Korumak – 2

Abone Ol

Geçen haftaki yazımızda nefsin, neslin, aklın ve malın korunmasına değinmiştik ve bunları korumanın önemli olduğunu ifade etmiştik. Bu hafta koruma mevzuuna kaldığımız yerden devam edelim inşallah…

Dinini de korur insan. Dini korumak ise dini emirler gereğince bir hayat sürmekle mümkündür. Allah’ın emrettiği işleri ifa etmek ve yapılmasını men ettiği şeylerden de kaçınmak suretiyle korunur din. Dinin güzelliklerini yaşadıkça insan hayattan lezzet alır. Hem kendisi hem de çevresi için numune i imtisal bir hale bürünür. Dinin korunması aklın, nefsin korunması gibi de değildir üstelik. Zira dini değerlerden ufak bir sapma diğerlerini de ziyadesiyle etkileyecektir. Ve onların da korunmalarını zorlaştıracaktır. Bu yüzden dini hassasiyeti ne kadar çok olursa insanın nefsi ve aklı da o oranda korunmuş olacaktır. Yani önce dini değerlere göre hayat sürmeli sonra da başkalarına örnek olmalıdır insan. Bu sayede gerçek manada korunma sağlanabilir ancak.

İnsan bu beş temel değerden başka şeyleri de korumakla mükelleftir elbette. Çevresini, doğayı, hayvanları… Dünyanın tüm insanlar için var olduğunu bilerek tüm zararlı şeylere karşı mücadele vermelidir. Haksızlıklara karşı haklı olanların korunması da elzemdir. Zira hak en önemli değerlerden birisidir. Yanlışlıklara karşı doğrunun yanında yer almalı, doğruyu desteklemelidir. Özellikle doğruya en yakın yanlışın doğru görüldüğü durumlarda gerçek doğrunun yanında yer alarak ona olabilmektedir.

Kalabalıklar her zaman iyiye, güzele, doğruya, faydalıya götürmez insanı. Yani çoğunluk her zaman desteklenmesi gereken bir durum değildir. İnsan bazen az olanı da korumalıdır. Çoğunluğun azınlığı ezmesine müsaade etmemeli, onların kemiyetine aldanarak keyfiyeti gözden kaçırmamalıdır. İyinin, doğrunun, güzelin ve faydalı olanın korunması gerektiğini bilen insan elbette ki, kötüye, çirkinliğe, yanlışlığa ve zararlıya karşı mücadele verecektir.

Tarihini de korumalıdır insan. Özellikle tarihi eserlere sahip çıkmalıdır. Onların yok olup gitmesine, talan edilmesine müsaade etmemelidir. Günümüzde tarihi eserlerin talan edilmesi giderek artmakta bu da hepimizi üzmektedir! Geçmişine sahip çıkmayan bir milletin geleceğe dair umut ışıkları giderek söner. Tarihten kastettiğimiz sadece bina değildir tabi ki. Tarih insanın arşividir. Geçmişle olan köprüsüdür. Yaşadığımız zaman ağacın gövdesi mesabesinde ise tarihimiz de o ağacın kökleridir. Köksüz ağacın yaşamayacağı da hepimizin malumudur. Günümüz insanı kökten aldığını dallara aktarmakla görevlidir. Gelecek nesillere nasıl bir dünya bıraktığımızın hesabını kendimize sormamız lazım! Tarihi eserleri, ören yerlerini, arkeolojik bölgeleri, SİT alanlarını korumak geleceğe bırakacağımız en önemli miraslardır. Buraları gündelik kazanç için imara açmak, bakımlarını yapmayarak çürümeye terk etmek ne yazık ki bu eserlerin makûs talihi olmuştur. Geçmişten günümüze değin tarih mevzu bahis olduğunda ilgisizlik en belirgin vasfımız olmuştur. Pek çok tarihi eserimiz kimi kasıtlı kimi ihmalden kaynaklanan nedenlerden dolayı yok olup gitmiştir. Özellikle bazı dönemlerde (hadi biz kasıt demeyelim de adına ihmal yüzünden diyelim) binlerce yapıt çeşitli bahanelerle hak ile yeksan edilmiş ve yerlerine ya yol yapılmış ya yeni binalar inşa edilmiştir. Bu da üzücü bir durumdur elbette!

Korumakla yükümlü olduğumuz en önemli şeylerden biri de doğal kaynaklarımızdır. Özellikle içilebilir suyun giderek azaldığı dünyamızda su başta olmak üzere havamızı ve toprağımızı da korumalıyız. Çevre kirliliği nedeniyle giderek yaşanılması zor bir dünyaya sahip oluyoruz. Temizliğe önem veren bir dinin mensubu olarak hayatımızın olmazsa olmazlarından olan suya, havaya ve toprağa gereken önemi vermiyoruz. Oysaki tüm dünyadaki uygulamaların aksine parmakla gösterilmesi gereken bir ülke olmalıydık bu hususlarda. Ama maatteessüf ki bu kaynakları en hoyratça kullanan ülkelerin başında gelmekteyiz. Yakın bir gelecekte içme suyu sıkıntısı çekebileceğimiz uyarısı yapmakta uzmanlar. Şimdiden korumamız gereken değerleri bir bir feda ederken gelecek nesilleri düşündüğümüzü iddia etmemiz çok doğru olmaz. Her konuda olduğu gibi su konusunda da müsrif bir toplumuz. Suya hak ettiği değeri vermiyoruz. Aynı şekilde zararlı gazlar sebebiyle havamız da giderek kirlenmekte. Hele toprağımız! Ülkemiz ekilebilir alan olarak oldukça geniş bir ülke. Fakat biz nedense bu verimli araziyi değerlendiremiyoruz. Samanından mercimeğine kadar neredeyse her şeyi ithal etmeye başladık. İşlenmeyen topraklar verimliliğini kaybettiğinden bir süre sonra çoraklaşmakta zamanla da çölleşmektedir. Hem devlet olarak kurumsal yapımız hem de birey olarak biz vatandaşlar üzerimize düşeni yapmak zorundayız. Aksi takdirde acı ve üzücü bir geleceğe gidiyoruz.

Korumak önemli diye bir kez daha hatırlatıyorum. Nefsimizden toprağımıza değin değer verdiğimiz her şeyi korumalı, kollamalıyız. Bu hem İslami hem de insanı görevimizdir…

Selam ve dua ile…

Minik bir tebessüm

Temel’in öğrettikleri

Temel oğlunun getirdiği karneye bakmış.

Sol tarafta notlar. “ Türkçe zayıf, matematik zayıf, vatandaşlık zayıf, fen bilgisi zayıf, müzik zayıf…”

Sağ tarafta notlar. «Arkadaşlarla uyum pekiyi, hal ve gidiş pekiyi, temizlik pekiyi, diş koruma pekiyi…»

-Uyyy demiş, Temel. Şu öğretmene bak. Benim öğrettiklerimin hepsi pekiyi.

Onun öğrettiklerinin hepsi zayıf.

İlgilisine notlar:

* “Bir nesil, bilginin cezalandırıldığı ve cehaletin saadet olduğunu öğrenerek yetişiyor. Bir sonraki nesil cahil olduklarını bile bilmeyecek çünkü bilginin ne olduğunu bilmeyecekler.” Ursula K. Le Guin

“Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir.” Eflatun

* “Propaganda öyle bir sanattır ki, insan başkasının ayağına basarken kendisi “ah” der.” BobHope

* “Size yol gösterilebilir fakat yalnız yürümek zorundasınız.” Şang H. Kim