Anne babalar çocuklarına sevgilerini ifade ederken, "eğer şunu şöyle yaparsen seni daha çok severim" türünden bir yaklaşımla sevgilerini belli bir koşula bağlıyorlar.
Oysa anne babanın ilk sorumluluğu çocuğu koşulsuz sevmektir. Koşulsuz sevmek ebeveynin çocuğu olduğu gibi kabul etmesi ve onu hiç karşılık beklemeden sevmesidir. Anne çocuğunu sevgi ile beslerken, sürekli kendinden bir şeyler verdiğini düşünür. Oysa çocuğuna verdiği her şey bir şekilde kendine geri dönmektedir. Çocuk bir yerde anneye koşulsuz sevmeyi öğretiyor. Koşulsuz seven insan ise olgun ve sevgi doludur. Çocuk ailenin yuvasını taçlandıran ve eve neşe kaynağı olan bir varlıktır ve ailenin bütün bireylerine sevmeyi öğretmiştir.
Uzmanların ifadelerine göre bebek, anne karnındayken dahi, kendisine söylenenlerden etkileniyor. Çocuk dünyaya geldiğinde ise, bütün ihtiyaçlarını anne aracılığıyla karşılar. Çocuğun fizyolojik ihtiyaçlarının karşılanması onun hayata tutunmasını sağlar, sevgi ihtiyacının giderilmemesi ise, hayatla kurduğu ilişkiyi zedeleyebilir ve bu durumda çocuk kendisini değersiz hisseder. Sevgiyi, algılamada ve öğrenme konusunda anne ile bebek arasındaki iletişimin büyük etkisi vardır. Anne sütüyle bebeği büyütürken, bir yandan da, ona, sözleriyle ve davranışlarıyla sevgisini ifade eder. Çocuk burada anneden sevgi alırken aslında hem sevgiyi tanır hem de bu alış verişini sürdürür. Bir yerde sevgiyi alan aynı zamanda vermeyi de öğrenir.
Anneyle sevgi eksenli ilişkiler kuran ve sevgiyle beslenen çocuk, kendini sever ve değerli hisseder. Dolayısıyla başkalarını da aynı şekilde sever ve değer verir.
Ancak sevgi koşulsuz olmalıdır. Bizlere, şunu yaparsan sevilirsin, şöyle davranırsan seni severiz dediler. Sevgiyi hep bir takım koşullara bağladılar biz de bu koşullar dahilinde bir nebze sevgi alabilmek için büyük çaba sarf ettik.
Şu bir gerçek ki, ebeveynler çocuklarını her durumda seviyorlar ancak, bunu onlara gösterirken ya da verirken herhangi bir şarta bağlayabiliyorlar. Bir şekilde koşullanan sevgi ise, nesnesine ulaşamıyor ve bir zaman sonra ebeveynler, ancak isteklerine karşılık geldiğinde bunu açığa çıkarıyorlar.
Bazı anneler "çocuklarımıza sevgimizi nasıl gösterelim" diye soruyorlar. Bu konuda öncelikle, ebeveynler çocuklarına onları sevdiklerini hissettirmelidirler. Yani anne baba, çocuğuna değerli ve sevilmeye değer olduğu duygusunu vermelidirler. Bir diğer nokta da çocuğa zaman ayırmaktır.
Çocuklar sevgiye büyük ihtiyaç duyarlar ancak bizler ona doğduğunda sevginin koşullu olabileceğini öğretiriz. Eğer anne çocuğuna sevgisini yaramazlık yapmamasına, baba odasını toplamasına, öğretmen ders başarısına, komşu gürültü yapmamasına endekslerse çocuk sevginin koşullu olabileceğini öğrenir ve bu çocuğun kendisiyle ve çevresiyle ilişkilerine yansır. Bu nedenle anne baba koşulları yerine getiremediğinde de çocuklarını sevilebileceklerini ifade etmelidirler.
Aile içi eğitim
Çocuğun günlüğünden
Canım anneciğim, biliyor musun bazen beni o kadar çok koruma altına alıyorsun ki, neredeyse benim yerime nefes alıp vereceksin sanıyorum. Düşünsene, artık 11 yaşına geldim hâlâ çoraplarımı sen giydiriyorsun, sırtıma hırkamı sen veriyorsun, odamı sen topluyorsun, ödevlerimi sen yapıyorsun... Tamam, beni çok seviyorsun ama inan ki bu sevgi bana zarar verir hale geliyor. İnan ki okulda, arkadaşlarımın yanında mahçup oluyorum, yüzüm kızarıyor, bana gülüyorlar. Montumu giyerken dahi zorlanıyorum, kantine iniyoruz herkes bir şeyler atıştırıp çıkıyor ben ağzıma bir lokma ancak koyabiliyorum. Eğer beni kendime bıraksaydın, sanırım yeteneklerimi daha iyi geliştirebilirdim. Ama sen, benim yerime düşündün, benim yerime çalıştın, benim yerime benim işlerimi yaptın...
