Kötü…

Abone Ol

Toplumu kuşatan şiddet sarmalına sessiz kalmak, görmezden gelmek vahim gerçeği ortadan kaldırmıyor. Çok güvendiğimiz aile yapımızı ve toplumsal dokumuzu giderek yozlaştıran, fertleri hedef alan yozlaşma ve çürüme çığ gibi büyüyor. İçten içe kaynayan ve sinsi sinsi ilerleyen bir yozlaşma ve çürüme furyasının tam da ortasındayız.

Toplumun her ferdi bir şekilde bu şiddet ve kötülük dalgasına maruz kalabilir. Hayatın her safhasında bu yozlaşmanın ve çürümenin mağduru veya kurbanı olma riski herke için mevcut artık. Trafikte, hastanede, devlet dairesinde, okulda, stadyumda veya çarşı pazarda, dozajı her geçen gün artan bu şiddet dalgası her an herkesi yutacak gibi bekliyor.

En basit bir münakaşa veya fikir ayrılığı, herhangi bir yanlışı düzeltme veya birisini bir konuda uyarma durumu, belaya davet çıkarmaya eşdeğer olmuştur artık. Çünkü herkes, her ne yanlışı yaparsa yapsın veya söylerse söylesin, her daim haklıdır ve artık herkes kendisini dünyanın merkezi olarak görmektedir. 

Mazlum ve masumlara, kadına, çocuğa, hayvanlara, engellilere, yaşlılara ve potansiyel olarak her ferde yönelik bir tehdit toplum için bir sosyal patlamaya işarettir. Birbirine tahammül edemeyen, birbirinden nefret etmeye başlayan, insaf, izan ve vicdan duygularını kaybetmiş, tabiri caizse “Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz” bir hale bürünmüş bir insan tipolojisi oluşmaktadır veya oluşmuştur maalesef.

Toplumun tek derdini maddiyata yönelik hususlar olarak gören ve bunlara yönelik tatminleri de yeterli gören anlayış, manevi ve ahlaki hususları es geçtikçe “benim memurum işini bilir”lerle başlayan silsile, bugün toplumun yaşadığı başta manevi ve ahlaki, çokça da insani erozyonu da dert etmeyebilir. Bu toplumun namuslu ve dertli fertleri için ise bu büyük bir musibettir elbette.

Öncelikle toplumun yaşadığı bu tehlikeli dönüşümü kabul etmekle başlamamız lazım. Türkiye’de önce 24 Ocak Kararları, sonra da 12 Eylül darbesiyle 1980’de başlayan ekonomik ve siyasi dönüşüm, esasen küresel sisteme eklemlenmeyi amaçlıyordu. Bu eklemlenme süreci Türkiye açından ekonomik ve siyasi manada kısır bir bağımlılık tablosu ortaya koydu. Toplumsal etkilerinin görülmesi ise birkaç on yılı buldu ve bugün artık o tsunami dalgaları kıyıları dövmüş durumda bile.

Eklemlenmeye uğraştığımız küresel nizamın önümüze koyduğu kapitalist ahlak/ahlaksızlık, toplumun ahlaki ve insani yönünü her fırsatta kemirdikçe kemirdi ve bugün artık başarılı olduğunu da görüyoruz maalesef. Benmerkezci veya bencil, kendi menfaati için yapmayacağı hiçbir şey olmayan, hiçbir kutsalı bulunmayan, kimseye saygısı olmayan ve değer vermeyen, dünyanın kendi için döndüğünü varsayan “yamyam” anlayış, hücrelerimize kadar işlemektedir.

Toplumun sinir uçlarına yönelik sistemli saldırılar, tam da etkilenmesi en kolay olan gruplar olan kadınlar ve gençler üzerinden yapılmış olmasın? Her türden ahlaksızlığın, rezilliğin, gayrimeşrulukların, dedikodu ve fitnelerin, dizi suretinde sıradan insanların zihinlerine nakşedilmesine mi, yoksa mafyatik saçmalıkların, suçu ve zorbalığı özendiren “ders almam, veririm” türü bayağılıkların “en çok izlenen” olarak toplum tarafından baş tacı edilmesine mi yanalım? 

Suçun ve suçlunun kutsandığı, zihni şekillenmemiş ve bilinci oturmamış bireylerin bu türden saçmalıklarla mankurtlaştırılması, bugünün yeni insan tipolojisini şekillendiriyor. Kendisini dünyanın merkezi sanan, içi boş, bilgisiz, emek harcamak istemeyen, zora gelemeyen, “armut piş, ağzıma düş” kolaycılığına alışmış, başka hiç kimseyi önemsemeyen ve saygısız, cahilliğini ve vurdumduymazlığını marifet sayan bir insan tipolojisinin yaygınlığı bir tesadüf olmasa gerek. Elbette ki cahil ve patavatsız kitlelerin cüretinde, toplumu etkisi altına alan sorumsuz, ayrıştırıcı ve kendinden başka herkese yönelik nefret dilinin de etkisi vardır.  

Toplumu kuşatan kötülük, bu sefer okulda, genç bir asistana rast geldi. Yaşadığı hayatın dahi farkında olmayan, yaptığı hareketi vahametinden habersiz ve “dersi geçmek için kopya çekmem gerekiyordu” diyebilecek kadar bilinçten uzak bir kafaya denk geldik bu sefer. Bir insanı öldürecek kadar kendisini haklı görebilen bir barbarlık… Bir başka olayda da, 6 yaşındaki çocuğunu “dersini yapmadığı” gerekçesiyle döverek öldüren bir aşağılık!!

Toplumu yozlaştırıp çürüten, insanların canına kasteden bu “ahlak ve insanlık buhranı”nı kabul edip üstüne gitmedikçe başımızdan gitmeyecektir maalesef…