Koşuyor diye peşinde koşturduklarımızın peşinde koştukları şey netleştikçe, her koşu anlamını kaybediyor. “Bir Koşu”da kazanıyor gibi görünenlerin “bir ömür” kayıp içinde olacağı görülüyor. Çünkü koşanlar, daha önce eleştirdiklerinin aynısını yapmaya başladı. Gücü öncelediği için koşmayı sürdürenler bu koşuya nerede son vereceklerini düşünmeye başladığına göre geçici ve görüntüde bir başarı getiren bu koşunun kalıcı hasarlar oluşturmasına engel olmak adına kovalamak lazım!
Kovalamak, gelişigüzel koşmak yerine; büyük taşları yerine koymaktır. Çakıl taşlarıyla uğraşanları, bugünü kurtaramadığı gibi yarınını da kaybet-tir-meye aday olanları takipten vazgeçmektir. Yaşanan “tahribat”ın yapılan “tamiratla” önlenemeyeceğini görerek tavandan tabana doğru yayılan güç zehirlenmesini durdurmaktır. Aynı delikten defalarca ısırılmayı durdurmak adına, yol ayrımındaki Türkiye’nin nasıl bir role sahip olacağını belirlemektir.
Koşturmak iktidar, kovalamak siyaset ise; kovalayarak tüm algılar değiştirilmelidir. Sadece iktidarı hedefleyen bir siyasi anlayışın dar düşünce kalıbından çıkılarak reel-politik olan tüm yaklaşımlar yerine sosyo-politik anlayışlara geçilmelidir. İktidarı değil, adaleti ve faydayı önceleyen siyaset neticesinde sinekleri öldürmek yerine bataklığı kurutmak mümkün olabilir. Çünkü bugün gelinen noktada sınırların değil, inancın önemi yeniden ön plana çıkmış, makası değiştiren trene, yeni bir makas değişikliği ile istikamet verilmesi şart olmuştur!
Körü körüne birilerinin peşine takılıp gitmenin sonuçları görülmeye başlandı. O halde; insanı değil binayı, fazileti değil rekabeti, paylaşmayı değil sömürüyü esas alan zihniyetin peşinde koşturmayı bırakalım. İnsanını bir değer olarak gören ve hedefi, insanlarını mutlu etmek olan bir ekonomi için kovalayalım! Bankalar kâr rekoru kırarken, işçileri asgari ücrete mahkûm eden bir ekonominin kime hizmet ettiğini sorgulamak için kovalayalım!
Kovalayalım ki; “30 dakikada eve teslim pizza” taahhüt ederken, 30 dakikada aynı eve niçin ambulans gönderilemediğini anlayabilelim! Dizileri değil, evine ekmek götüremeyen işçiyi, göçe mahkûm olmuş çiftçiyi konuşabilelim. Açlık sınırının altında olan, fındığı, pancarı, tütünü para etmediği için yaşadığı toprağı terk etmek zorunda bırakanları anlayabilelim. Faiz zulmü yüzünden iflas etmiş milyonlarca insanımızı, üniversite mezunu milyonlarca işsiz gencimizin ruh halini hissedebilelim. Eli nasırlı, yüreği hüzünlü çalışanın hakkını arayacak bir zihniyetin gelmesinin adımlarını atabilelim.
Acıların dolduğu kefe ile sermayenin dolduğu heybeyi ayırt etmek için kovalamalıyız! Haktan, hukuktan, mazlumdan ve doğrudan yana olacak ısrarı korumak için; kişiler üzerinden değil, ilkeler üzerinden kovalamak; alın teri ile gözyaşını şakaklarımızda buluşturmaktır. Makamın ve servetin değil, hakkın ve hakikatin peşinden gitmektir. Ya kovalayıp yeni bir anlayış öreceğiz, ya da önümüzde yeni zulümler göreceğiz. Çünkü koşmakla av tutulmuyor, avı sürekli kovalayanlar tutuyor.