12 Mart İstiklal Marşımızın kabulü yıldönümü bu sene
terörün gölgesinde kaldı.
Merhum Akif İstiklal Marşı nı tam da bu günler için
yazmıştı.
İstiklal caddesinde patlayan bombalar istiklalimize karşı
düzenlenen bir saldırıydı aslında. Akif daha marşın girişinde boş yere korkma!
diye yakarmıyordu Türk Milletine.
İki yerde iki kere kullanır bu ifadeyi Akif. Birincisi
İstiklal Marşımızın girişinde, Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.
Diğeri, Çanakkale savaşında Türk ordusunu ve milletini
yüreklendirmek için, Korkma cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz.
Bugün de ihtiyaç hissettiğimiz şey aynı: gücümüzün
farkında olmak!..
Şayet bunu başarırsak çok uluslu terör saldırısından
ülkemizi salim kılabiliriz.
Terörün asıl hedefi toplumun güvendiği dağlara kar
yağdırmak, tedirginlik, kaygı ve endişe ile sinip kendi kabuğuna çekilmesini
sağlamaktır.
Böyle bir toplumsal paranoyanın akıbeti kendini her gün
biraz daha güçsüz hissetmektir. Hâlbuki bugün yaşadıklarımız dün
yaşadıklarımızın bir benzerinden başkası değildir.
Dün nasıl korkmadan bu ihanet çemberini aşmış ve tek dişi
kalmış canavarın nefesini kesmişsek bugün de üzerimize doğrultulan korku
silahının namlusunu geriye çevirebiliriz.
Korkunun üzerine millet olarak hep birlikte yürümeliyiz.
Günlük hayatın iplerini terör odaklarının ellerine
verdiğimizde tedhişin yönettiği yığınlara dönüşmemiz işten bile değildir.
Terör akıl, fikir, idrak, muhakeme ve vicdan gibi
unsurların hiçbirine dayanmadığı için onunla mücadele edenleri de aynı tarzda
mukabelede bulunmaya kışkırtır.
Böyle bir yöntemle devletin ve devleti yönetenlerin
dengesini bozmak ister.
Oysa devlet sadece insanı insana karşı korumakla kalmaz,
aynı zamanda insanı kendine karşı da korur.
Kimi etkinliklerin terör saldırıları endişesiyle iptal
edilmesi, Fenerbahçe-Galatasaray derbi maçının aynı kaygılardan dolayı
ertelenmesi yerli ve yabancı bir şer ittifakıyla karşı karşıya olduğumuzu
göstermektedir.
Bu ateş ancak mevcut durumu siyaset malzemesi yapmaksızın
topyekûn bir devlet-millet dayanışması ile söndürülebilir.
Böyle bir zamanda memleketimizin karşı karşıya kaldığı bu
durumu iç siyaset malzemesi yaparak fırsatçı muhalefet vaziyeti takınmak teröre
yataklık etmek değilse bile yastık ya da yorgan olmak değil de nedir !.
Terör sokakta, otobüs durağında, alışveriş merkezide ya
da tren garında masum insanların üzerlerine bomba patlatırken adına sanına,
kimliğine kişiliğine, cinsiyetine ya da felsefesine bakmıyor.
Bu saldırı ve katliamı bir milletin hükmi şahsiyetine
yapıyor.
Yani siz orada olmasanız da bombayı atan size atıyor,
tetiği çeken size çekiyor.
Terör öldürdüğünün farkında, lakin biz öldüğümüzün
yeterince farkında değiliz.
Dün Ankara da Kızılay da gençliğinin baharında 16 yaşında
teröre kurban giden Destina da biziz, bugün İstanbul da İstiklal Caddesinde
anne babasıyla gezerken terör saldırısında ağır yaralanan 2,5 yaşındaki minik
Asya da biziz.
Gözetilmeyen hedef millettir.
Terör karşısında millet adına bir bünye görmektedir.
Millet ise bünyesini oluşturan her bir organıyla kendini
koruyacak emin bir mevki bulma derdindedir. Bünyede her organ bir başka organla
birlikte var olduğunun farkında değil. Eliniz kolunuza, kolunuz gövdenize
bağlıdır.