Millî Gazete‘nin yeni promosyonu "Mutfak Kültürümüz ve Pratik Yemek Tarifleri" kitabının tanıtımı için 14 ilimizi kapsayan turnemiz içinde Hatay ilimiz de vardı. 14 ilin her birinde son derece güzel karşılandık, onlarca yeni dostumuz oldu. Bunlardan birisi de Saadet Partisi Hatay İl Başkanı Sayın Necmettin Çalışkan bey. Bizi yoğun işleri ve siyasi çalışmaları arasında unutamayacağımız ve Anadolu‘nun misafirperverliğinin en güzel örnekleri ile ağırladı.
Antakya‘da kurmuş oldukları tavukçuluk sektöründe çok önemli olan Damızlık tesislerindeki çiftlik evinde bir gün birlikte olduk. Bizim için ilginç olan tesislere girerken bizim arabamızın da dezenfekte edilmesi idi. Çiftliğe arabamızı kapalı bir bölüme alıp her tarafından dezenfektan sular fışkıran bir özel banyodan sonra içeri girebildik. Necmettin Çalışkan ile sabah namazını müteakip yaklaşık 5 km‘lik yürüyüşten sonra kahvaltımızı da çiftlik evinin verandasında yaptık. Soframızda tavuk ve tavuk ürünlerine sadece peynir ve zeytin eşlik etti.
Necmettin Çalışkan Beyza Piliç‘in Genel Koordinatörlüğünü ve aynı zamanda Saadet Partisi Hayat İl Başkanlığını yapıyor. Türkiye‘nin en genç siyasi parti il başkanı. Ciddi bir eğitime, işiyle ilgili bilgi ve tecrübeye sahip, kendinden çok insanları önceleyen, genç ve dinamik olduğu kadar son derece sempatik ve sıcak bir insan. Biz kendisini tanımaktan büyük bir haz duyduk.
1973 doğumlu. 11 yaşında hafızlığını, daha sonra Adana İmam Hatip Lisesi‘ni bitirdi. İki yıl Suriye Şam‘da Furkan İslâm Kolejinde, 4 yıl Mısır‘da okudu. Ezher Üniversitesi İlahiyat Fakültesi‘ni bitirdi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalında Yüksek Lisans çalışması yaptı. 20. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde Refah Partisi Grubunda Milletvekili danışmanlığı yaptı. Halen Saadet Partisi Hatay İl Başkanı.
Okuyacağınız bu röportaj sabah kahvaltısında spontane olarak gelişen bir sohbetin çözümünden ibaret. Ancak sizlerle paylaşacak kadar da güzel bir sohbet oldu. Keyifli ve bereketli okumalar dileriz.
Necmettin bey herhalde soframızda kuş sütü eksik. Nedir bunlar?
Şu gördükleriniz tavuk mamulleridir. Bu tavuk dönerdir. Beyza Piliç bu güne kadar tavuk ve tavuk eti üretiyordu. Bir süreden beri tavuk döner, tavuk burger ve tavuk köftesi gibi mamullerin üretimini de yapmaya başladık.
Tavukçuluğa tesadüfi mi başladınız?
Hayır. Şirketin kurucusu olan babam, inşaat mühendisi ve ilahiyatçı. 1968-69 yıllarında lise öğrencisi iken amcamla birlikte tavukçuluk kursuna gitmişler. 1978 yılında da bu işe girmişiz. Sonra devamla ikinci nesil olarak bizler iş başındayız. Sektörde firmamızın yaklaşık otuz yıllık bir geçmişi var.
Beyza Piliç‘i Türk tavukçuluk sektöründe nereye oturtuyorsunuz?
Beyza Piliç, sektöründe bölgenin lider firmasıdır. Türkiye‘de tavukçuluk sektöründe yaklaşık 40 tane firma var. Bu firmalardan yirmisi üretimin yüzde 90‘ını gerçekleştiriyor. Beyza Piliç bunların arasındadır.
