Küçük şey yoktur

Abone Ol

Yaşlı kadın ördüğü çorapları renklerine ve desenlerine

göre ayırdı. Sonra parmaklarının ucuyla dokundu çoraplara. Sonra tatlı bir

tebessümle baktı boşluğa, torununun sözlerini düşündü. O akşam bankada memur

olan torunu yanına gelmiş ve babaanne bıraksana şu küçük işleri, eskiden hayat

şartları daha ağırmış ama şimdi her şey çok ucuz, uğraşma bunlarla demişti. O

da başını kaldırmış küçük şey yoktur evladım, ben bu işi severek yapıyorum

demişti. Babaanne için o çoraplar bir ihtiyacı gidermenin dışında anlamlar da

taşıyordu. Babaanne kış başlamadan alırdı çoraplık yünleri. Hangi torunun hangi

renkleri sevdiğini bilir ve bir tasarımcı duyarlılığı ile belirlerdi desenleri.

Babaanne için bu büyük bir mutluluk kaynağı idi. O bu vesileyle vakti daha iyi

değerlendirme imkânı buluyordu. Torunlarına nasihat ederken, israf edilen bir

dakikalık vaktin dahi geri getirilemeyeceğini söylerdi.

Bir yıl önce gittiği doktor, kendisine örgü örmenin hem

beyin damarlarındaki rahatsızlığına iyi geleceğini hem de zihnini dinlendireceğini

ve onu rahatlatacağını söylemişti. Babaanne doktorun bu ifadelerini işittiğinde

demek rahmetli annem bunları biliyordu demiş annenin ruhuna bir Fatiha

okumuştu.

Torunlar babaannenin ördüğü çoraplara özel bir değer

biçmeseler de kış boyunca ayaklarından çıkarmıyorlardı. Babaanneyi üzen de

buydu aslında. Torunlarının kadir kıymet bilmediklerini, kendisi için değerli

olan şeyleri küçümsediklerini düşünüyordu. Oysa onun dünyasında küçük bir şey

yoktu. Her şeyin özel bir anlamı vardı.

Babaanne yüreği şefkat dolu bir kadındı. Akşam vakti eve

yorgun gelen komşu için özel dua edip, Allah tan onun için yardım istediğinde

torunları gülmüşler sana ne el âlemden demişlerdi. El âlem kavramı

babaannenin hiç tanımadığı bir kavramdı. Ona göre insanların dertleri de

neşeleri de ortaktı.

Geçen yıl, caddede yürürken bir çocuğun yere attığı

peçeteyi almış yarım saat mesafedeki çöp kutusuna kadar taşımış sonra atmıştı.

Hatta bu durum ailede espri konusu olmuştu. Bir keresinde de, ağlayan bir

çocuğun yanına oturmuş uzun uzun nasihat etmişti. Babaanne ile oğullarını ve

torunlarını ayıran keskin çizgiler vardı ve o bu çizginin hep kıyısında

kalıyordu. Ona göre faydalı olan her şey kendi içinde özel bir değere sahipti.

Fakat torunları ve oğulları öyle düşünmüyorlardı. O yüzden onlarla müşterek bir

noktada birleşemiyordu. Sanki dilini bilmediği bir ortamda yapayalnız kalmıştı.

Eğer müşterek bir noktada buluşabilseydi yaşının getirdiği sıkıntılarla pekâlâ

başa çıkabilirdi. Ama torunlarının ve oğullarının kendisini anlayabileceklerine

hiç ihtimal vermiyordu. Babaanne aslında yalnızdı.