Küresel ekonomi ve finans cephesindeki gelişmeler bir
devrin kapanmakta olduğuna, belirsizlik ve kırılganlığı çok daha yüksek yeni
bir dönemin kapıyı çalmaya başladığına işaret ediyor. Gücü yettiğince ve yerli
işbirlikçilerin katkısı ile gelişmekte olan ekonomilerin kanını emip posasını
çıkaran finansal sermaye benzeri talanı yapacak yeni yerler kalmadığı için
evine geri dönmeye başladı. Durum böyle olduğu için gelişmiş ekonomilerin
paraları gelişmekte olanlarınkine karşı değerlenmeye başladı hem de yüksek
oranlı parasal genişlemeye rağmen... Bu hareketlilik her iki cephede de çok
ciddi sarsıntılara yol açabilecek potansiyeli bünyesinde taşıyor. Türkiye
Cumhuriyeti nin Merkez Bankası Başkanı, Maliye Bakanı çok tehlikeli olabileceği
anlaşılan bu durumun kısmen farkında imiş görüntüsü veriyor; fakat her konuda
son sözü söyleyen Başbakan için aynı şeyi söylemek pek mümkün görünmüyor.
Finansal piyasalar-da yaşanan olumsuzlukları kendisine karşı yapılmış hareket
olarak algılaması ve sebep olanları faiz lobisi şeklinde suçlaması gerçekçi
olabilmesini ve isabetli kararlar almasını engelliyor. Belli ki halkın korku
duvarını aşması ciddi sıkıntı yaratmış!..
Finansal sermayenin durgunlaşmakta olan gelişmekte olan
ekonomilerden çıkıp evine dönmesi her iki cephede de ciddi tedirginlik
yaratmaya başladı. Hem gelişmekte olanlar hem de gelişmişler safında siyasi
iradeler ve Merkez Bankaları ne yapacağını bilmiyor. Her şey kontrol altında
imiş gibi hava basıp söylem tutturmaya çalışmalarının tek bir sebebi var.
Paniğin ve güven bunalımının geri dönüşünü olabildiğince geciktirmek... Eğer
durum böyle olmasa riskten kaçınma eğilimi güçlenmez ve faizler küresel ölçekte
enflasyon baskısı olmamasına rağmen yükselemez idi. Bu gelişmeler doğal olarak
Türkiye Ekonomisi ni de etkiliyor. Döviz kuru yükseliyor, faizler yukarı doğru
hareketleniyor, sermaye piyasaları satış baskısı altında bunalıyor, iyice
dengesizleşmiş gayrimenkul piyasası ise kurbanlık koyun gibi kaderini bekliyor.
Bu duruma direnmeye çalışmak ise akıntıya karşı yüzmeye çalışarak mevcut
enerjiyi hesapsızca tüketmek, israf etmek anlamına geliyor.
Bu yılın ilk çeyrek döneminde Gayri Safi Yurtiçi Hasıla
büyümesinin yüzde 3 olarak açıklanmasına ve bu verinin hayali söylemlerle
süslenerek iyimser beklenti pompalamasına aldanmayın. Eğer sermaye çıkmasa bile
yeni girişler olmaz ise hiç bir şey eskisi gibi olamaz. Durum böyle iken
Başbakan ın, faiz lobisi söylemi ile yangına körükle gitmesi durumu iyice
olumsuzlaştırıyor; riskten kaçınma eğilimi daha etkili olur iken güven bunalımı
seri bir şekilde büyüyor. Bu ortamda Merkez Bankası nın önce ek parasal
sıkılaşmaya giderek gecelik faizleri yükseltmesi, bu yolla döviz talebini
kısmen azaltmaya çalışarak ihale yöntemi ile satışa geçerek Türk Lirası ndaki
değer kaybını azaltmaya çalışması normaldir. Fakat hemen ertesi gün mucizevi
bir şekilde her şeyin normalleştiği yönündeki bir görüntünün yapay bir şekilde
oluşturulması anormaldir, çaresizliğin ilanıdır. Ne olup bittiğinin farkında
olmayanları bir süre için aldatabilirsiniz fakat bu yaklaşımla sıcak parayı
Türkiye de kalmaya ikna edemezsiniz.
Gecelik faizleri yükseltmesine rağmen düşündüğünün
üzerinde satış yapan bir Merkez Bankası nın hemen sonraki gün faizleri
geriletmesi, buna rağmen Türk Lirası nın kısmen güçlenmesi bugünün küresel
koşullarında kesinlikle normal bir durum değildir. Belli ki gaza basalım
diyenler konuya müdahil olmuş ve bazı kurumlar Merkez in yerine döviz satışına
ve sermaye piyasasını desteğe memur edilmiş!.. Profesyonel finansçıların bu
durumu anlamaması ve devamında yaşanacak olumsuzlukların farkında olmaması ne
yazık ki pek mümkün olamaz. Bu tür yaklaşımların biraz gecikme ile geri tepmesi
olasılığı oldukça yüksektir. Bu tür bir yanlış, Gezi protestolarının hedefleyip
de başaramadığı sonuçların gerçekleşmesine sebep olabilir.
Faiz lobisinin başka bir deyişle sermaye hareketlerinin
desteği ile iktidara gelen ve güçlenen bir siyasetçinin söz konusu kesime savaş
açması anormal bir durumdur. Aşırı güçlenmekten ya da çaresizlikten
kaynaklanmış olabilir. Ne yazık ki bazıları aşırı güç ile çaresizlik arasındaki
farkın hızla eridiğini göremiyor, sistemik risk artışının böyle bir şey
olduğunu bir türlü kavrayamıyor!..