Olumsuzluklar üzerine konuşmak yerine olumluluklar üzerine düşünmeyi yeğleriz. Olumsuzluklar batağına saplanıldığında ondan kurtuluş zorlaşır. Zaman tüketilir, zihnî enerji boşa harcanır. O kadar çırpınışın ardından geriye bir şey kalmaz, emekler boşa gider.
Hayatlarını, kavga, gerilim, olumsuzluklar üzerine yoğunlaştıranlar olumlulukları ve olabilecekleri görmezler. O bataklığın içinde devindikçe olumsuzluklar bulaşır, iyice kendine tutsak eder.
İnsan şeytanlaşmaya görsün, bu onun kişiliğine dönüşünce sadece kendisiyle sınırlı kalmıyor. Ne yazık ki şeytanlaşma ve şeytanlık insanın bir başka yönüdür.
Sürekli vurguladığımız “kuşatma” sözcüğü bu anlamda önemli. Her kültür kendine göre, bir korunma ve var olma edimi içindedir. İlkeleri, dinî ritüelleri, davranışları, duaları, gelenekleri vardır.
Korunma ve kendi olma önemlidir. Yoksa insan olumsuzlukların akışına kendini kaptırınca savrulur gider.
Hayatın anlamı değerleri ve o değerler ile var olmadır. Değer nedir? İnsanı insan eden medeniyetin özü ve ruhu. Bu, Müslümanlar için İslâm medeniyetidir. İslâm medeniyeti insanı ve onun sağlıklı oluşunu merkeze alır. İyilikler ve güzelliklere yönlendirir, önerir. İnsanın tercihi iradidir, özgürdür. Olumsuzluklar önerilmez. Şeytan ve şeytanlıklar olumsuzluğun başat simgeleridir. Her olumsuzluğun kapısı da oraya çıkar.
İnsanı kurtarma, insana yol gösterme ve rehber olma da bir sorumluluk.
İnsanlık tarihinin başlangıcından beri insanı olumsuzluğa iten, sürükleyen ve onlara korku ve dehşet ile tutsak eden şeytanlar var. Onlar yaşamları boyunca iyilik ve güzelliklerin önünü tıkarlar, engellemeye çabalarlar. İnsanların içinde büyüyen korku putları oluşur. Bunlar dağ gibi insanın içine oturur. Öylesine bir hâl alır ki ondan kurtulunması zorlaşır.
Müslüman için korku olmaz. Elbette insanı hayatta ürperten kimi durumlar olur, zaman zaman daralmalar olur. Bunlar gelip geçicidir. Asıl ürperti ve korku insanın asla üstesinden gelemeyeceği durumlar var. Bunlardan sakınılmalı.
Hayatta insan için korunmanın yolları var. Sabır ve cesaret. Hemen her dönemde insanın karanlık ve boğucu zamanları olur. Kimi zaman şeytanlığın en doruğuna bürünen insanlar olur. Bunlar firavunlar, krallar, devasa çokuluslu patronlar, insanlığı iliğine kadar sömüren güçler, kimi halklar olur. Bunların her biri korku dağına bürünür.
İnsan hayatında elinden geldiğince kusursuz ve yanlışsız bir izlek bir yol oluşturursa kendinden emin yolunu sürdürür. Sağına soluna ve ardına ancak kısa süreli tedbir amaçlı bir göz atar. Asıl gideceği yönüdür, şaşmayacak olan istikametidir.
Başkalarının yanlışlarını, kusurlarını ve hatta zulümlerini örnek alan ve onlara karşı savunmaya geçenler ancak onlar gibi olurlar. Dillerinden zehir akar, bakışları keskin ve ürkütücüdür.
Sosyal medya gezginlerinde bu tiplerle sık karşılaşırız. İşleri ve güçleri kendisine düşman bellediklerini aşağılama, hakaret etme, dalga geçmedir. Dillerinde tam anlamıyla zehirli bir zift akar. Hayırlar ve güzelliklerden kaçınırlar.
Korku dağları kendilerini sarınca cesaretlerini ancak başkalarına bu anlamsız saldırılarla gösterirler. Örneğin Trump insanlığın somut şeytanlarından. Vahşi kapitalizmin önemli sözcülerinden. Önüne gelen ülke başkalarına zılgıt çeker, kimini alttan alta okşar, kimine tam anlamıyla gözdağı verir. Özgür ve bağımsız olmayanlar, ayak bağları olanlar onun karşısında suspus olurlar. Onlar ise seslerini başka yönlerine çevirirler. Cesaretlerini başkaları üzerinde gösterirler.
Cesaret hakikat bilincinde olanlara özgüdür. Onları bağlayan, engelleyen ne geçmişleri ne de içinde bulundukları anları vardır. Onları bağlayan hakikat yolunda bilinçle yapabileceklerini yapabilecek, güç, sabır ve irade ile var oluştur.