Gündem

Kosova için empati zamanı

Kosova için empati zamanı

Abone Ol

Kosova‘da gördüklerim karşısında zihnimde oluşan sorulara cevap arıyorum. Prizren‘e doğru ilerlerken Sabri Makoli‘ye, halkın ülkedeki yabancı askerlerden rahatsız olup olmadıklarını soruyorum.

"Kosova halkı yabancı askerleri gördüğünde rahatsız olmuyor, aksine mutlu oluyor."

"Neden mutlu oluyor?"

"Çünkü şu anda onların sayesinde kendilerini güvende hissediyor. Sırp zalimlerinin, canilerinin zulmünden, katliamlarından bizi onlar kurtardılar. Şu anda biz zayıf durumdayız. Henüz, Sırp saldırganlara karşı kendimizi koruyacak güce sahip değiliz."

Devam etti, "Bill Clinton‘a olan sevginin kaynağı da bundan kaynaklanıyor. Sırplar bize saldırdığında bağımsızlık savaşı verecek gücümüz yoktu. Başta Avrupa olmak üzere tüm dünya yaşanan katliamları seyrederken sadece Clinton, Sırpları durduracak kararı aldı. Başka hiçbir ülke lideri bu yönde bir karar almadı. Bu sevginin nedeni bu..."

Clinton Semti, Clinton‘un heykeli, Kosova ve Arnavutluk bayrağının yanında her yerde bulunan Amerikan bayrakları...

Bütün bunlar her göreni rahatsız eden görüntülerdi...

Ama kim tarafından ve de hangi kirli planın parçası olursa olsun ortak bir gerçek vardı: Kosova‘da katliamlar, tecavüzler ve de zorunlu bir göç yaşanıyordu.

Böyle bir durumda kim, nasıl bir duyguya kapılır, nasıl hareket eder? Bu şartlar altındaki halkı eleştirmek ne kadar doğru olur?

...Ve şu anda da tehlike geçmiş değil.

Kosova‘da hala zaman zaman gerginlikler yaşanıyor.

Yaşanan gerginliklere BM raporlarında da dikkat çekiliyor.

Öyle ki, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun‘un büyükelçiliklere sunduğu son üç aylık Kosova raporunda da, ülkenin kuzeyindeki durumun ciddi olduğu belirtiliyor. Raporda, Uluslararası Adalet Divanı‘nın Kosova‘yla ilgili kararını açıkladıktan sonra ülkenin kuzey kesiminde yaşamın çekilmez olduğu ifade ediliyor.

Makoli‘nin yaptığı açıklamalar üzerine bir an gözlerim dalıyor, Kuveyt Savaşı‘nı ve sonrasını konuştuğum Kuveyt İnsan Hakları Teşkilatı yetkilisi Nasır M. Al-Masri ile yaptığım sohbeti hatırlıyorum.

Kendisine, "Kuveyt sokaklarında, caddelerinde Amerikan askerlerini gördüğünüzde ne hissediyorsunuz? Rahatsız olmuyor musunuz?" diye sormuştum.

Masri‘nin yüzünde manidar bir ifade belirmiş, yarı öfkeli bir tonda, "Saddam Hüseyin‘in orduları ülkemize saldırdığında Türk ordusu neredeydi? Arap ülkeleri neredeydi? İşgal güçlerine karşı bizi korudular mı? O Amerikalılar, Arap ve Müslüman kardeşimden, öldürülmeme seyirci kalan Araplardan, hakkımı savunma görevini terk eden Müslümanlardan beni kurtardı. Burada ne Kuveyt halkı ne de Kuveyt hükümetinin suçu var, asıl suçlu Iraklılar, Irak hükümeti, Araplar ve Müslümanlardır. Hepsi bizi yalnız bıraktı" demişti.

Zira denize düşen Kuveyt, Amerikan yılanına sarılmak zorunda kalmıştı. Bu kez de denize düşen Kosova, Batı yılanına sarılmak zorunda kalmıştı...