Beni seviyor olman çok güzel bir şey. Ama anneciğim lütfen sevgini bu şekilde gösterme, benimle ilgilen, beni dinle, beni anla sevgini bu şekilde göster... Bu hafta ne oldu biliyor musun? Öğretmen ödül olarak bizi kafeye götürdü. Arkadaşlarıma o kadar çok özendim ki, birkaç dakikada montlarını giydiler, çantalarını hazırladılar ve yola çıktılar. Ben her zaman olduğu gibi yine arkada kaldım. Çantamı toplamak, montumu giymek... zamanımı aldı. Servise geldiğimizde, arkadaşlar yüzüme baktıklarında utandım. Morelim bozuldu, kafeye kadar hiç konuşmadım, yüzüm asıktı. Öğretmen sordu ama başım ağrıyor dedim. Aslında başım filan ağrımıyordu, ben arkadaşlarımın beni beğenmediklerini, benimle alay ettiklerini ve bana güldüklerini düşünüyordum. O yüzden onların yanında kendimi ezik hissediyordum. Onlar ödevlerini kendileri yapıyorlardı ama sen bana fırsat vermiyor sen yanlış yaparsın diyor ve ödevlerimi benim yerime yapıyordun. O yüzden arkadaşlarımın sınıfta özgüvenleri daha yüksekti. Ama ben kendimi ezik hissediyordum. Evde sen benim bütün işlerimi yapıyordun ama evden çıktığımda kendimi sudan çıkmış balık gibi hissediyordum. Ben korkuyordum ama ne hissettiğimi ne düşündüğümü arkadaşlarıma hiç söylemedim. Kafeye geldiğimizde öğretmen bize, yiyecek bir şeyler ısmarladı. Ama çekiniyordum arkadaşlarım bana gülecekler beğenmeyecekler diye korkuyordum. O kadar panik yapmışım ki, elimdeki ayranı döktüm. Bana güldüler, üstüme bakıp acımaklı bir şekilde baktılar. Öğretmen yanıma geldi ve "hadi kalk lavobaya git ve üstünü temizle" dedi. Yapamam der gibi yüzüne baktım öğretmenin. Ama o benim bütün sorunlarımı biliyordu "yapabilirsin Ayşegül, ben sana güveniyorum, sen bütün işlerini kendin yapabilirsin" dedi. Öğretmenin bu sözü beni çok mutlu etmişti. Bana güveniyor, bana inanıyor ve benden bir şeyler bekliyordu. Üstelik bir çok şeyi kendi kendime yapabileceğimi söylüyordu. Masadan kalktım, elimdeki kutuyu attım, lavobaya gittim, üstümü temizledim.
Öğretmen yüzüme baktı, "aferin Ayşegül, şimdi şuraya otur ve şu ayranı al" dedi. Aldım, arkadaşların ne düşündüğüne hiç bakmadan içtim.
Değerli anneciğim, biliyorum siz anneler çocuklarınızı canınızdan çok seversiniz. Onlar için her türlü eza ve cefaya katlanırsınız. Ama lütfen bizlerin büyüdüğünü kabul edin, bizlere güvenin ve lütfen bizim yerimize iş yapmak, bizim yerimize düşünmek yerine lütfen bizi cesaretlendirin. Gözünüz uzaktan da olsa hep üzerimizde olsun, zorlandığımız yerde bize yardımcı olun ama bunun dışında bırakın kendi ödevlerimizi kendimiz yapalım, odamızı kendimiz toplayalım, yemeğimizi kendimizi yiyelim. Eğer bu konuda bize güvenir ve bizi cesaretlendirirseniz, yeteneklerimizi geliştirme şansımız olur ve sizin olmadığınız yerde ayaklarımızın üzerinde durmayı öğreniriz. Yoksa ileride, size bağımlı ve size yük olan güvensiz gençler olabiliriz.
Bizden sevginizi esirgemeyin ama sevginizi verirken bizim yeteneklerimizi geliştirmemize fırsat verin.
Sevginizi bize ifade edin, bizi dinleyin, adam yerine koyun ama lütfen bizim yapabileceğimiz işleri bize bırakın...
Birkaç söz
Ağaçlar tek başına ve yalnız yaşarlar. Tıpkı kendilerini yalnızlığa mahkum eden kimseler gibi. Sahip oldukları herhangi bir zayıflıktan ötürü yaşanan bir yalnızlık değildir bu. Tepelerinde dünyanın uğultusunu duyarlar, kökleri ise sonsuzluktadır ama onların içinde kendilerini yitirmezler tam tersine tüm güçleriyle yalnızca bir tek şey için çaba gösterirler. Kendi içlerinde varolan yasaları gerçekleştirmek, kendilerini yansıtma isterler...
( Bozkır Kurdunun Düş Yolculukları, Hermen Hesse, Remzi)