Peki, bu arada piyasada en büyük firma hangisi?
Türkiye pazarındaki en büyük firma yabancıların elindedir.
Ama biz bunları pazarda kendi isimleri ile pek yaygın görmüyoruz. Bunlar pazarda hangi isimle mal satıyor?
Türk toplumunun genelde yabancılara bir alerjisi var. Gıdada bu biraz daha fazla. Tüketici reklâmda firma sahiplerini tanımaz. Bir de reklâmda işletme sahibi değil, marka tanıtılır.
Sektörde ihracat durumu nasıl?
Piliç eti ihracatı yok denecek kadar az. Yanlış politikalar sonucu, üretim bizde çok pahalı. Yabancı ülkelerde tarım sektörü destekleniyor. Ancak ara ürün diyebileceğimiz kuluçkalık yumurta ihracatı yapılıyor.
Beyza Piliç İhracatta ne durumdadır?
Kuluçkalık yumurta ihracatında uzun yıllar ön sıralarda yer aldık. Arap ülkeleri bizim öncelikli pazarımızdır. Piyasada bir dalgalanma olduğu zaman siz kuluçkalık yumurtalarınızı civcive dönüştürmeden yumurta olarak satarsınız. Böylece üretimin önü temelden kesilmiş olur. Bu alanda biz iyi konumdayız. Onun için firmalar üretim fazlası kuluçkalık yumurtalarını bize verir, biz de ihraç ederiz.
Tavukçuluk piyasasında 19 firmadan oluşan bir grup hep öne çıkıyor. Bu nedir, siz bunların içinde misiniz?
Bu bir centilmenlik grubudur. Hiçbir hukuki, resmi ve gayri resmi bir statüsü yoktur. Bu grubun oluşmasının sebebi, eski bir kabzımal olup sonradan futbolla uğraşan bir adamın tavukta hormon var iddiasıyla başladı. Başlangıçta bu grubun içine biz de davet edildik.
Gördük ki, bazı firmaların sözünün hiçbir önemi yok. İsmine centilmenlik diyorlar sonra havada kalıyor. Söz veriliyor, sözlerde durulmuyor. Biz sözümüzde durmak zorunda kalıyoruz. Bir de piyasadaki gelişen yaklaşımlar itibariyle fikren uyuşamadığınız insanlarla aynı masayı paylaşmak kolay olmuyor.
Her sektörde olduğu gibi tavukçuluk sektöründe de sık sık krizler oluyor, neden?
Çeşitli nedenler var. Arz talep dengesi, üretim fazlalığından oluşan krizler var. Turist gelişi, ekonomideki hareketler, hatta havanın sıcak ve soğuk oluşu bile etkiliyor.
Krizde hiç itlaf yaptınız mı?
Hayır, çok şükür biz yapmadık. Tavuklar da bir can taşıyor ve böyle canlı canlı hayvanları öldürmeyi inancımız gereği göze alamazdık. Ama bu manevi düşüncemizin, çok maddi hayrını gördük.
Karikatür krizinde sizin adınıza Arap pazarında bir gelişme oldu mu?
Arap ülkeleri iyi bir pazardı. Ancak kuş gribi bunun da önünü kesti. BM Gıda Örgütü FAO‘nun "Türkiye‘de Kuş Gribi var" ilanından sonra uluslararası kurallar gereği sektördeki hiçbir üründe henüz ihracat yapılamıyor. Resmen hastalığın bittiğinin ilanından üç ay sonra ihracat başlar.
Bunun için de hükümet müdahele ederek süreci hızlandırmalı ki ihracat tekrar başlasın. FAO gribin yayılmasını önleme adına gizli bir ambargo da koymuş oldu.
Peki, bu yaygaralar neden çıktı, ya da çıkartıldı?
