Kötüye kötü demenin suç olduğu günlerden geçmekteyiz.
İnsanlar, işimi kaybedebilirim, sosyal çevrem daralır, oğlum
mülakatı kazanamayabilir, komşumla aram bozulur, mevcut arkadaşlarımı
kaybedebilirim düşüncesi ile kötüye kötü demekten kaçınıyorlar.
İnsanlarımız bir şeyleri kaybetme telaşına düşüyor ve
düşünceleri ile eylemleri arasında tutarlı bir yol bulamıyorlar.
Anne oğlunu okula uğurlarken haksız da olsa kardeşimdir
deyip, savunacaksın kardeşini, sakın tavsiyelerimi göz ardı etme diyor.
Görümce gelinin yaşadığı zulmün şahidi olduğu halde annemdir
hatalarını göremem diyor ve onu masum ilan ediyor.
İş ortamında elemanlarına zulmeden patron, yardımcısının
pohpohlamalarına aldanıp zulmüne devam ediyor.
İnsanlarımız dünya üzerinde bir şeyleri kaybetmekten korkup
kötüyü iyi ilan ediyorlar. Maksat bir patronun, bir siyasetçinin, bir
sanatçının, bir işverenin gözüne girip üç kuruşluk menfaat elde edebilmek.
Küçük menfaatler uğruna katlediliyor adalet. İnsanlar maskelerini takıp, karaya
ak aka kara diyorlar. Bazen düşünüyorum acaba her şeyi göze alarak doğruları
savunacak kaç kişi var etrafımızda. Acaba diyorum bir gün biri ortaya çıkıp da,
aka ak karaya kara deme cesareti gösterebilir mi Haksızlığın karşısında zırh
gibi durabilir mi Acaba diyorum, bir kişi çıkar da, yalakalığı ateşe verip kötüye
ve kötülüğe meydan okuyabilir mi Bilmiyorum
Çevremde gözlemlediğim durum şudur; Bir kişi, kötüye kötü
deme cesareti göstermişse maddi anlamda bir çok şeyi kaybetmeyi göze almak
zorundadır. Böyle durumlarda etrafınızdaki insanlar bir bir dağılmaya başlar ve
siz doğru olan budur dedikçe onlar sizin karşınızda yer alarak patronlarına ya
da siyasi önderlerine yalakalık yapmaya çalışırlar. Oysa kötüye kötü deyip,
insanları uyandıran bir kişi gerçek bir kahramandır ve bir kahramanın dünya
üzerinde kaybedecek bir şeyi yoktur. Çünkü o ötelerin insanıdır.