Kork, Allahtan korkmayandan!

Abone Ol

Bizim ülkemizde gündem sıkıntısı çekilmez. Geçen hafta, aktris-tiyatro oyuncusu Serra Yılmazın sarf ettiği sözler çok tartışıldı. Bu bakımdan bu gündemi es geçmek doğru olmazdı diye düşündüm.

Şöyle diyordu:

"Ben bazen korkuyorum biliyor musunuz. Mesela şöyle; korkutucu buluyorum onları görmeyi... Geçen gün hastaneye gittim kapalıydı. 29 Ekim olduğundan ve bir rapor almam gerekiyordu. Girdim böyle simsiyah bir öcü geldi üstüme, korktum gerçekten. Korkutucu geliyor bana..." (Balçiçek İlter, Söz Sende-HaberTürk)

Bir soru:

"Hiç başörtülü arkadaşınız yok mu "

"Hayır, başörtülü arkadaşım yok. Ama başörtüden kastettiğim normal başörtü değil, simsiyah giyiniyorlar. Ya burka gibi simsiyah, eldivenler falan filan. Ben onu çok ürkünç buluyorum. Birden bire karşınıza çıktığı zaman hıı oluyorsunuz." (a.g.k.)

Serra Yılmaza Horatiusun bir sözünü hatırlatmakla başlamak istiyorum:

"Korku içinde yaşayan asla hür değildir."

Ve soruyorum:

Bugüne kadar hangi çarşaflı bir hanımefendi, onun kılına zarar vermiş, söyleyebilir mi

İnancı ile yaşayan her hangi bir kadın sokakta Serra Yılmazı görüp, satırla peşinden mi kovalamış

Bu korku niye sahi

Yıllardır Fransa ve İtalyada sanat hayatını sürdürdü, eğer korkuyorsa, geldiği yere dönebilir, sakıncası yok.

Evet, öncelikle Fransaya gitmesini hararetle tavsiye ediyorum. Çünkü Fransızların ne kadar "medeni" olduğunu kendisi bizden çok daha iyi bilir!

1830 yılında işgal ettiği Cezayir topraklarını tam 132 yıl boyunca sömüren ve insanlık tarihinin en büyük soykırımlarından birini gerçekleştiren Fransa, Müslüman Cezayir halkının bağımsızlık mücadelesini başlatması üzerine 1.5 milyon insanı katledecek kadar "medeni" idi.

Yine de bazı detayları hatırlatalım diyorum Serra Yılmaza... Belki unutmuştur. Mesela Cezayirin tüm yeraltı ve yer üstü kaynaklarını gasp ederek zenginleşen Fransa, 1962de bu topraklardan ayrılırken geride 132 yıllık işgal sürecinde katlettiği 5 milyon masum insan ve harap olmuş bir ülke bıraktı. Bağımsızlık ilan edildiğinde 2 milyon insan toplama kamplarında bulunuyordu, yarım milyon insan komşu ülkelere sığınmıştı, ekonomi çökmüş ve halkın yüzde 80i okuma/yazma bilmiyordu.

Daha sayalım mı

Fransa o kadar "medeni" bir ülke ki, işgal ettiği ülkenin halkını sırf Müslüman diye, elektroşoktan tecavüze kadar her türlü işkence yöntemini mübah görüyordu.

Medeni seviyelerini ölçmek mümkün değildi. Çünkü öylesine insanlık dışı uygulamalara gidiyorlardı ki... Bir sömürge subayının mektubu "medeni"yet ölçüsünün çıtasını yükseklere çıkarıyor. Diyor ki:

"Yakaladığımız Cezayirli kadınlara ne yaptığımızız soruyorsun: Bir kısmını rehine olarak elimizde tutuyor, geri kalanını arttırma usulüyle hayvanlar misali erkeklerimize veriyoruz. (....) on beş yaşın üstünde bütün erkekleri öldürüyor, kadın ve çocukları alıp Marquesas Adaları ya da başka bir yöne giden gemilere bindiriyoruz. Tek kelimeyle; ayaklarımızın dibine köpekler gibi kapanmayanlara ölüm." (Yirninci Yüzyılda Soykırım ve Katliamlar, s.85)

Serra Yılmaz belki İtalyaya gitmek ister. Hani yönetmen Ferzan Özpetekin "Karşı Pencere"sinde rol aldıktan sonra İtalyan sinemasında büyük bir başarı elde etti ya... Orada yaşamak istemesi doğal. Çünkü İtalyan halkı onu çok iyi tanıyor ve seviyor.

Peki Serra Yılmaz, İtalyanları tanıyor mu

Yakın tarihin tozlu yapraklarını açtığında belki şu satırları görecektir:

Osmanlı hükumetine karşı savaş ilan eden İtalyanlar Trablusgarpın bir kısmını işgal etmişlerdi. Osmanlı ordusunun hücumu karşısında hayal kırıklığına uğrayan İtalyanlar, bunun üzerine Trablusgarptaki yerli halkı erkek, kadın, çocuk demeden kurşuna dizerek katletti. Kıyım dört gün süreyle devam eder... Öyle ki, Avrupa ve İngilterenin tepkisine bile neden olur.

İtalya diktatörü Mussolininin, Etiyopya ve Yugoslavyada 300 bin insanı katlettiğini de kaydedelim. Öylesine iğrenç bir yönteme başvurdular ki, bölgeyi yönetebilmek için, Müslümanların onurunu kırmaktan geri durmadılar ve on binlerce kadına tecavüz ettiler.

Serra Yılmaz, insanları öldüren bir medeniyete beşiklik eden Avrupaya gidip sanat hayatına devam edebilir.

Ancak kendi halkından, bu vatan toprakları üzerinde yaşayan insanlardan hele hele kendi cinsinden asla korkmamalı!

Osmanlı kadınının Türk-İslam kültürünün temel taşlarının bugünlere taşınmasında önemli bir role sahip olduğunu gözardı etmemeli.

Eğer korkacaksa, inançsız bir insandan korkmalı.

İnancı ve imanı olmayan insan her şeyi yapar. Her zulmü her kötülüğü, her türlü vahşeti sergiler.

Ne demişler: "Kork, Allahtan korkmayandan!"

Allah korkusuna, ahirete inanan insanlar pek çok kötülükten uzak kalır. Çünkü yaptığı kötülüklerin cezasız kalmayacağını bilir ve kolay kolay insanlara zulmetmez.

Zaten, Resul-i Ekrem Efendimiz, "Sizin en hayırlınız, Allahtan en çok korkanınızdır" buyurmuyor mu

Bu söz bile Müslüman bir insanın kimliğini, kişiliğini oluşturan en önemli bir düstur değil de nedir