Yıl; 1974…
Efsane ilkokul öğretmenim Behzat Erdağı ve yine bizim köy camiinin efsane imam hatibi Mehmet Subaşı’nın iteklemesiyle ve teşvikiyle kitap okumaya sarıldığım yıllardı…
Sanıyorum, ilkokul 3 veya 4. sınıfta okul kütüphanesinde rastladığım bir kitabı okumuştum.
Yanılmıyorsam adı, “İki Küçük Koreli” idi…
İki Koreli çocuk arasında gidip-gelen arkadaşlık ilişkileri anlatılıyordu. Kitabı bitirdiğinizde “sadıkane” arkadaşlığın ne demek olduğunu, “arkadaş satmanın” ne anlama geldiğini ve uzun bir yolda yürürken “ufak tefek hataların ve yanlışların esasen çok küçük birer ayrıntılar” olduğunu idrak ediyordunuz. Daha doğrusu, kitap böyle bir tat bırakmıştı bende.
Bu kitabı daha sonraları birçok yerde aradıysam da bulamadım...
Peki, ben bunu neden anlattım
***
Geçenlerde, Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Van Şube Hanımlar Komisyon Başkanı Zeynep Esra Gündüz’den bir mektup aldım. Mektubun her satırı dikkatle okunmaya değer. Okuyalım;
“Van genelinde yapılan Koreliler tarafından yürütülen misyonerlik faaliyetleri ne yazık ki liselere kadar ulaşmıştır. Türkiye’de Korelilere Kore Harbi’nden kaynaklanan sıcak bir ilginin olmasa hasebiyle halkımızın Korelilere pozitif yaklaşımı Koreli misyonerler tarafından fazlasıyla kullanılmaktadır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’daki halkın sempatik bakışın avantajıyla fakir, ihmal edilmiş, ailesiyle problem yaşayan, ergenlik döneminde bir kargaşa yaşayan lise öğrencilerini hedef edinmişlerdir.
Ülkemizde yaygınlaşan ve son yıllarda da Van ilinde sıkça karşılaştığımız misyonerlik faaliyetleri artık açıktan açığa AVM’ler ve liselerde yapılır hale geldi.
Liseler de okuyan gençlerimiz bu durumdan dolayı inançlarını sorgulamakta ve bir keşmekeşin içine düşmektedirler. Bizleri gençlerimizin dini, manevi değerlerinden uzaklaştırarak bölmek istemektedirler. Daha genç yaştaki kardeşlerimizin hedef kitle olmasına Anadolu Gençlik Derneği Van Hanımlar Komisyonu olarak sessiz kalamazdık.
Şunu da biliyoruz ki misyonerlik faaliyetleri Türkiye üzerindeki emperyalist planın bir parçasıdır. Misyonerlik çalışmalarıyla insanları Hıristiyan yapma, Müslümanları Hıristiyanlaştırma üzerine yapılan bu faaliyetler aslın da milli ve manevi değerlerinde yoksun yada bu değerlerden mahrum gençliğimizin aklını karıştırmak, İslam karşıtlığı oluşturmak ve üç hak din vardır fikrini zihinlerde canlandırmak, yer ettirmek için yapılan bir dejenerasyon çalışmasıdır.
Dinlerarası diyalog, misyonerlerin en çok kullandıkları tuzaklardan biridir. Ülkemiz şuanda her yönden (siyasi, kültürel, sosyal, ekonomik) büyük bir saldırı ile karşı karşıyadır. Misyonerlik faaliyetleri de bunlardan biridir.
‘Bizler Koreli öğrencileriz bura da okul okuyoruz’ gibi masumane açıklamalara karşı her aile kendi çocuğunu uyarmalı kesinlikle bu tarz yabancı gruplara itimat edilmemesi gerektiğini özellikle belirtmek isteriz. Ayrıca Van’daki bütün sivil toplum kuruluşlarını da misyonerlik faaliyetleri karşısında birlikte hareket etmeye davet ediyoruz.
Buradan belirtmeliyiz ki bu millet bin yıl İslam’a hizmet etmiş ve bin yıl daha İslam’a hizmet etmeye devam edecektir. Bizden istenen; inancımızdır, topraklarımızdır, devletimizdir, bağımsızlığımızdır. Bunun farkına varmalı gereken tepkiyi hep birlikte Van halkı olarak ortaya koymalıyız. Başta Valilik ve Müftülük olmak üzere yetkili mercileri misyonerlik faaliyetleri karşısında önlem almaya çağırıyoruz.”
***
Doğrudur, Kore’ye asker yolladık. Ayrıntılarına girmek istemiyorum.
Ama sevgili Koreliler; “bu sempati”den istifade ederek milletimize yönelik yaptığınız bu ifsad çalışmalarına derhal bir son veriniz.
