Kronikleşen Suriye Krizi ve Terörün Avrupa Yansıması

Abone Ol

7 Haziran 1981 tarihinde Saddam Hüseyin in nükleer

tesislerini bombalayan İsrail, Şam ve Pyongyang arasındaki yakınlaşma sonucu

Kuzey Suriye de yapımı süren bir tesisin nükleer amaçlı olduğu iddiasıyla

harekete geçmiş ve Golan Tepeleri ne Golani Birliği ni yerleştirerek, Rusya

tarafından Suriye de faaliyete sokulan hava savunma sistemini gözaltına almaya

başlayarak siber saldırı ile nasıl devre dışı bırakabileceğinin hesaplarını

yapmaya başlamıştı. 

ABD nin, 1990 da Irak ta bebek sütü fabrikasını ve

1998 de Sudan da aspirin fabrikasını bombalaması, İsrail in Suriye deki nükleer

silah üretim tesisi konusundaki iddialarının gerçek olup olmadığını gündeme

getirmişti.

Daha önceden Irak ve Sudan dan sabıkalı olan ABD

yönetimi, bu kez İsrail i haklı çıkarmak amacıyla Nisan 2008 de Kuzey

Suriye deki fabrikanın nükleer tesis olduğuna dair video görüntüleri CIA

vasıtasıyla yayınladı. Bunun üzerine İsrail, siber savaş tekniklerini

kullanarak 6 Eylül 2007 de Orchard Operation (Bostan Operasyonu) ile bu

tesisi yerle bir etti.

Irak ve Suriye de, ABD ve İsrail vasıtasıyla nükleer

tesislere yönelik operasyonların amacı, Irak ve Suriye nin, İsrail e karşı

potansiyel tehdit oluşturmamasını hedefleyen hamleler olmuştur.

En nihayetinde, Irak ve Suriye de yürütülmekte olan

vekâlet (proxy) savaşlarıyla giderek belirginleşen farklı cenahların

oluşturduğu yeni ayrıştırıcı yapılanmaların en çok kime yönelik hizmet

sağlayacağı gayet sarih olarak ortaya çıkmıştır.

Irak ve Suriye nin bölünmüşlüğü ileride bu bölgede

sorunların daha da derinleşmesine neden olacaktır. Geçmişte, Irak ve Suriye yi

nükleer silah üretme bahanesiyle bombalayan İsrail, bu ülkeleri cenderesine

alan ve dolaylı olarak Türkiye yi de derinden etkileyen şiddet sarmalından en

az etkilenen ülke olması bakımından dikkat çekicidir.

Devlet dışı global aktörlerin (non-state global actors),

Suriye ve Irak ta tutunarak kolayca alan kazanmaları bu ülkelerdeki sorunların

ağırlaşmasına ve kronikleşmesine neden olmuştur.

Türkiye, Ürdün, Lübnan gibi ülkelerin de bu girdabın

içerisine çekilmeye çalışılması karşısında, her üç ülke de kendi iç

dinamiklerini harekete geçirebilecek dış aktörlere karşı tutarlı politikalarla

iç istikrarlarını baltalayabilecek girişimlere karşı risk politikalarından uzak

durmaya çaba göstermeleri güvenliklerinin gereği olsa gerek.

Buna rağmen Türkiye, PKK vasıtasıyla şiddet dalgasıyla

karşı karşıya kalmış olup, bu örgütün artan şiddet eğilimleri karşısında mevcut

konjonktür içerisinde, bölge halkı ile örgüt arasında mesafe koyarak bu

açmazdan bütüncül bir anlayışla çıkmaya çalışmaktadır.

Ortadoğu daki terörün son olarak Brüksel yansıması,

Avrupa daki güvenlik ve istihbarat zaafını da ortaya çıkarmaktadır. Terör,

global ölçekli ve çok yakıcı etkisini Belçika da gösterirken, yeni potansiyel

riskleri de beraberinde getirmesi kuvvetle muhtemeldir.

Terör tanımına yönelik kısır döngüyü bir türlü kıramayan

Batı, uzun vadeli stratejik çıkarlarını göz önüne alarak, terör örgütlerine

farklı anlayışla yaklaşması, kendilerine terörden etkilenmemeyi

sağlayamamıştır.

Batı, teröre arka çıkarak, bir bakıma tehdit

eksenli   küresel terörden uzak

durabileceğini hesaplarken, risk eksenli yeni terör dalgasına duçar

olabileceğini hiç hesaba katmamış olması dikkat çekicidir. Fransa dan sonra

Belçika da meydana gelen terör olayları, Avrupa da yeni risk faktörlerini de

beraberinde getireceğe benziyor. Avrupa Birliği, bumerang etkili potansiyel

terör risklerini minimize edebilmek için göçmen krizinde olduğu gibi, bu konuda

da Türkiye ile yakın işbirliği içerisinde olması artık kaçınılmaz bir gerçek

olsa gerek.

Yıllarca terör hamiliği yapan, terör örgütlerinin

tanımını kendi temel parametrelerine göre şekillendiren Batı, küresel terörü

artık Ortadoğu coğrafyasına hapsedemeyeceğini, yeri geldiğinde kendileri için

de risk oluşturabileceğini artık yavaş yavaş anlamaya başlayacaktır.

Terörle, Rus ruleti (La ruulette Russe) ile oynar gibi

oynamanın mümkün olamayacağı, risk bedelinin mutlak olduğu gayet sarih olarak

son Brüksel saldırısıyla bir kez daha ortaya çıkmıştır.