Korkutucu Deprem Yazısı

Abone Ol

GAZETELER yazdı, okumuşsunuzdur. Büyük bir dergi beklenen İstanbul depremi ile ilgili araştırma yapmış, etraflı bir yazı yayınlamış. Tahminlere göre bir milyondan fazla insan ölecekmiş. Bizim resmî ağızlara sorarsanız birkaç onbindir bu rakam. Depremde sadece binalar yıkılmayacak, başka felâketler de olacakmış.

(1)Felâketten sonra şehir susuz kalacakmış. (Böyle bir zamanda fırsatçılar bir şişe suyu 500 dolara satarlar.)

(2) Şehirde onbinlerce yangın çıkacakmış. Enkazın altındaki bodrumlarda falan sağ kalanlar yangınların alevleri ve ateşi ile kavrulacaklarmış.

(3)Kışın olursa, milyonlarca insan soğuktan kırılacakmış.

(4) Gözü dönmüş onbinlerce yağmacı çılgınlar gibi, kuduzlar gibi para, mücevher, altın aramaya başlayacak, yüzük ve bilezikleri almak için ölü ve yaralıların parmak ve bileklerini keseceklermiş.

Uluslararası büyük dergi "Vakit henüz geç değildir, hemen harekete geçilmeli..." diyor. Gölcük ve civarındaki dehşetli depremden bu yana yedi yıl geçti, yedi yıl boyunca dehşetli bir deprem edebiyatı yapıldı, uzmanlar çelişkili demeçler verdiler, deprem komisyonları kuruldu, raporlar yazıldı ama asıl yapılması gerekenler yapılmadı.

İstanbul da, şiddetli bir depremde yassı kadayıf gibi olacak, bir enkaz yığını haline gelecek elli bin bina vardı, bunlar güçlendirilmedi, tahliye edilmedi, yıkılmaları gerekiyorsa yıkılmadı.

Büyük bir depremin senaryosu halktan gizlendi. İlgililer ve sorumlular halkı korkutmamak, paniğe düşürmemek için tehlikenin büyüklüğünü sakladılar, gizlediler.

Bu arada, birtakım rantçılar, "Bizim yaptığımız inşaatlar sağlam zemindedir" propagandasıyla binalarını iyi fiyatlarla çabucak sattılar. Genel bir ahlâk fesadının bulunduğu bir ülkede elbette depremin de rantı olur.

17 Ağustos 1999 depreminden birkaç gün önce güneş tutulması olmuştu. Geçen hafta yine güneş tutuldu. Bazı profesörler ve belediyeciler, güneş tutulması ile deprem arasında bir ilişki olmadığını iddia ettiler. Birkaç ilim adamı olabilir dedi, lâkin onlar azınlıkta kaldılar.

Her neyse, İstanbul depremi hakkında uzun bir yazı yayınlayan ve dehşetli senaryolar ortaya koyan yabancı dergi en azından realist hareket etmiş, İstanbul u ve Türkiye yi bekleyen felâketi haber vermiştir.Bu bir uyarıdır. Bu kaçıncı uyarıdır İstanbul ve Türkiye dedim, çünkü büyük bir İstanbul zelzelesi sadece bu şehri ve civarını değil, bütün ülkeyi saracaktır, yere serecektir.

Tabiî birtakım sorumlu ve güçlü şahsiyetlerin büyük depremle ilgili başka tehlike senaryoları da vardır.

Felâketten sonra halk yığınları akın akın dine yaklaşacaktır. Milyonlarca insan Allah diye bağıracaktır. Camiler dolacaktır. Yüzde yüz olmasa bile ahlâkta bir düzelme olacaktır. Bazılarına göre böyle şeyler irticadır ve zelzele kadar tehlikelidir, tehdit oluşturmaktadır.

Bazı gazeteciler, fikir adamları "Zelzele Allah tandır, zelzele bizim için bir uyarı ve cezadır..."diyerek suç işleyebilirler. Bunların da hesabına ve icabına bakılmalıdır.

1977 de pederim rahmet-i Rahman a kavuştu, cenazesi bir cuma günü, cuma namazını müteakip Fatih Camii nden kaldırılacaktı. Şeyh Mehmed Zahid Efendi hazretlerine gittim, namazı kıldırmasını istirham ettim. Çok mürüvvetli, iyi kalpli bir insandı, kabul buyurdular, gelip namazı kıldırdılar.

1995 te validem ahirete intikal etti, rahmetli oldu. Şeyh Mahmud Efendi hazretlerine rica ettim. O da lütf etti, geldi Fatih Camii ndeki cenaze namazını kıldırdı.

İnşaallah benim de cenaze namazımı hakikî ve icazetli bir şeyh efendi kıldırır.

Yakın tarihte yaşamış bir kısım gerçek ve icazetli şeyh efendilere yetiştim. Sohbetlerinden istifade ettim, dualarını aldım, bereketlendim.

Tarikat-ı aliyye-i Nakşibendiyye meşayihinden Adanalı Sami Efendi Hazretlerinin de dualarını aldım.

