Gündem

"Kriz iyi yönetilemedi"

"Kriz iyi yönetilemedi"

Abone Ol

ASKON Başkanı Mustafa Koca, ekonominin 2009 panoramasını ve 2010 beklentilerini değerlendirdi."Kriz iyi yönetilemedi"

*Küresel ekonomik kriz dolayısıyla 2009 yılı Türkiye‘de de epey zor geçti. Ekonomik parametreler açısından 2009 yılını değerlendirir misiniz?

2009 yılı gerçekten son derece zor geçiyor. Dünya da özellikle gelişmiş kabul edilen ülkelerde krizin ortaya çıkması, hem krizin çıktığı ülkeleri hem de bağlı olduğu yığınla ülkeyi son derece zor bir dönemece soktu. Bu ülkelerden en önemli olanlarından bir tanesi de bizim ülkemizdir.

Aslında krizlere alışık bir ülkeyiz. Ancak alışık olduğumuz krizler genellikle kendi yerel krizlerimizdir. Genellikle de bu krizlerden dışa açılarak, dışarıda ki güçlü yapıları kullanarak -ihracatın geliştirilmesi, kredi imkanlarının kullanılması gibi- metotlarla çıkıyorduk. Şimdi ilk defa dünyadan üstelik gelişmiş dünyadan bize doğru bir kriz geldi. Bu sefer biz dış konjonktürü avantaj olarak kullanamadık. Tam aksine bize ciddi anlamda dışardan sorun transferi oldu.

Önce, finansın stresi geldi, musluklar kapandı, yabancılaşan finans ya krize girdi ya da tedirginlik sebebiyle işleri zora soktu. Ardından dış talepler şiddetli bir şekilde düştü. Bu durum üretimi ve dolaysıyla istihdamı etkiledi. Böylece sebebi olmadığımız bir kriz, Türkiye ekonomisini de kötü bir şekilde vurdu.

*Türkiye‘nin ekonomik krize tüm yönleriyle gerekli refleksi verdiğine inanıyor musunuz?

Herhalde krize karşı alınan tedbirlerin yeterliliğinden, zamanlamasından sual ediyorsunuz. Maalesef bu konu çok istenildiği gibi olmadı. İlk zamanlar kriz kabullenilmedi. Türkiye‘de finansal kriz olmaması sebebiyle gerçek tahribatın ulaşacağı boyutlar tahmin edilemedi. Bu yüzden peyderpey açıklanan tedbirler iyi bir kriz tedbiri imajı oluşturmadı. Zamana yayılan zaaf tüm sektörleri ve tüm üretim alanlarını etkiledi.

Sonuç itibariyle hükümet bir çok tedbir paketi açıklamak durumunda kaldı. Evet bizzat finans desteği formülü uygulanmadı. Ama bir çok sektör için toplam finans maliyeti 50 milyar doları aşan teşvik destekleri sunmuş oldu. Ama istenen olumlu hava oluşamadı. Diyebiliriz ki, öncelikle bu işin psikolojisi çok iyi yönetilemedi.

*Ekonomik dinamiklerin altüst olduğu geçtiğimiz yılda, en çok yara alan temel enstrümanımız neydi? İşsizlik rakamları mı? Üretim ve tüketim arasındaki dengesizlik mi? Satın alma parametrelerinin tüketici aleyhine gelişmesi mi?

Ekonomi birbirine bağlı ve birbirini etkileyen dengeler üzerinde yürüyen bir sistemdir. Bunların hepsinin merkezinde de adeta güven gibi ilginç bir psiko-sosyal motor vardır.

Dış etkilerle finansın etkilenmesi, kredilerin kısılmasına, kredilerin kısılması işletmelerin para sıkıntısına düşmesine sebep oldu. Diğer taraftan dış talebin düşmesi, hem ihracatı hem de ithalatı olumsuz etkiledi. Bunlar imalat sanayindeki kapasite kullanım oranlarının düşmesi, ihracatın azalması gibi önemli sorunlar getirdi. Dış ticaret hacmimizin düşmesi, dış açığı ve cari açığı azaltırken, aynı zamanda işsizliği ve bütçe açığını artırdı. Sonuç itibariyle büyüme rakamları düştü ve küçüldük. Bir trilyon dolarlık ülke statülerini konuşur olmuştuk. Ama şimdi yine 650 milyar dolarları konuşmak zorunda kalıyoruz.

Şimdi yeniden büyük küçük bütün çarkları harekete geçirip randımanı sağlayıp yeniden eski normlarımızı yakalamaya çalışacağız veya geçeceğiz.

Bu kriz, ekonominin taamına balta vurdu ama, bu sefer en fazla KOBİ bazındaki üretici kesimi mağdur etmiş gibi gözüküyor.

*Üretim tüketim arasındaki dengeyi nasıl oluşturabiliriz?

Maalesef artık bu konular küresel konular haline geldi. Dolaysıyla lokal anlamda yapılacak bir kısım planlamalar bu işlerin kriz önleme yapısını tahkim edecek etkiyi oluşturamayacaktır.

Finansın kendi başına para kazanan bir sistem olarak alabildiğine kontrolsüz bir şekilde piyasa bulması, sanal bilançoların en önemli sebebi haline gelmiştir. Yani dünyanın tümünün GSH miktarı 62 trilyon dolar seviyelerinde iken, sadece kriz öncesi ABD‘de oluşan mortgage piyasasının hacmi 120 trilyon dolara ulaştı. Realize olma şansı asla olmayan bu sanal gelişim krizi üreten asıl sebep oldu. Hiçbir reel faaliyetin böyle bir piyasa ile başa çıkması söz konusu değildir.

