Kral öldü yaşasın kral

Abone Ol

Rüzgar önündeki yaprak gibi rüzgara göre yön değiştirenler, deniz üzerindeki karpuz kabuğu gibi dalgaya göre dalgalananlar sürekli olarak dalga geçilmeye mahkumdurlar.

Siyasette, karşısındakilerin durumuna göre karaya ak diyerek, aka kara diyerek, gerektiği zaman yeşil renge gri diyerek ayakta durmayı başaranlara “Ama dün yeşil demiştiniz” denildiğinde “Dünü geri getir, yine yeşil diyelim. Dün dündür” diyenler siyaseti laçkalaştırdılar.

Dağ başındaki bir şehirde müftü iken başka fetva verenler, deniz kenarında iken onun tam aksi fetva verenler, cami imamı iken haram dediği halde, turizm rehberi olunca helal diyenler bu dinin terim/ıstlahlarını yalama yaparken kendilerine zarar verdiklerinin farkına varamazlar.

Aynı konu veya aynı şahıs hakkında yazı yazdığı dergi, gazete veya konuştuğu mikrofonun ve kameranın sahibine göre ağız değiştirenlere “ama daha önce şöyle söylemiştiniz” denildiğinde “Eski söylediklerimi çöpe atınız” yüzsüzlüğünü gösteriveriyor.

On yılda Komünizmden Kapitalizme kadar on yer değiştirenler, önce “Büyük Şeytan” dediğine “Kurtuluş meleği” diyerek sarılanlar sarsıyor dünyanın dengesini.

Dönekler tarihi, yaratılış kadar eskidir.

Hz. İsa’yı Yahudilere jurnalleyerek onu öldürme teşebbüslerini sağlayan işte o döneklerden biridir.

Kur’an-ı Kerim’de anlatılan münafıklar işte o döneklerdir.

Tarih boyunca bu döneklerin ortak bir yanı vardır ki, dönekliğin dünyevi faydasını görseler de her iki tarafta da sevilmezler. Ama döndürenin işine yaradıkları sürece kullanılırlar.

Şahısların dönekliği olduğu gibi toplumların da dönekliği olur.

Hallacı Mansur’u başkan yapmaya karar verenler, Mansur’un başını kesme kararı da verebiliyorlar.

“Kral öldü, yaşasın kral” diyenler de toplumsal döneklerdir.

Mehmet Akif merhum “Eskiden ikiyüzlüleri sevmezdim, bin yüzlü adamları görünce bunları sevmeye başladım” dermiş.

Müslüman olmayan vatandaşlarımız kadar dini bilgisi olmayan ümmilerin, dinimiz hakkında ahkâm kesmesine kızan Mehmet Akif, Safahat’ında o maskaralara nasihat ederken, kuzum, eşek nalı yapmak için bile usta çingenenin yanında, mengenenin başında iki sene emek çekmek gerekir. Siz ise Kur’an’ı Sünneti ve icmaı bilmeden din hakkında ahkâm kesmeye ictihat etmeye kalkıyorsunuz, bunun için dünya kadar ilim ister, vazife taksimine kalkışılmaz ve bir kişi bir koltuğa on karpuzu sığdırmaya kalkarsa hiçbir zaman selamete çıkamayacağımızı söyledikten sonra her işi yaparım mantıksızlığıyla hareket edip de hiçbir şey yapmayan

“Sabahleyin mütefelsif, ikindi üstü fakîh;

Sular karardı mı pek yosma bir edîb-i nezîh;

Yarın müverrih; öbür gün siyâsetin kurdu;

Bakarsın: Ertesi gün ictihâda pey vurdu!...

Hülâsa, bûkalemun fıtratinde zübbelerin

Elinde maskara olduk... Deyin de hükmü verin!” diyor.

Rabbimiz, Sevgili Peygamberimize:

“Eğer biz, seni (Din üzerinde) sabit kılmasaydık, onlara biraz meyledecektin.” buyurur. (İsra 74)

Onun için döneklik yapmamak, doğrular üzerinde sebat etmek için, doğruları Kur’an’dan öğreneceğiz, örneğimiz ve önderimiz, Sevgili Peygamberimiz gibi Rabbimizden yardım isteyeceğiz “Allah’ım, kalbimi dinin üzerinde sabit kıl” diyeceğiz.