Kudüs Nasıl Kurtulacak?

Abone Ol

Peygamberler diyarı, İsrâ ve Mi’rac Mu’cizesinin hatıralarını barındıran, İslâm’ın ilk kıblegâhı olan Kudüs ve bu şerefli şehirdeki Mescid-i Aksa işgâl altında. Günümüzdeki işgâlciler, Yahudiler. Peki, Kudüs ve Mescid-i Aksa bu işgâlden nasıl kurtulacak? Şimdilik bu soruyu kalın harflerle yazıp gözümüzün önüne koyalım ve “düne” bakalım.

Dün de Kudüs işgâl altındaydı. Haçlılar Kudüs’ü işgal etmişti. Bu işgal, tam 88 yıl sürdü. Birinci Haçlı Ordusu, 1099’da Kudüs’ü işgâl ettiğinde, şehirdeki on binlerce Müslümanı hunharca katletti. Mescid-i Aksa’ya sığınan 70 bin Müslümandan bir tek kurtulan olmadı. Haçlı canavarları, atlarının diz kapağına kadar ulaşan kan deryası içerisinden geçerek Mescid-i Aksa’ya girdiler. Oysa Hz. Ömer (ra) zamanında 638’de Kudüs Müslümanlar tarafından fethedildiğinde bir tek Hıristiyan’ın burnu kanamamıştı.

Kudüs’ün işgal altına girmesinden sonra, Kudüs’ü esaretten kurtarmayı dert edinen pek çok İslâm âlimi ve idareci çalışma içerisine girmiş, ancak bir türlü netice alamamışlardır. Bu şekilde gayret gösterenlerden biri de İmam-ı Gazâlî’dir. Bu değerli âlim, neredeyse kapı kapı dolaşarak Müslümanları cihada teşvik ediyor, Kudüs’ün kurtarılması gerektiğini anlatıyordu. İmam Gazâlî Ehl-i ilme müracaat ettiğinde, onlar; “Biz, ilim erbâbıyız; ilim ile meşgulüz, harbe katılmıyoruz” dediler. Şeyhler de; “Biz, şeyhiz; irşadla meşgulüz” dediler. Onlar da Allah yolunda cihad etmekten geri durdular. Müridler de; “Biz mürîdiz, mâsivâdan tecerrüd etmişiz, nefisle mücâdelemiz var. Bu en büyük cihaddır. Bu sebeple maddî cihada çıkmıyoruz.” Dediler. Dolayısıyla onlar da maddî cihadı terk ettiler. Resûl-i Ekrem’in (asm) şu hadisini de kendilerine delil olarak getirdiler; “Cihad-ı asgardan, cihâd-ı ekbere döndük.” (Keşfü’l- Hafâ, 1/ 375) Evet böyle bir hadis vardı, nefisle mücadele “büyük cihad” olarak tavsif edilmişti. Ancak bu demek değildi ki cihad bütünüyle terk edilecek… Nefisle de mücadele edilecek, aynı zamanda küffârla da… Peygamber Efendimiz (asm) öyle yapmıştı. Sahabe-i Kiram öyle yapmıştı. Ashab-ı Suffa hem ilim tahsil ediyor, hem nefisle mücadele ediyor, hem de devlet cihada dâvet ettiğinden en önde kendileri harbe koşuyorlardı.

İmam-ı Gazâlî, çırpındı, didindi, ancak, ne yaptıysa o zamandaki ehl-i tarikat ve ehl-i tasavvufa, medrese erbâbına söz geçiremedi. Onlara bir türlü; “Allah (cc) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurdu. Resûlullah (asm) hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdu” dedirtemedi. Yani yüzlerini doğrudan Kur’an ve Sünnet’e çeviremedi. Onlar, devamlı kendi büyüklerinin şeyhlerinin sözlerini naklediyor; “Falan şeyh böyle dedi” diyorlardı.

İmam-ı Gazâli’den sonra Seyyid Abdulkadir-i Geylânî, Seyyid Ahmed-i Rufâî, Seyyid İbrâhim-i Düsûkî, Seyyyid Ahmed-i Bedevî gibi, zevât-ı âliye, Kudüs’ü esaretten kurtarmak itin çırpındı, didindi. Ancak ne yaptılarsa o asrın sûfilerinden hiç birisi cihada gitmedi. Hastalığın sebebi Kur’an’a ve Sünnete revaç vermemeleri, bilakis kendi meslek ve meşreplerini ön plana çıkarmalarıydı.

Kudüs sevdalılarından biri de Selçuklu Türklerinden Nureddin Zengi idi. Bu değerli idareci, o sırada Haleb’te kumandan idi. Gece gündüz Kudüs’ü nasıl esaretten kurtarabileceğini düşünüp duruyordu. Bu konuyu devrin Halifesi ile istişare etti. Şöyle diyordu: “Kudüs esaret altında. Oradaki Müslümanlar perişan durumda. Ne yapalım? Bu Haçlıları topraklarımızdan nasıl çıkarabiliriz? Ehl-i medrese ve ehl-i tekye, bu konuda bize yardımcı olmuyor; cihada çıkmayacaklarını, ilim ve zikir ile meşgul olduklarını söylüyorlar.”

Halife şöyle dedi: “Haçlıları bu topraklardan çıkarabilmemiz için Türk, Kürt ve Arap birleşip hep beraber küffâra karşı savaşmamız gerekir. Tikrit şehrine git. Orada Kürtlerin ileri gelenleri ma’kul aileleri vardır. Onların içerisinden birini kendine kumandan tayin et.”

Nureddin Zengi vakit geçirmeksizin Tikrit’e gitti. Orada Şadi’nin oğlu Şergo’yu buldu. Araplar ona cesaretinden dolayı arslan mânâsına gelen “esed” diyorlardı. Nureddin Zengi onu Mısır’a kumandan tayin etti. Daha sonra Şergo’nun yeğeni, Eyyüb’ün oğlu olan Selahaddin’in daha kabiliyetli olduğunu görerek, Şergo’yu azledip Selahaddin’i kumandan olarak tayin etti. Bu tayinle birlikte Kudüs’ün fethi yolu açılmış oldu.