rab’dir.

Başka bir deyişle, “hukuku koyan” Mabut, İlah, Rab’dir. Vatandaşlık gibi kulluk da bölünemez, parçalanamaz, paylaşılamaz; hayatımızın her alanını düzenler... Nasıl ki her yerde, zamanda vatandaş isek, bunun gibi her zaman, her yerde, her işte, konumda da kullukla mükellefiz (evde, camide, sokakta, ticarette, eğitimde, siyasette, hukukta vb.). Namazda Allah’a; ticarette, siyasette, hukukta, eğitimde vb. başkalarına kul olunmaz (şirk).

İslâm; Mabut, İlah, Rab olarak ancak ve sadece Allah Teâlâ’yı tanıyıp, O’nun iradesine, hükümlerine, emir ve yasaklarına, dinine, düzenine gönüllü teslimiyettir.

Geçici dünya hayatını O’nun (C.C.) rızasına uygun, O’nun (C.C.) yolunda, elçisinin önderlik, rehberlik ve örnekliğinde ittika üzere sürdürmek, taahhüdümüzdür.

Kendi özgür irademizle ya ilahi iradeyi/İslâm’ı/sırat-ı müstakimi seçeriz veyahut da yaratıklarını (insan, şeytan, tağut, nefis vb.), İslâm’ın dışındaki din, düzen, ideolojileri, hayat tarzlarını seçeriz. Ya Allah’a kulluk veya kullarına kulluk üzereyiz. Tevhidimizle/şehadetimizle Allah Teâlâ’nın egemenliğine/kulluğuna girmiş, düzenine teslim olmuş oluyoruz.

Hukuk seçmek, kulluk seçmektir; Mabut, İlah, Rab seçmektir. Din, düzen, yol, hayat tarzı seçmektir. (Sınavımız, kulluğumuz Mülk/2, İnsan/2 Zariyat/56)

Şeytan, insanın düşmanı olarak insanları kendisine tapmaya, İslâm’ın dışındaki din, yol, düzen ve hayat tarzlarına çağırır.

Allah Teâlâ’nın yeryüzünü düzenlemesine karşı çıkan küresel egemen/Siyonist Evangelist tağutlar kendi hadlerine bakmadan dünyamızı/hayatımızı düzenleme çabası içindedirler. Tağutlara boyun eğenler de zulüm/zilleti hak etmiyorlar mı?

Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Ben âlemlerin, göklerin, yerin, ikisinin arasındakilerin Rabbiyim.” Tağutlar, ateistler, deistler, sekülerler, laikler de hayır, diyorlar. Yeryüzünde senin kuralların geçmez.

Firavun, “İlahınız, rabbiniz benim!”derken, söz/kanun benim diyor, tevhidi, Hz. Musa’nın şeriatını reddediyordu.

Tağutlar, yeryüzünde ilahi iradenin egemenliğini kabul etmezler; nasıl zulmedebilirler ki?!

Tağutlar; ilahi egemenliğin gökyüzündeki üstünlüğünü reddetmezler. “Sen gökyüzünü yönet, biz de yeryüzünü, bizim işlerimize/hayatımıza karışma”(laiklik, sekülerizm, materyalizm, deizm, ateizm vb.). İnsanı, İslâm’ın dışındaki yollara, düzenlere, ideolojilere, hayat tarzlarına çağıran yönlendiren, düşmanı şeytandır.

İlahi hukuku reddetmek, beğenmemek, yasaklamak, üstünlüğünü kabul etmemek, zamanın geçtiğine ihtiyaçlarımıza cevap veremediğine inanmak, mümini iman dairesinden çıkartır. Sünnetullah gereği zillette; dara düşürür. (Mücadele/5, Taha/124)

Biz; iki yüz yıl önce İslâmî hükümlerden uzaklaşmaya başladık. Son yüz yılda da resmen emperyalist devletlerin dayatması ile onların hukuklarını iktibas zorunda bırakıldık.

İnsanlar üzerinde hükmetmek hak ve yetkisi sadece onları yaratan Allah Teâlâ’nındır.

Bunu kabullenmemek ise; “affedilmeyecek” (Nisa/116) ve “amellerimizi boşa çıkartacak” (Zümer/65) “en büyük” zulüm/şirktir. (Lokman/13)

Cennet vaadi, şirksiz kullaradır. Çünkü şirk, en büyük zulümdür. (Lokman/13)

Biz, ruhlar âleminde “bela”/”evet” derken, Rabbimize şirksiz kulluk itaat sözü vermişiz. (Araf/172) “İşittik, itaat ettik” demişiz. (Maide/7)

İnsan fıtratına en uygun hukuk, tabii/ideal, ilahi olandır. Bunu, laik hukuk otoritelerinden Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar beyan etmiştir. Yaratan, insanın ihtiyaçlarını en iyi bilen de olarak, güzel bir hayat için üstün, eşsiz hükümlerini koymuştur. “Yaratmak da, emretmek de âlemlerin Rabbi yüceler yücesi Allah Teâlâ’nın.” (Araf/54)

Rabbimiz; şirksiz/sahih bir imanla kendisine dönmemizi lütfeylesin, vesselam.