Konuşma zamanı gelmedi mi?

Abone Ol

Şemdinli de bir olay meydana geliyor, çeteden söz ediliyor. Danıştay üyelerine bir saldırı oluyor, hemen ardından yine çeteden söz ediliyor. Ardından çok geçmeden bu defa bir çetenin yakalandığı haberleri medyaya yansıyor. Mahkemeler karar vermeden sözünü ettiğimiz üç olay hakkında da  hüküm ortaya koymak elbette doğru değildir. Böyle bir hüküm belirtmenin ülkeye de bir yararı dokunmaz.

Ancak, sürekli olarak bir takım çetelerin gündeme gelmesi, bu çetelerin içinde resmi devlet görevlileri ile sivillerin yanyana bulunuyor olması sanıyorum sistemin aksadığını gösteriyor. Çetelerin genellikle devleti  ya da rejimi ve cumhuriyeti korumak gibi iddialarının olması, bu iddia dolayısıyle zaman zaman bazı sivil kesimlerin de desteğini sağlaması işleri sanıyorum iyice içinden çıkılmaz hale getiriyor. Çünkü, bir takım çevreler bu kanun dışı odaklarla birlikte olmayı ve onlara destek vermeyi rejime, devlete, cumhuriyete sahip çıkmak olarak algılıyor ve bunun aksi davrananları ise bir takım ithamlarla suçlama yoluna gidiyorlar. Siz çıkıp, bu memleketi kurtarıcılardan kurtarmadan rejimin rayına oturmasının mümkün olmadığını yazdığınızda hemen, karşınıza geçip bu karşıya geçiş doğrudan doğruya olmuyor- sizi demokrasi diye diye demokrasinin kurumlarını yıpratmakla suçluyor ve başınızın ezilmesi gerektiğini söyleyebiliyor. Peki siz bu baş ezme yetkisini kimden ve hangi kanundan alıyorsunuz Böyle bir soruyu sormaya bile hakkınız olmadığını bu ülkede yaşıyorsanız bilmek zorundasınız.

Demokratik bir ülkeyi bir tarafa bırakın demokrasiyle hiçbir bağlantısı olmayan ülkelerde bile rejimi ve kurumları koruma görevi resmi organlara ve bu organların görevlilerine ait iken sıra Türkiye ye gelince işler karışıyor. Halbuki, devletin korunmasını resmi kurumların dışında bir takım illegal oluşumlara devreder ya da bu tür oluşumlara göz yumarsanız ülkede anarşi ve terör hakim olmaz mı Şimdiye kadar hep böyle olmadı mı

Yukarıda devleti ve bir takım kurumları koruma görevinin demokrasi dışı yani totaliter rejimlerde bile bir takım resmi kurum ve bu kurumların mensuplarına bırakıldığını belirtirken bir hususa dikkat çekmek istedim. Bir bakıma totaliterlik bile birtakım kanuni müeyyidelere dayandırılmak zorundadır. Bu bakımdan bir devletin kanun devleti olması hukuk devleti olduğu anlamına gelmez. Buna karşılık Türkiye temel yasasında bir hukuk devleti olarak tarif edilmesine karşılık bu hukukilik hukuk dışı yollarla korunmaya kalkışılırsa bu bir çelişki değil midir Böyle bir çelişki ile ülke yönetilebilir mi

Kaldı ki, vatanseverliğinin ölçüsünü bir takım kanun dışı oluşumlar belirlemeye kalkıştığında ortaya çıkan uygulama vatanseverlik değil terör ve anarşi olmaz mı

İşin garip tarafı ise ülkemizde bir takım kanun dışı oluşumların rejimi ve devleti koruma görevini üstlenmesinin ötesinde bu oluşumların bazı devlet organlarından destek alıyor olmasıdır Bir başka husus ise bu ülkenin düşünen insanlarının bu tür oluşumlar karşısında susmayı tercih etmesi, konuşmaktan korkar hale gelmesidir. Bu konu istismar edilmeden konuşulamadığı sürece rejimin mahiyeti tartışılmaya devam edilecektir. Ve bir de bu ülkede millet egemenliğinin bir takım kanun dışı güçler tarafından paylaşılmasına son verilemeyecekse rejimin demokrasi olarak nitelendirilmesinden de vazgeçilmesi gerekmez mi