Masri bu tepkisinde haklı değil miydi?

Dolayısıyla Kosovalıların bu tutumunu eleştirmek için empati yapmak gerektiğini düşünüyorum.

Kosova bağımsız değil

Yolculuğumuz esnasında süren sohbetimizde Sabri Makoli, bugün gelinen aşamada Kosova‘nın bağımsız bir devlet olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığını belirtiyor.

"Neden?"

"Çünkü bizim parlamentomuz herhangi bir karar alamaz ya da karar aldığında Batı‘nın onayını almak zorunda. Kısacası; onların onayı olmaksızın karar almamız mümkün değil."

"Kosova halkı Arnavutluk ile birleşmek istiyor mu?"

"Arnavutluk ile birleşmek istemeyen bir kişi bulamazsın. Bizim yüzde 98‘imiz Müslüman. Aramızda ne dil ne de bir başka fark var. Dilde sadece bazı ayrıntılarda farklılıklar var. O da farklı ülkelerde yaşamamızdan kaynaklanıyor. Ancak bu birleşme olsa, yönetim paylaşımı konusunda sıkıntının çıkacağını düşünüyorum."

"Arnavutluk birleşmeyi istiyor mu?"

"Onların istediği pek söylenemez."

"Niçin istemiyorlar?"

"Arnavutluk‘taki Hıristiyanların etkisinde kalıyorlar. Hıristiyanlar, Yunan ve ortodoks. Dolayısıyla onlar bizi değil, Sırpları istiyor. "

"Kosova‘daki Hıristiyanlar ne durumda?"

"Yüzde 2 oranında olmalarına rağmen çok etkinler."

"Bu gücü nasıl elde ediyorlar?"

"Bizim entelektüellerimiz, Avrupa‘ya yakın olmak için Hıristiyanlara yakın olmak gerektiğini düşünüyorlar. Diyorlar ki; " Türkler bizi geri bıraktı. Doğu‘dan uzaklaşıp, Batı‘ya yönelmeliyiz."

"Azınlıklar ne gibi haklara sahip?"

"120 sandalyeli parlamentoda, yüzde 4 nüfus oranına sahip Sırplara 10 sandalye ayrılmış durumda. Kalan 10 sandalye ise diğer azınlıklara veriliyor. Belli oy oranı geçildiğinde bu sayı artabilir. Öte yandan azınlık hâkimleri Arnavut hâkimlerden daha üstün konumda..."

"Yardımlarınızı unutmadık!"

İHH‘nın kurbanları kestirdiği mezbahanın bahçesine giriyoruz. Bizden önce orada bulunan uzun boylu beyaz saçlı Tahir Halil, Türkiye‘den geldiğimizi öğrendiğinde bizleri kucaklıyor.

Kendisinin Arnavut olduğunu, Türk komşularından Türkçeyi öğrendiğini belirtiyor.

Kendisinden savaşı anlatmasını rica ediyorum.

"Sırplara karşı koyacak halkın elinde hiçbir silahı yoktu" diyor.

O günlerde yaşanan korkunç tedirginliği sivil halkın evlerini terk edişini anlatıyor.

"Kosova‘daki Arnavutlar, Türkiye için ne düşünüyor?" diye sorduğumda Halil Abi,

"Kosova halkı arasında" Katliamlar karşısında NATO‘nun hava harekâtı kararını Türkiye‘nin yeterli görmediği kara savaşı başlatmak üzere Ankara‘nın NATO‘dan izin istediği" sözleri yayıldı. Herkes, savaş şiddetlenirse Türkiye, Sırpların daha fazla kan dökmesine kayıtsız kalmayacak, bizi yalnız bırakmayacak şeklinde düşündü. Özellikle bu inanış, halkın Türkiye‘ye olan sevgisini kat be kat artırdı."

YARIN: Türkiye‘ye sevgi her geçen gün artıyor