Gündem

Korku ve ümit arasında

Korku ve ümit arasında

Abone Ol

Tabiatı itibariyle insan, korku ve ümit gibi iki ayrı zıt duyguyla yaşamaktadır. Çünkü onun fıtratı bu iki zıt duygunun terkibiyle kurulmuştur.

Bu duyguları yeni doğan bir çocuğun dünyasında daha bariz ve daha iç içe görmek mümkündür. Ümit korkuyla kol kola yaşar çocuğun dünyasında. Ve adeta onun çevreye intibakı ve ihtiyaçlarının ifadesiyle uyum içinde hareket ederler. "Çocuk hem karanlıktan korkar hem de yalnızlıktan. Bir yere düşmekten veya bir şeye çarpmaktan korkar. Alışmadığı kimselerden ve görünümlerden korkar... Ve ümid eder... Emin olmak ister. Rahat etmek ısınmak, annesini kucağında veya tanıdığı kimselerin kucağında dinlenmek ister. Çocuk büyür, ve gelişir beraberinde de bu karşılıklı iki çizgi olduğu gibi karşılıklı ve birbirine girmiş olarak devam edip gider.

Bu anlamda korku hem insanın kendini koruması için bir sinyal hem de kendine dönmesi, temel gereksinimlerini gidermesi için uyarı vazifesi görüyor. Mesela kişinin yalnızlıktan korkması, insanlarla beraber yaşama isteğinden doğan bir ihtiyaç olduğundan, kişi bu ihtiyacını gidermek için arayışa geçer. Çünkü giderilmeyen bir ihtiyaç onun ruhunda bir boşluk ve sıkıntı doğuracaktır. Yani yalnızlığın verdiği korku hali, aslında "senin iletişim kurmaya ihtiyacın var" çağrısıdır. Kişi bu durumda, ya bir yakınını arayacak, ya bir arkadaşını ziyaret edecek, ailesiyle beraber yaşamaya karar verecek, gezintiye çıkacak, ibadet edecek, bahçe işleriyle uğraşacak... hasıl olan o sıkıntı ve korku halinden uzaklaşıncaya kadar arayışlarını sürdürecektir. Ancak, yaşadığı durum, sıradan bir korku halini aşmış, bir tür patalojiye dönüşmüşse bir uzmandan yardım alması en doğru karar olacaktır.

Çözümü doğru yerde aramak gerekir

Kişinin ihtiyacı olan bir şeyi ararken, doğru kanala yönelmesi, aradığı şeye ulaşması açısından önemlidir. Günümüz dünyasında, insanların korku ve endişe sorunlarına yönelik aradıkları çözüm yollarını ve yaşadıkları çıkmazları dikkate alacak olursak, ihtiyacı fark etmek kadar, ihtiyacın giderilmesi için doğru bir kanala yönelmenin ne kadar yerinde olduğunu görürüz.

Apartmanların soğuk duvarları arasında yalnızlık korkusuyla yaşayan insanlar, bu ihtiyaçlarını, bir yandan, ev köpekleriyle avunarak ya da televizyon dizileri seyrederek, diğer yandan, eğlence merkezlerinde, sigara, içki, uyuşturucu gibi alışkanlıkların peşinde sürüklenerek gidermeye çalışırlar. Bütün istedikleri bir soluk huzurdur aslında, iç dünyalarında zehirli bir yılan gibi kıvrılan o yalnızlık duygusunu benliklerinden uzaklaştırmaktır ama bunu bir türlü yapamazlar. Üstelik, çözüm olarak gördükleri eylemleri onları, daha çıkmaz kavşaklara, elem dehlizlere sürükler, bir türlü sonuca ulaşamazlar. Bu tür çözüm yolları, korkularını silmek şöyle dursun, daha büyük korkuların içine itiyor insanları.

Kendini tanımayan ve istikametini bilmeyen kişiler, istedikleri her şeye sahip olsalar da, yine mahrumiyetten kurtulamıyorlar.

Ama insanız, bazen ansızın bir kabus geliverir üstümüze

Korkular dipsiz bir kuyu gibi yürür ruhumuza

Eğer, gönlümüzde sönmeyen bir kandil varsa

Ve durmaksızın aydınlanıyorsa içimizi

Sonra, bu uzun yolculukta bir de varsa kılavuzlarımız

kararlılıkla tutunduysak ona,

Korkacak hiçbir şey yok,

Hüzünlenecek, yese düşücek hiçbir şey yok

Biz yine zafere talibiz, yine o sarsılmaz imanın sahibiyiz!

Gerçekten, inandıklarımıza sıkı sıkıya sarılmışsak, korku bize, gerçek hedefimize ulaştıran bir araç olmanın ötesinde bir şey yapamaz.

Korku bazen bir sinyaldir

Korku hayatımızla bir denge içinde olduğu sürece, bir uyarı bir sinyaldir. Ancak, günümüz insanı için korku hastalık boyutuna ulaşmış ve gündelik hayatı etkiler hale gelmiştir. İnsanlar hırsızdan, tacizcilerden, ekonomik sorunlardan hastalanmaktan, yalnız kalmaktan, ölümden, kavgadan şiddetten her şeyden korkar hale geldiler. Çağımızın getirdiği sorunlar, insanların birbirlerine karşı tahammül edememeleri, şiddetin önlenemez hale gelmesi insanların korkularını tetikliyor. Bizlere mail adresimizden ulaşarak "ben hırsızdan korkuyorum, geceleri uyuyamıyorum" diyen çocuklarımızla karşılaşıyoruz. Çünkü bütün bunlar, yaşadığımız toplumda görülen sorunlardır. Çocuk ekranlarda, hırsızı, tacizciyi, katilleri izliyor ve zamanla bunlar bir korkuya dönüşüyor.

Neler yapılabilir?

Çevremizde gördüğümüz ve karşılaştığımız olayların bizim de başımıza gelebileceğini düşünerek olayı fazla abartmadan tedbirimizi alacağız. Mesela çocuğumuzu evde yalnız bırakmayacağız, bakkala göndermeyeceğiz, evimizin kapısını kilitleyeceğiz, konuştuğumuz görüştüğümüz insanlara dikkat edeceğiz. Bunun ötesinde ne yapabiliriz ki? Kendimizi eve mi kapatalım? İnsanlardan tamamen kopalım mı? Herkese kuşkuyla mı bakalım? Tamam, güvenli bir dünyada yaşamıyoruz, dün komşumuzun başına gelen olay bugün bizim yakınlarımızın da başına gelebilir ama ne olursa olsun tedbiri elden bırakmayacağız gerisini Allah‘a bırakacağız.

Varım çünkü sen de varsın

Afrikalı bir yazar, "Af etmeyen Gelecek" adlı yapıtında, toplumun ubuntu nedeniyle önemli olduğunu söyler. Ubuntunun anlamı, "varım, çünkü sen de varsın" gerçeğine dayanmaktadır. Yani, yazar, bireylerin kendilerinden başka bireylere de ihtiyaç duymasının bir ihtiyaç olduğundan bahseder. O günlerde, ubuntu kavramına vurgu yapan eski Amerikan Başkanının bu konudaki konuşması ise çok manidardır. Başkan, "eğer dünyanın en güzel en akıllı en güçlü toplumu da olsak ve bütün bunlara sahip te olsak, paylaşacak insan yoksa yine de yapayalnız kalırız. Bizim bir başkasına da ihtiyacımız var" demektedir (Prof. Dr. İsmail Dalay‘ın Sosyal Bilimler dersinden).