Bir kişiyi ya da bir topluluğu körü körüne taklit etmek,
uçurumu görmeden atlamaya karar vermek gibidir. O yüzden Hz. Peygamber vefatına
kadar geçen süreçte, atalarımızın yolundan ayrılmayız diye direnen, cahiliye
toplumuna irade eğitimi vermiş, iyinin kötüden ayrıştırılmasına dikkat
çekmiştir. Taklit öğrenmenin yollarından biridir fakat taklit edilen davranışı
irade süzgecinden geçirmeden almak, insanı şuursuzluğa ve idrak körlüğüne
götürür. Günümüzde, ilminden istifade ettiğimiz bazı kimselerin dahi büyükler
hata yapmazlar, onlar ne diyorlarsa kayıtsız tabi olmalıyız dediklerine şahit
oluyoruz. İslami noktada yeterli bilgiye sahip olmayan kişilerin ileri
sürdükleri görüşlere karşı tavır alabiliyoruz fakat aynı şeyi kitleleri
arkalarında sürükleyen ve kendilerini öncü olarak gösteren kimseler için
yapamıyoruz. Çünkü onlar belli çevrelerin itimat ettiği kişidir ve onlara göre
bu kimseler asla hata yapmazlar. Oysa hepimiz etrafı kirli sularla kuşatılmış
bir dünyada yaşıyoruz, eteklerimize kir bulaşmadan yürüyebilmek için azami
gayret göstermek zorundayız.
İlmi ve örnek yaşantılarıyla insanlığa meşale olan
büyüklerimize hürmetimiz sonsuzdur. İslam ın özüyle uyuşmayacak tutum ve
davranışları dinin emriymiş gibi gösteren kimseleri ise körü körüne taklit
etmeye hiç niyetimiz yok. Zira İslam ne babadan oğla ne de atadan toruna geçen
bir dindir. İslam ın değişmez ilkeleri vardır ve bu ilkelerin kaynağı Kur an ve
sünnettir. Başta da dediğim gibi Hz. Peygamber yaşamının büyük bir kısmında
atalarımızın yolundan vazgeçmeyiz diyen cahiliye toplumu ile mücadele etmiş
ve bu insanları bilgi ve bilinci merkeze alan İslam a davet etmiştir. Zira
İslam kişiye aklını kullanmayı, bilincini ayakta tutmayın emreder. İnsanın
doğası boşluğu kabul etmez. Eğer bir kişi fıtratına uygun hareket etmiyorsa,
bunun yerini batıl hurafeler alacaktır. Hurafeler nesilden nesle geçen
davranışlardır. Bu davranışları taklit eden kişiler akıl ve iradelerini değil
duygularını öne çıkarır ve ileri sürdükleri görüşlere saplantılı haline
gelirler.
Günümüz insanı medyaya bağımlı yaşıyor ve burada
sergilenen görüntüleri bilinçsizce taklit ediyor. Bu sorunun temeli,
insanlarımızın güvensizliğine ve komplekslerine dayanmaktadır. Bugün kendinden
utanan kompleksli ve zayıf kişilikli bir nesille karşı karşıyayız. Bu çocuklar
medya üzerinden kendilerine aktarılan davranışları taklit ediyor ve bunu bir
maharet olarak görüyorlar. Oysa mukallitlik bireysel ve cemiyet bazında sefih
bir kültürü de beraberinde getirir. Böyle bir toplumda fertler, üretkenliğini
kaybeder ve karşı taraf ne yapıyorsa onu taklit etmeye devam ederler.
Aklımızın almadığı, vicdanımızın kabul etmediği
görüntülere şahit oluyoruz. Nasıl oluyor da Müslüman bir kadın kendi kültürüne
sırt dönüp, gayri Müslim bir kadının giyim tarzını ve hayat görüşünü taklit
edebilir İslam üzere yaşıyoruz diyen Müslüman erkekler ötelerden esen rüzgarın
önüne hangi gerekçe ile kapılıp giderler Kendilerini Müslüman olarak
tanımlayan gençler hangi niyetle taklit ederler öteki mahallenin çocuklarını
Bir Müslümanın inancına göre, giyinmesi, yaşaması,
düşünmesi, hal ve hareketlerini Kuran ve sünnetin koyduğu ölçüler doğrultusunda
şekillendirmesi, ülkemizin ilimde, fende, sanatta, bilim ve teknolojide
gelişmesinin önünde bir engel midir Ayrıca bir toplumun ekonomik ve bilimsel
anlamda ilerlemesi ötekilerin kokuşmuş yaşamlarını taklit etmekle gerçekleşmez
ki!, Aksine başarı fertlerin gayretleri ve azimleri ile gerçekleşir. Fakat
bugün bu gerçeği insanlarımıza anlatmakta güçlük çekiyoruz. Ne garip değil mi