Artık dünya ortak karar vermek zorundadır. Finans düzeni, faiz yapıları ve sanal piyasalar çok ciddi bir şekilde kontrol altına alınmalıdır.

Aslında şu anda dünyaya dayatılan liberal kapitalist düzen, teorisiyle beraber iflas etmiştir. Ancak maalesef yeterli alternatif üretilememesi dolayısıyla, pratik olarak yerini devlet kapitalizmine bırakmaya başlamıştır. Bu da çok yakın zamanda yeni çıkacak krizlerin birikmeye başladığı anlamına gelmektedir.

Daha sağlıklı alternatif sitemler üretmek zorundayız. Faiz ekonomiden kovulmak zorundadır. Para dengesi ve sanal boyut çok sağlam kontrol edilmelidir. Belki "dünya ortak parası" düşüncesi denge için önemli bir destek sağlayabilir.

Türkiye, oyun kurucu rolüne soyunmalı

*Dolar-faiz ve borsa arasına sıkıştırılan bir ekonomik tablo görüntüsünden kurtulamadık. Bu enstrümanlar arasındaki ilişkiyi nasıl kurmalıyız? Rantiyer ekonomi sarmalından kurtulmak için yapılması gerekenler neler?

İfade ettiğim gibi artık bu üçgen küçük üçgen değildir. Bu tanımladığınız yapılar, artık küresel anlamda belirleyici fonksiyonuna sahip olarak işlev görüyorlar. Bu yapıdan kurtulmak için dünyada yeni bir kısım düzenler kurulması lazım. Bu da büyük güç dengelerinin değişmesi anlamına geliyor.

O çok bahsedilen ‘oyuncu olmak değil oyun kurucu olmak‘ söyleminin ekonomik versiyonunun da devreye sokulması gerekir. Bunun için de bazı ön belirleyiciler üzerinde inisiyatif sahibi olmak gerekir. Bu gidişi değiştirmek isteyenler, eğer Ar-Ge konusunda en ileri duruma geçmişlerse, eğer üretim ve pazar konusunda en iyi konumu yakalamışlarsa, borsa ve portföy piyasaları konusunda en çok ilgi gören bir yapıyı kontrol edebiliyorlarsa artık bazı şeyleri değiştirmeye aday olmuşlardır denilebilir. Buna bir de siyaset erkini ekleyebildik mi artık söz sahibi olmak konumu oluşmuş demektir.

Ondan sonra bazı sarmallardan kurtulmaktan bahsedebiliriz. Aksi halde ‘gelişime en fazla uyum gösterenler en becerikliler‘ olarak kabul edilmeye devam edecektir. Ama onlar da sadece en iyi takipçi olabilirler, başka değil.

*Türkiye ekonomisinin bel kemiğini KOBİ‘ler oluşturuyor. Ama, KOBİ‘ler hala çözümlenememiş sorunlarla boğuşuyorlar. Bu sorunların çözümü için yapılması gerekenlerin ne olduğunu düşünüyorsunuz?

KOBİ meselesinin birden fazla boyutu var. Genel ekonomi içerisinde KOBİ‘lerin aldığı yerin sayısal rantabilite boyutu, KOBİ sahiplerinin genel ekonomik trendler ve işletme bilgilerindeki dinamizm boyutu ve bir de hükümetlerin KOBİ‘lerle ilgili genel tutumları. Bu alanların hemen tamamında eksikler bulunuyor. Ekonominin rekabet atmosferinin bu kadar inceldiği bir yerde KOBİ sayısının oransal yüksekliği, KOBİ‘lerin yaşamasını zorlaştırıyor. Her bir şirkete düşen maliyet ağır bir yük haline dönüşüyor. İşletme sahiplerinin yüksek enflasyon ve düzensiz bilanço ve kontrolsüz kâr dönemi alışkanlıkları kötü alışkanlık olarak devam ediyor. Yeni duruma adapte olmalarını zorlaştırıyor. Ayıca kamu yükleri KOBİ‘lere çok ağır geliyor. Kriz dönemlerinde ortaya çıkan iyileştirme çabaları ve bir kısım alanlardaki özel teşvikler, ayakta kalış için yeterli olmuyor. Doğrusu bu konuların hepsi ile ilgili değişimlerin yaşanması gerekir.

* Anadolu Aslanları İşadamları Derneği ve KOBİ‘lerin temsilcisi bir sivil toplum örgütü olarak 2010 yılından beklentileriniz neler?

2010 yılı maalesef kayıpların toparlanması mücadelesinin verildiği bir yıl olacak gibi gözüküyor. Eğer bu işi çok kolay bir şekilde yapar ve öngörüldüğü gibi % 3.5 oranında büyüme gerçekleştirebilirsek kendimizi başarılı sayacağız. 2 yıl önce konuştuğumuz konular AB ülkelerini yakalama düzleminde idi. Her yıl üst üste % 7 büyüme gerçekleştirebilirsek 10 yıl içerisinde böyle bir hedefi yakalamayı değerlendiriyorduk. Ancak şimdi krizin bizi düşürdüğü derin çukurdan çıkma metotlarını konuşuyoruz.