Bir davayı, inancı, ideolojiyi, fikri anlatmanın, savunmanın; yaşadığı inancı temsil etmenin alanlarından biri de şüphesiz yazın hayatıdır. Kitle iletişim araçlarının teknolojik olarak en hızlı şekilde kullanıldığı zamanımızda yazın hayatında, kültür hayatından üretilen içeriklere ihtiyaç vardır. Bu bazen bir şiir, bazen bir röportaj, bazen bir dergi, bazen kitap, sinema olabilir. Geçen hafta Adnan Öksüz Hocamızın köşesinde bu açıdan bir konuyu köşesine taşımıştı. Filistin davası kapağı ile çıkan üç dergiden bahsetmişti.
Yaşadığımız çağda küresel, ırkçı emperyalizmin en güçlü olduğu, geniş kitlelerin zihinlerini de işgal etmesine sebep olan kitle iletişiminde ürettirdiği içeriklerdir. Küresel sömürücü güçlere karşı durmak açısından olsun, doğruları ve gerçekleri geniş halk kitlelerine anlatmak açısından olsun çeşitli üretimler muhakkak yapılmalıdır. II. Dünya Savaşı’nda ‘Yahudilerin soykırıma uğradığı düşüncesini’ insanların zihnine kazıyan araçlar, bu yönde üretilen filmler, kitaplar, haberler, sergiler olmuştur. Neredeyse tüm dünyanın olumsuz etkilendiği, atom bombasıyla anında yok edilen şehirlerden daha fazla insanların gündemleri bununla meşgul edildi; bu acıklı hikayeden yola çıkarak şimdi dünyanın en eli kanlı katiline Avrupalı iktidarlar gerektiği tepkiyi verememekte. Yazın ve kültür dünyasında yazılan hikaye üzerinden şimdi Filistinliler kendilerini daha zor ifade ediyorlar.
Hatırlayanlarınız olacaktır. Aksa Tufan’ından sonra bir gösteride Filistinli bir kız çocuğu uluslararası haber ajansına, “Size göre bizim hikayemiz yok. Ve bizim acılarımızın sizin için bir önemi yok” diyerek açıklama yapmıştı. Evet, mesele aslında “hikaye”nin anlatılması. Yahudiler gibi yalandan olsa da bir hikaye uydurulması. Tıpkı “Ağlama Duvarı” gibi. Böyle uydurulmuş dahi olsa hikayesini anlatan insanlığın gündeminde kalıyor. Aksa Tufan’ına kadar birçok insan Filistinlilerin ve yaşadıkları işgalin farkında değillerdi. HAMAS, hepimizin şahit olduğu gerçek bir hikayeyi oluşturdu. 7 Ekim’den beri de dünyanın gündeminde. Resmi olarak Birleşmiş Milletler’in, “terörist İsrail”i “devlet” olarak tanıdığı o günden beri devam eden zulüm, Aksa Tufan’ı ile birlikte küresel bir mesele haline geldi. Oysa Filistinlilerin ne çok hikayesi vardı. Hiçbir şeyden haberi olmadan babasının ardına saklanırken İsrailli teröristlerce şehit edilen Muhammed Durre’den tut, “tanklara taşlarla saldıran çocukların” hikayeleri. FKÖ lideri Yaser Arafat, direnişte İsrail askerlerine ve araçlarına taş atan çocuklar için “Onlar benim generallerim” demişti.
Kısaca; Müslümanlar ve dünyanın masum ve mağdur halklarının hikayelerini anlatmak, bu açıdan ciddi anlatılar içeren yazın dünyası kurmak da bir şekilde hak davada bir cephedir. Bu bilinç ve şuurla Milli Gazetemizin dergileri Kasım sayıları için almış oldukları kararlardan vazgeçerek Kasım sayısında Filistin içerikli gelecekte kaynak olacak içerikler hazırladılar. İktidarlara ve toplumlara sorumluluklarını hatırlatmak, konu ile ilk defa muhatap olanların merakını gidermek, tarihi açıdan bir sorumluluğun ifadesi olmak üzere tarihe notlar düşürüldü, dünya gündemine olaylar konuşulurken “işin bu tarafı da var” demek için Millî Görüş’ün yayın organları olarak sorumluluklarını yerine getirmeye çalıştılar.
Şüphesiz Filistin’de olanlar hakkında, ırkçı emperyalizmin hedefleri hakkında, Müslümanların nasıl hareket edeceği hakkında daha fazla sayıda yayınlar yapılmalı, şiirler yayımlanmalı, şarkılar ve marşlar bestelenmeli, sempozyumlar düzenlenmeli, insanların bilinç düzeyini artırmak için daha fazla uzman yetiştirilmeli.
Müslüman olmanın sorumluluğunun yanında bir gazeteci ve dergi yayını ile uğraşanlardan olduğumuz için son aylarda özellikle Filistin, Gazze, Kudüs üzerine yayın hayatında ne gibi çalışmaların yapıldığını da takip ediyoruz. Güzel işlerin olduğu kadar şöyle bir tablo ile karşılaşmış olmak bizleri üzdü ve şaşırttı. İktidar tarafından kurulan ve desteklenen bir sivil toplum kuruluşunun çıkardığı bir dergi "özel Kudüs" sayısı hazırlamış. Haberi görünce bir heyecan oluşturmuyor değil. Bir şekilde sahip çıkılıyor diye umutlanıyor insan. Heyecanımız ve umudumuz çok sürmüyor. Derginin sayfalarını çevirdikçe “Bu mu yani?” diyorsunuz. Derginin içeriğinden bir başlık; "Kudüs'e nasıl gidilir?” 7 Ekim’den günümüze kaç insan dünyasını zulüm ile değiştirdi, kaç aile yok oldu, anne karnında cenin halinde iken bebekler dünyanın en ağır silahları ile vuruldu. Ama ülkemizin demokrat muhafazakarlarının derdi Kudüs’e turistlik seyahat! Fosfor bombaları ile bir millet soykırıma tabi tutulurken ‘ne güzel turistlik faaliyet alanı olurmuş’ gibi Kudüs’ü ele almak. İçine de birkaç hadis ve İslamî hassasiyet taşıyan cümleler eklemek! Tabi canım tarihî mekanları öğrenmek gerek!
Sevgili okur! Kudüs'e, Kürecik'ten ve İncirlik'ten gidilir!