Küçük şeydir demeyin

Abone Ol

EVİME gelen misafir çocuğun çoraplarını üç yıl dolabımda

sakladım. Aile Hollanda dan Türkiye ye ziyarete gelmiş ve kısa bir süre sonra

da geri dönmüşlerdi. O yüzden ancak üç yıl sonra ulaşabildim.

Rahmetli babam, bizlere maddi bir şey bırakamadı fakat hepimizi

yanlışın küçüğü büyüğü olmaz anlayışı ile büyüttü ve sağlam bir bakış açısı

kazandırdı. O yüzden hayatım boyunca hiçbir şeyi küçümsemedim, hayata düşen her

notun Allah ın rızasına uygun şekilde ele alınması gerektiğini düşündüm. O

yüzden o çorapları belki ulaşma şansım olur diye üç yıl sakladım. Evime sık sık

gelen arkadaşım bu hassasiyetime bir anlam veremiyor ve bunun küçük bir mesele

olduğunu söylüyordu. Evet, elimdeki emanet bir çocuk çorabı idi ve bunun

ekonomik bir değeri yoktu Ama mesele olayın ekonomik boyutu değil, emanet bir

eşyaya karşı nasıl bir tavır takınmam gerektiği meselesi idi. Üç yıl sonra

aileye ulaştım ve durumu anlattım. Kadın güldü ve bir yoksula ver gitsin dedi

ben de öyle yaptım. Ama içim rahattı, çünkü nasıl davranmam gerekiyorsa öyle

davranmıştım (Cihan K.)

Yukarıdaki mektup, bir hanım kardeşimizin hatıra

defterinden alıntılanmıştır. İnsanlarımızın kul hakkı konusundaki

hassasiyetlerini kaybettiği bir günde bu örnek davranışın anlaşılması ve hak

ettiği yere konulması mümkün olmayabilir Ama şunu unutmayalım ki, küçük gibi

görülen meselelerde hakkı gözetmeyen fert ve toplumlar hayatın her safhasında

hak ihlaline giderek, siyah beyaz ayrımını tamamen ortadan

kaldırabilmektedirler.

Eğer bir kişi yolda yürürken insanlara çarparak

rahatsızlık veriyorsa,

Bir kişi, apartmanda komşusunun huzurunu bozacak hal ve

hareketlerde bulunuyorsa, mahallenin bakkalı veresiye defterine bire iki

katarak yazıyorsa, mahallenin sütçüsü, çiftliklerden doldurulan süte su

katıyorsa,

Mahallenin manavı, çürümüş sebze ve meyveleri halka

satıyorsa

Mahallenin gençleri huzur ve sükuneti bozarak insanlara

rahatsızlık veriyorsa, o cemiyette bozulma ve ifsat almış başını gidiyor

demektir

Bugün, bu meseleler, küçük birer ayrıntı gibi

düşünüldüğünden insanlarımızın dikkatinden kaçıyor. Oysa, kötünün ve kötülüğün

büyüğü küçüğü yoktur, bir iş Allah ın rızasına uygun bir iş değilse burada

büyük küçük hesabı yapılmaz, yapılmamalıdır. Bu konuda en büyük sorumluluk ise

anne babalara düşüyor. Zira ailede hakkaniyet bilinci ile büyümüş bir çocuk

ileriki yaşantısında da bu minval üzere hareket edecektir.