Yetkililere de buradan çağrım; lütfen, bu türden ifsad çalışmalarına meydan vermeyiniz…
AMERİKA’NIN GÜNAH GALERİSİ…
Milli Gazete’nin dünkü manşeti son derece manidardı: Sınırını bil! Tabii, “anlayana”!
Artık “gidici” olan Obama, fütursuzca Türkiye’ye yönelik güya dersler(!) veriyordu!
Adama demezler mi, “dön bir de kendine bak!” diye…
Obama’nın bakmayacağı ortada da hadi o zaman biz bakalım;
* Obama bize ders vermeden önce dönsün kendine baksın; Kuzey Amerika’daki soykırımlar 19. yy sonlarına kadar devam etti ve kıtanın yerli halkı hemen hemen tamamen yok edildi. Kızılderililerin ve daha sonrada Afrika kökenli Zencilerin, Beyazlar olarak tanımladığımız Avrupalı göçmenlerle mücadeleleri çok hüzün vericidir!
* Obama bize ders vermeden önce dönsün kendine baksın; ABD’de siyahlara yönelik şiddet eylemlerinin bilinen terör örgütü Ku Klux Klan’a ne diyeceğiz, peki Başlıca eylemleri gece baskınları düzenlemek ve azat edilmiş siyahları ve onları savunan beyazları kırbaçlayarak öldürmekti.
* Obama bize ders vermeden önce dönsün kendine baksın; Afganistan ve Irak işgallerinde milyonlarca masum insan katledildi. İnsanlık yok edildi.
* Obama bize ders vermeden önce dönsün kendine baksın; Filistin’i İsrail işgali, Amerika sayesinde devam etmektedir. Gazze’de yaşanan insanlık dramının arkasında ABD var.
* Obama bize ders vermeden önce dönsün kendine baksın; seçilmiş cumhurbaşkanına karşı askeri darbe yapan ve meydanlarda binlerce insanı kurşuna dizen Mısır’ın darbeci yönetimine destek kimdendi
* Obama bize ders vermeden önce dönsün kendine baksın; DAİŞ gibi ne idüğü belirsiz bir örgütün ortaya çıkmasının da en önemli müsebbibi Amerika değil de kim
* Obama bize ders vermeden önce dönsün kendine baksın; Terörist örgütün güneydoğuda Türkiye’ye karşı eylem yaparken kullandıkları nitelikli silahları veren de Amerika!
“NE İSTEDİLERSE VERDİK…” GÜNLERİ…
Zaman, Yeni Şafak, tekrar Zaman, Star ve Habertürk gazetelerinde köşe yazıları yazdıktan sonra şuan bir yerde kalem oynatmayan Fehmi Koru, 17-25 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonları kapsamında yaşadıklarını, Alfa Yayınları’ndan çıkan, “Cemaatin Siyasetle Sınavı: Ben Böyle Gördüm” adlı kitapta topladı. Hürriyet’ten Çınar Oskay kitapla ilgili söyleşisinde Koru’ya soruyor;
* Gazetecilerle yapılan toplantılar bittiğinde Erdoğan ile Zaman’ın o dönemki Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı başka bir odada baş başa görüşürmüş. “‘Ne istedilerse verdik’ şeklinde özetlenenler, o görüşmelerde dile getirilen taleplerle yürütüldü” demişsiniz.
* Ekrem Dumanlı ile her seferinde özel bir görüşme oldu. Mesaj iletme amaçlı görüşmelerdi sanırım. “Ne istedilerse verdik” sözü gerçeği yansıtıyor çünkü iktidar 2012 başına kadar Gülen Cemaati’ni desteklenmesi gereken bir hareket olarak gördü.
* Bu desteğin ana hedefi askeri vesayeti yıkmak mıydı
* Askeri vesayetin kaldırılmasında bütün sivil güçlerin kullanılması gerektiğine inanıyorlardı. 12 Eylül 2010 referandumunda da Fethullah Gülen, “Gerekiyorsa ölülerinizi mezardan kaldırın ve oy kullanmalarını sağlayın” mesajını vermişti.
* Bu dönemlerde iktidarın Cemaat’e ‘cüzi bir fiyata ya da bedava satışını yaptığı’ arazilerin değeri beş trilyon liraymış. Bunu size AK Parti’nin İstanbul’dan bir belediye başkanı söylemiş. Yanlış okumadım değil mi 5 trilyon TL
* Evet. Bana böyle aktarıldı.
***
Herkesin merak ettiği ama bence gerçeğin tam anlamıyla ortaya henüz çıkmadığı “cemaat-iktidar kavgası” hakkında, satır aralarında da olsa önemli bilgiler var, “Cemaatin Siyasetle Sınavı: Ben Böyle Gördüm” adlı kitapta.
Bir göz atmakta yarar var…