Ekonomik açıdan durgunlaşma fiyat istikrarının korunamayacağı ve istikrarsızlaşma eğiliminin tehlikeli bir şekilde artabileceği bir durumdur. Böyle olduğu için gelişmiş ekonomiler bu eğilimin güçlenmesini önlemeyi başarı sayacak kadar kötü bir duruma düşmüştür. Hal böyle iken gelişmekte olanların da dalgalı bir şekilde ayın eğilimle tanışmaya başlaması küresel düzeyde belirsizlik ve kırılganlığı arttırmış, riskten kaçınma eğilimini güçlendirmiştir. Uzlaşıya dayalı küresel bir çözüm üretilemediği için her ekonomi başının çaresine bakma arayışına görmek zorunda kalmıştır. Son altı aylık dönemde küresel ölçekte yaşananları gerçekçi bir şekilde anlamak için konuyu bu çerçeveden irdelemek daha yararlıdır.
Türkiye aşırıya kaçan dış finansman bağımlılığı nedeniyle mevcut durumdan en olumsuz etkilenecek beş ekonomi arasında yer almaktadır. Türk Lirası’nın dalgalı bir şekilde değer kaybetmesi, faizlerin yükselmesi ve Merkez Bankası’nın bu konudaki direncini kırması, beklentilerin bozulması tesadüf değildir. İş dünyasının bu duruma aşırı risk taşıyan bir konumda yakalanması tehlikeyi olağan dışı boyutlara yükselten bir durumdur. Medyaya pek yansımasa bile siyasi iradenin, iş dünyasının ve halkın gündemi süratle farklılaşmaya başlamış ve güvensizlik oluşumu süratlenmiştir; ekonomi politikalarının öncelikle hangi kesimin gündemine odaklanacağı konusu bu olumsuzluğu beslemiş, kafa karışıklığını büyütmüştür.
Başta mali sektör olmak üzere iş dünyasının küresel likidite koşullarına, siyasi iradenin ise seçimlere odaklanması toplumun durumuna ve ağırlaşmış yapısal sorunlara yabancılaşmayı hızlandırmıştır. Bu koşullarda her kesimin evde yaptığı hesabı tutturması mümkün değildir. Ekonomi ve dış politikada tıkanma noktasına gelerek hareket yeteneğini kaybeden siyasi irade oy kaybını asgaride tutabilmek için yeni gündem arayışındadır, ve kendi bünyesindeki artan huzursuzluğu kontrol altında tutmayı beceremez hale gelmiştir. İş dünyası ise olumsuz baskılar altında bunalmış, yapay gündemlerle artan sosyal kırılganlığa tepki veremez hale gelmiştir. Bir yandan bilanço yıpranması, diğer yandan iç ve dış pazar daralması sıkıntıyı dayanılmaz boyutlara sıçratmaya başlamıştır. Her iki kesimin de süratle yıpranma sürecine germesi halka rağmen güçlenme sürecinin sonuna gelindiği anlamındadır. Orta vadede ekonominin daralması, işsizlik ve enflasyonun artması, istikrarsızlığın büyümesi kaçınılmaz olabilecek gibi görünmektedir. Başka bir deyişle net sermaye girişine bağımlı ve kesinlikle sürdürülebilir olmayan saadet zinciri kırılmaya başlamıştır. Yapay gündemlerle halkı uyutmak ve farkındalığı azaltmak siyasi iradenin öncelikli tercihi haline gelmiştir. Meclis çatısı altındaki muhalefette bu kısır döngünün işlevsiz bir parçası haline gelmekten kurtulamamış, halktan kopma gafletine düşmüştür...
Son iki hafta içinde Türkiye Merkez Bankası’nın daha önceki söyleminden uzaklaşarak likiditeyi sıkmaya başlaması gerek siyasi irade gerekse iş dünyası açısından evdeki hesapların tutmadığı ve kırılganlığın çok tehlikeli seviyeler yükseldiğinin işaretidir. Paranın devir hızının düşmesi ve borç-alacak zincirinin kırılması olasılıkları son beş yılın en yüksek düzeyine yükselmiştir. Siyasi açılım görünümündeki söylem veya etkinlikler yolu ile bu olumsuzluğun tersine dönüştürülmesi mümkün değildir.
Hesapsızca sermaye gelir iken iş dünyasının önemli bir kesimi ve siyasi irade için kısa vadeli hesapların tutması ve halkın uyutulması kolaydır. Fakat bugün olduğu gibi durum tersine döndüğünde her şey değişir, hiç bir şey eskisi gibi olamaz. Halkı uyutarak aldatanlar er geç bindikleri dalı kestiklerini kabul etmek zorunda kalır ve kendini kurtarmayı çılgın ve insanlık dışı projelerde aramak zorunda kalabilir... Ne diyelim, bataklıkta çırpınmak veya korkunun ecele fayda etmesini ummak bu aşamadan sonra bir mucize yaratabilir mi .. Koşulların size uymasını beklemek veya zorla bunu gerçekleştirmeye çalışmak akılcı ve medeni bir yaklaşım olabilir mi ..