Bunun çok yönleri olabilir. Reklâm pastasıyla ilgili bir kısım medya mı dersiniz? Uluslararası ilaç şirketleri mi dersiniz? Israrla Doğubeyazıt ilçesinin ön plana çıkması kuşku uyandırıyor. Doğubeyazıt, İran sınırında olan bir ilçe. Orası karantinaya alındı.
Deniliyor ki, ABD oraya grip uzmanları adı altında insanlar gönderdi. Ayrıca ölümler, hükümet-YÖK gerginliğinin odak noktası olan Van 100. yıl Tıp Fakültesi hastanesinde yaşandı. Bu da bir başka soru işaretiydi. Muhtemelen hayatında hiç aşı vurulmamış, birçok canlı hayvanla temas halinde olan ve pek çok mikrop barındırma ihtimali bulunan ortamda gerçekleşen ölümün sebebini bilmek kolay değil. 48 saat içinde grip çıktı ve birden bire kayboldu.
Bakınız, ben size bir şey söyleyeyim; dünyada tavuk eti yiyip kuş gribinden ölen bir insan yok. Kuş gribi canlı tavuktan insana bulaşıyor. Dünyada pişmiş tavuk eti yiyip ölen insan yok.
Yılda 25 milyon insan normal gripten, 100 milyon insan sigaradan ölüyor. Ölümleri küçümsemiyorum da; kuş gribinden 1996 yılından beri on yıl içinde toplam 130 civarında insan öldü.
Ölenlerin hepsi de canlı hayvanla solunum yoluyla veya temas sonucu gerçekleşti. Kaldı ki yabani, kültür ve evcil hayvanlardan insana bulaşan pek çok hastalık var. Kediden, köpekten, attan, özellikle domuzdan insana çok hastalık bulaşır. Canlı tavuktan bir hastalık bulaşması da normaldir.
Peki, yabancıların etkisi de olabilir mi?
Avrupa, Türk tavukçuluk sektörünü kendisi için tehdit görüyordu. Türkiye tavukçuluk sektöründe gelişmiş dünyadaki beş büyük ülkeden birisi idi.1983 yılından bu yana yıllık büyüme üst üste yüzde 13‘tür. Türkiye‘deki birçok tesis Avrupa‘nın hiçbir yerinde yok. Onların tesisleri otuz, kırk yıl önce kurulmuş, iyice demode olmuş tesisler. Bizimkiler ise son teknolojinin ürünleri. Türkiye teknoloji yatırımı konusunda da onları geçti. Türkiye ayrıca bölgesinde de aktif hale geldi. Özellikle Arap ve Kafkaslara yönelik tavuk ticaretinde nakliye açısından da, biz avantajlıyız. Böylece bu kriz sebebiyle bizi önemli ölçüde baskı altına almış oldular. Müslüman bir ülke olan Türkiye için potansiyel bir müşteri olan Suudi Arabistan çok önemli bir tavuk ithalatçısı ülke. Ayrıca Rusya yılda 1 milyon ton belki daha fazla tavuk ithal ediyor dışardan. Korkunç bir miktardır bu. Yabancılar açısından bu Pazar kimseyle paylaşılmamalı tabiî ki.
Entegre tavukçuluk toparlandı, bu krizi atlattı denilebilir mi?
Çok şükür. Allah tekrarından saklasın.
Bu çıkarılan krizin olumsuz etkisi sadece entegre tavukçuluğa değil, köy tavukçuluğuna da yansıdı. Bu konuda sizin yorumunuz nasıl olur?
Burada konuya ticari ve siyasi olarak iki pencereden bakmakta yarar var.
