Kudüs Ramazan’ında değişmeyen elem

Abone Ol

SÖZ bitti.

Kelam kesildi.

Kudüs’ün başına karalar bağlandı.

Çözmek artık çok zor.

Hayatım boyunca acılı, yaralı, ağlamcıl, dertli idi kadim kent.

Fakat onca yaralarına karşın bu denli sahipsiz ortada bırakılmış değildi.

Çocukluğumda o küçük sarı renkli radyo başına toplanır, genç anne ve babamla birlikte verilen haberlerde Kudüs’e yanan kavrulan ailemin acılarına ortak olurdum.

İşgaller, katliamlar, cinayetleri anlatırdı ajanslar.

Gençliğimde İsrail’in kanlı yüzünü yakından görmüştüm.

En vahşi işkencelerin mucidi olmuştu, acımasız askerleri çocukların kollarını ya dizleri arasında ya da taşlar içinde çatırdatarak kırmakta idiler.

Sabra, Şatilla katliamları olduğunda kamplarda parçalanan insanların görüntülerinin ürperticiliği, hafızalarda hâlâ tazeliğini korumakta.

Evlerini işgal ettiler, kendi yurtlarından yuvalarından kovdular.

Şeyh Yasin’i gözümüze baka baka şehit ettiler.

1987 intifadasını başlatan Prof. Dr. Abdülaziz Rantisi, yedi yıl zindanlarda yattı, 415 aydınla birlikte sürgüne yollandı. Bir yıl sonra yurda dönüş yeri tekrar zindandı, bu kez zincirlerle bağlanıp hücreye atılmıştı. Dışarı çıktığında da sayısız kez füzelerle vurulmaya çalışıldı, yaralandı.

Yurduna sevdalı her Filistinli gibi ya zindanda olacak, ya sürgün edilecek, ya öldürülecekti sonunda onu da şehit ederek muratlarına erdiler.

Filistin davasına her zaman gönülden sevdalı Türkiye halkı, Mavi Marmara ile bütün iyi duygularını göstermeye gitti.

Fakat silahsız, tamamen siviller, kadınlar, gönüllülerden olan bu gruba 18 yaşındaki Furkan’ı bile katledecek kadar vahşi bir saldırı ile pek çok kardeşimizi şehit ettiler, nicesini yaraladılar.

Bütün bu acıların resmigeçidinde yine de çocukluğumda daha sahipleneni vardı.

Şimdi iyice yalnız Kudüs.

Bu yalnızlığa karşın şer cephesi kalabalık.

Baloya gider gibi Trump’ın kızı, damadı, ekâbir; başkent işgalini meşrulaştırma yarışına girdi.

Netanyahu o iğrenç tavuk dansı ile yurtlarının elden gitmemesi için protesto eden sivillerin üzerine ateş edip katlettiklerinin kanı üzerinde kutlama yaptı.

Katiller ne Leyla bebeğe acıdı, ne Ebu Salah’a.

Annesinin kucağında katıldığı protestoda yemyeşil gözleri ile umuda bakan Leyla bebek, ileride direnişin hatırası olacak o fotoğrafta; melek bakışları ile son kez dokundu yaşama.

İsrail için ne bebeklerin katledilmesi zordu ne kadınların ne de engellilerin.

Nekbe’yi yani yurtlarının elinden alınışını ve ABD’nin Kudüs’te büyükelçilik açmasını protesto etmek isteyenlerin düzenlediği gösterilerde İsrail askerleri 62 masum Filistinliyi şehit etti.

O şehitlerden biri de direnişin sembolü olmuş iki bacağını kaybetmiş tekerlekli sandalye mahkûmu işgalcilere sadece sapanla taş atabilen Fadi Ebu Salah idi.

Oğlunun güzel bir aile hayatının olduğunu belirten yaslı anne, “Aramızdan güzel bir hatıra bırakarak ayrıldı. Şehadetinin ağırlığını hafifleten 5 güzel çocuğunu bıraktı” derken, davasına inanmanın bedelini canı ile ödeyen Salah’ına ağlayan anne, mağrurdu.

Kudüs o kadar kanayan yaramız ki, İslam dünyasının “ver kurtul” anlayışı ile iyice kabuk bağlamakta, daha fazla yüreğimize acı vermekte.

Müslümanlar olarak hepimiz Kudüs’ün işgali ile esir durumdayız.

Boynumuzda prangalar, ellerimizde zincirlerle dolaşmaktayız.

Utanmaktayız.