Cerrahî tarikati şeyhi Muzaffer Efendi Hazretlerinin çok sohbetlerinde bulundum. Onun meşrebi biraz değişikti ama gerçek ve icazetli şeyh idi. Nice ecnebînin hidayetine vesile olmuştur. Değerli tarihçi Profesör Halil İnalcık beyefendi "Chicago üniversitesinde on küsur yıl hocalık yaptım. Bu müddet esnasında en önemli hadise İstanbul dan gelen Şeyh Muzaffer in, dervişleri ile birlikte üniversite şapelinde (kilisesinde) bir zikir ayini yapması ve sonra sorulara cevap vermesiydi..." diye yazmıştır.

Mekke de Medine de Suriyeli Şazelî şeyhi Abdülkadir İsa Efendi Hazretleri ile görüşmüştüm, o da gerçek ve icazetli şeyh idi. Siyasî baskı ve zulümler yüzünden vatanından hicret etmiş (Dini yüzünden hicret edenlere selâm olsun!) ömrünü İstanbul da tamamlamıştır.

Şeyh Muzaffer Efendi Dar-ı Bekâya irtihal ettiklerinde bendeniz Şile cezaevinde mahbus bulunuyordum. Gazetelerde Müslümanların ona hüzünlü ve güzel (hüznün de güzeli vardır) bir cenaze töreni yaptıklarını, tabutunu Fatih Camii nden Karagümrük e eller üzerinde tekbir getirerek, ilâhî okuyarak taşıdıklarını yazmıştı. Onun cenazesini Mahmud Efendi Hazretlerinin kıldırdığını duyunca memnun olmuştum. Bir zat, "Cenazesini Mahmud Efendi kıldırdığına göre, Muzaffer in Müslüman olduğunu anladım..." gibisinden bir lâf etmiş. Tarikat taassubu...

Şeyh Musa Topbaş Efendi Hazretleri...Diğer bütün icazetli gerçek şeyhler... Onlar İslâm dinine, Muhammed Ümmetine hizmet ettiler, hizmet ediyorlar. Hepsine hürmet ederim. Eskiden gençliğimde bayramlarda şehrin belli başlı şeyhlerini ziyaret ederdim. Sonra İstanbul büyüdü, benim de yaşım ilerledi, gidemez oldum.

Bütün tarikatları severim, onlara taraftarım. Yeter ki, Şeriat dairesi içinde hizmet versinler, faaliyette bulunsunlar. Hangi tarikatın şeyhi olursa olsun, bütün şeyhlere hürmet ederim. Yeter ki, gerçek şeyh olsunlar, icazetli şeyh olsunlar. Benim nazarımda (Büyüklerden böyle öğrendim) isimleri ne olursa olsun, bütün tarikatlar Tarikat-ı Muhammediyedir. Nakşî, Kadirî, Rufaî, Mevlevî, Halvetî, Cerrahî, Şabanî, Şâzelî ve diğerlerinin yolları birdir.

Hakikî şeyhlere ne kadar hürmet ediyorsam, sahtelerine de o nisbette kızıyorum.

Gerçek tarikatları tenzih ederek söylüyorum, zamanımızda bazı sözde tarikatlar holding gibi çalışıyor, para basıyor. Böyle tarikat olur mu

Birtakım cahil tarikatçılar (Dikkat buyurun tarikatlı demedim...) şeyhlerini erbab haline getiriyor. Şeyh kimdir Resûl-i Ekrem Efendimizin (Salât ve selâm olsun O na) bu devirdeki vekil, vâris ve halifelerinden biridir. O Resûl nasıl bir ahlâka sahipti Birkaç madde sayayım:

(1)Hoşlanmadığını bildikleri için, Ashab-ı kiram hazeratı, Peygamberimiz bir meclise geldiğinde ayağa kalkmazlardı. Âdemoğullarının Seyyidi olan o yüce zat böylesine mütevâzı idi.

(2)Resûlullah bir topluluğa sonradan katıldığı zaman baş köşeye geçmezler, nerede boş bir yer varsa oraya ilişverirlerdi.

(3) O kadar mütevâzı ve alçakgönüllü idi ki, kölelerle birlikte yemek yerdi.

(4) Şatafattan, lüksten, israftan, debdebeden uzak bir hayat sürerdi.

(5) Genellikle binit olarak uysal ve mütevâzı bir katıra binerlerdi.

(6) Zühd sahibi idiler, dünyaya ve dünya mallarına sırt çevirmişlerdi. Para biriktirmezler, Kur ânî tabirle asla kenz yapmazlardı.

(7) Hazret-i Aişe radıyallahu anha validemiz ağlayarak anlatmıştır: "Buğday ekmeği ve et; bu ikisini Resûlullah ömrü boyu bir kere bile doyasıya yememiştir..."

Gerçek bir Şeriat alimi, gerçek bir şeyh Resûlullah Efendimiz in Sünnetine ve ahlâkına uyan kişidir. Uymuyorsa, tam tersini yapıyorsa elbette gerçek şeyh ve alim değildir.

Onbeş seneden beri Millî Gazete deki yazılarımda din sömürücülerine çatıp duruyorum. Onlara Din Baronları adını taktım ve tâbir tuttu.

Benim tarikat, tasavvuf, şeyh konusunda fikir ve görüşlerimin özeti, yukarıda yazdıklarımdan ibarettir. Gerçek ve icazetli şeyhlere hürmet ve bağlılık, sahtelerinden uzak durmak.