Küfürbaz Gazeteciler

Abone Ol

İKİ tanınmış gazetecinin birbirlerini kötüleyen

yazılarını okudum. Ciddî tenkidin kırıntısı bile yoktu. En bayağı küfürler,

hakaretler, sövüp saymalar.

Okudum, çok üzüldüm, öfkelendim, teessüf ettim.

Gazeteciler yazarlar arasında görüş ve fikir ayrılıkları

olabilir ama böyle yazılar yazılmamalıdır.

Birisi sövse, bayağılaşsa bile ötekisi aynı seviyeye

düşmemelidir.

Gazetecilerimizin, yazarlarımızın edib olmaları, nezih

yazılar kaleme almaları gerekir.

Halkımız, bilhassa gençlerimiz edib ve nezih gazeteci

üstad ve ağabeylerin seviyeli yazılarını okumak suretiyle kemal bulmalıdır.

Fikirleri, görüşleri, tercihleri birbirine zıt iki

gazeteci nasıl tenkitler yazmalıdır:

Muhterem beyefendi Filan tarihli ve falan başlıklı

makalenizi okudum ve doğrusu taaccüb ettim. Sizin gibi fazl u kemal sahibi bir

üstad o satırların altına nasıl imza atabilir

Evet en ağır tenkitler bile bu üslupla kaleme

alınmalıdır.

Fikri ve kültürü olmayanların işidir âdi küfürler

savurmak.

Yeterli edebiyat kültürüne vakıf olan, hasmını meselâ

Ziya Paşa dan nakl edeceği bir beyitle yere serebilir.

Yüksek gazetecilere külhanbeyi, tulumbacı, ayak takımı

üslubu ve ağzı yakışmaz.

Hiçbir açık veya kapalı hanım gazeteci, mahalle karıları

gibi şirretlik yapamaz, iffetli ve seviyeli kadınlara yakışmayan düşük

kelimeler ve tabirler kullanamaz

Memlekette maalesef ahlak çok bozuldu ve bunun birinci

sebebi ahlaksız medyadır.

(İkinci yazı)

Hereke de Bahar

Geçen gün Hereke nin arka taraflarında bir dostumun

yazlığına gittim. Hava tertemizdi. Kuş sesleri içinde sohbet ettik. Geceleri

bülbüller ötüyormuş. Üzerinde ve cealna minel mâi ayeti yazılı çeşmeden

şırıl şırıl su akıyordu. Tavuklar, iki terbiyeli bekçi köpeği Saksılardaki

limon ağaçlarında pıtrak gibi meyve vardı. Evde Süleymaniye işi tunç mangallar,

orijinal bir borulu gramofon, duvarlarda hüsn-i hat levhaları, Düzgünman

ebruları, minyatürler, kitaplar Çardak altında oturduk, yemek yedik, çay kahve

içtik. Talebeliklerinden tanıdığım iki öğretmen hanım geldi, börek ve dolma

yapıp getirmişler. Dostumun evini iki sene önce soymuşlar, epey eşya

götürmüşler. Hırsızlık ve soygunculuk millî bir spor halini aldı. Hırsızlık

suçlarına âdil ve müessir cezalar verilse, bu kadar sirkat vak ası olur mu

Bugünkü hukuk sistemimiz, hırsızların hakkını, hırsızlığa mâruz kalan

mağdurlarınkinden daha fazla koruyor. Ah Osmanlı adaleti!...

(Üçüncü yazı)

Her Tenkit Eden Düşman değildir

SİYASET hayatımızda çok büyük bir yanlışlık var. Tenkit

eden herkesi düşman olarak görüyor bazıları. Evet düşmanca tenkit edenler

vardır ama her tenkit eden ille de düşman değildir. İyi niyetli, yapıcı tenkitler

de vardır.

Bütün siyaset adamları için söylemiyorum. Anlattığım gibi

olan siyasîler var. Kendilerini lâ yuhti ve lâ yüs el sanıyorlar. (Lâ yuhti

hatasız, lâ yüs el sorumsuz demektir.)

Yapıcı, müsbet, hayırlı, uyarıcı tenkit yapanları düşman

olarak algılamak ve onlara düşman muamelesi yapmak büyük ve ölümcül bir siyaset

hatasıdır.

İslamın bazı prensipleri vardır:

1. Mâruf, iyi, doğru şeyler emr edilir.

2. Münker, çirkin, kötü günahlar tenkit edilir,

engellenmeye çalışılır.

3. Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır.

4. Bilenlerin bilmeyenleri uyarması gerekir.

5. İnsan mâsum değildir, hatâ edebilir, yanlış yapabilir.

***

Bendeniz siyasete pek karışmam. Tenkit edersem, isim

belirtmem, anonim şekilde tenkit ederim. Faydadan çok fitnesi ve mefsedeti olan

tenkitleri yapmak istemem.

Sayın politikacılılarımıza sesleniyorum: Lütfen ve

merhameten olumlu, faydalı, müspet, uyarıcı, iyi niyetli tenkitleri düşmanlık

olarak görmeyiniz. Aksi takdirde ileride siz ziyan edersiniz.  11.06.2016