Ticari yönü şu: Köylerdeki tavukçular zaten işletmelerin fason üreticisidir. Türkiye‘deki et amaçlı tavuk üretiminin yüzde 98‘ini işletmeler yapıyor. Köylerde bağımsız üretilen et tavukçuluğunun miktarı yüzde 2 veya daha azdır. Yumurta üreticileri bu rakamın dışındadır. Bu ekonomik olarak genel içinde bir şey değil. Ancak, işin siyasi yönüne baktığımızda AB‘ye girerken bambaşka bir Türkiye hedefleniyor. Kapısının önünde tavuğu, ördeği, kazı olmayan bir Türkiye görmek istiyorlar. İşin olumlu tarafından bakınca durum bu. Madalyonun öbür yüzü ise savunmasız bir Türkiye hedeflenmesidir. Bütün bankalarımız, stratejik kuruluşlarımızdan sonra köylümüz de savunmasızlığa, yalnızlığa itiliyor. Halkın zor zamanlarda kendi ihtiyaçlarını temin edebilecekleri kendi üretimlerinden mahrum edilmesi planlanıyor. Ürdünlü bir dostumuzun sırf hizmet olsun diye Filistin‘de bir üretim çiftliği var. Orada insanlar perişan durumda.
Bu aç ve işsiz insanlar bu çiftlikten civciv alıp kendi evinde besliyor. Yumurta veya eti ya komşusuna satıyor para kazanıyor, ya da kendi ihtiyacı için besliyor. Bir çeşit geçim kaynağı yani. Şimdi bu durum Türkiye için de geçerli. Köylü vatandaşımız bir dönüm arazisi varsa oradan ekmeklik buğdayını sağlıyor. Bir iki hayvanı varsa onunla ihtiyacını karşılıyor, kışı geçiriyor. Böylece tavukçuluk pazarında hiç de önemli olmayacak kadar bir miktar üretim kapasitesine sahip köy tavukçuluğunu yok ederek köylünün kendi kendine geçinmesinin önü kesilerek savunmasız bir halk oluşturuluyor.
Bu durumda kuş gribi krizine yeniden bakmak gerekiyor, ne amaçlandı sizce?
Türkiye üzerinde 48 saatlik bir psikolojik savaş provası yaptılar. Her şey de 48 saatte başlayıp bitti. Bence, Türkiye üzerinde bir savaş provasını yaptılar ve bunda da başarılı oldular. Adamlar Türkiye‘de kuş gribi var dediler, yayınladılar ve ertesi gün Türkiye‘de hayat durdu. Bu çok önemli bir harekât idi. Gelecekte de yapılabilecek bu tür saldırılar için bir deneme yapmış oldular.
Kuş gribi münasebetiyle görüldü ki, böyle bir psikolojik savaş çıkartmak çok kolay. Bir haber ajansıyla, üç beş TV kanalıyla bir savaş başlatıyorsunuz ve ortalık toz duman oluyor. Hükümet de zaten bunun ilk çıktığı günlerde meselenin bu kadar büyük boyutlara ulaşacağını tahmin edememişti. Baktı ki, ipin ucu kaçıyor, TRT‘de de bir süre canlı olarak yayınlanan, Devlet Bakanı Beşir Atalay başkanlığında bir toplantı yapıldı. Kimler katıldı bu toplantıya? TV ve gazetelerin sahipleri, genel yayın yönetmenleri ve muhabirleri. Toplantı devam ederken Beşir Atalay "arkadaşlar muhabir ve kameramanlar toplantıdan çıksınlar, toplantımıza genel yayın yönetmeleri ile devam edeceğiz" dedi ve toplantı orada kesildi.
Ertesi günden itibaren de kriz bitti.Bu gizli toplantıda muhtemelen hükümet dedi ki, "Bakın bu durum bizi sarsıyor, ne istiyorsanız yapalım, bundan sonra bu yayınları kesin" ve kestiler. Türkiye‘de tavuk sektörünün yıllık cirosu 3 milyar dolar, turizmin cirosu, 15 milyar dolar. Kuş gribi aynı zamanda turizmi de vurmaya başlayacaktı. Sonra tüm sektörlere dalga dalga yayılacaktı. Hatta keskinlik hükümeti bile sarsacak güçteydi. Türkiye karantinaya alınacaktı. Yayınlar kesildi, kuş gribi de yok oldu. Peki, Türkiye‘de kuş gribi vardı da nereye gitti?