Aynada kendini süzerken, bir yandan da makyajını yapıyordu. Makyaj önemliydi kendisi için. Güzel görünmeli, çevresindeki tüm insanların ilgisini üzerinde hissetmeliydi. Annesinin sesi ile daldığı düşüncelerden uyandı, kendine geldi.
- Hadi Begüm! Okula geç kalacaksın, kahvaltı hazır.
Hemen başörtüsünü özenle takarak hızla mutfağa geçti. Sofra hazırlanmış, çok sevdiği rafadan yumurtası da onu bekliyordu.
- Anneciğim sağ olasın. Eline sağlık harika olmuş yine sofra. Dedi.
Annesi sımsıcak bir gülümseme ile karşılık verdi kendisine. Bir müddet sonra kardeş Songül de gelmişti. Ablasına sinirli bir bakış fırlattı önce. Sonra:
- Abla yine boyacı küpüne dönmüşsün. Boyan bittiyse nalburdan beş kiloluk boya alıp geleyim. Lazım olur bakarsın.
- İşine bak sen! Ne kadar uğraşsan da beni kızdıramazsın bugün. Zira yarınki konser için bilet almaya gideceğim.
- Ne konser imiş bu
- Hani çok sevdiğim grup var ya! Onları dinlemeye bayılıyorum. Onlar söyledikçe aklım başımdan gidiveriyor.
- Aman iyi. Dedi Songül.
Hızla kahvaltısını yaparak dışarı attı kendisini Begüm. Yollar biran önce tükensin ve okula varayım istiyordu. Derslerin nasıl geçtiğini anlamamıştı. İşte o çok sevdiği grubun konseri için bilet satışı yapılan yerin önündeydi. Ne kadar da çok seveni varmış bu grubun. Kuyruk uzundu ama beklemeye değerdi. Üstelik yağmur da yağıyordu ama olsun mutlaka o konsere gitmeliydi. Yoksa ne anlamı vardı yaşamanın (!).
Songül ise okuduğu imam hatibe gelmiş derse girmişti. Ablasına çok kızıyordu. Bildiği halde ibadetlerini aksatmasına, süslenip püslenip ince giysiler giymesine anlam veremiyordu. Yaşı küçüktü belki ama Allah (C.C.)’ın istediği bir hayatı sürdürmek istiyordu.
Annesi Nur Sena başörtüsü nedeniyle eğitimini tamamlayamadığı için çocuklarının ne pahasına olursa olsun okumasını istiyordu. Sürekli onlara yaşadıklarından kesitler anlatıyor ve çocuklarının bir daha böyle bir zulme uğramamaları için dua ediyordu. Okumalıydı çocukları ve kendisinin ulaşamadığı yerlere ulaşarak hem kendisini mutlu etmeliydi hem de çocuklarının istikbalini garanti altına almalıydı. Kocasını kaybettikten sonra tüm yaşantısını çocuklarına adamıştı. Bir dediklerini iki eylemiyor ne isterlerse yapıyordu. Özellikle Begüm’ü çok serbest bir hayata alıştırmıştı. İmam hatipte okutmasına rağmen dini boyutta pek bir yaşantısı yoktu kızının. Namazlarını çok aksatıyor. Gece geç saatlerde eve geliyordu. Ama edebiyat okuyan kızıyla yine de için için gurur duyuyordu. Songül daha farklı idi. Derslerinde ablasından başarılı ve dini hassasiyeti çok yüksekti. Namazlarına özen göstermekle kalmıyor, tesettürüne de çok riayet ediyordu. Bazen kendisi de kızıyordu bu kadarına ama yine de kızıydı işte!
Begüm o akşam çok heyecanlıydı. Yarın ezgileriyle coştuğu grubun konserine gidecek olması yüreğini kıpır kıpır ettiriyordu. Songül’ün sürekli kendisini iğnelemesine bile aldırmıyordu. Hem daha o küçüktü ne anlardı müzikten, ezgiden.
- Abla sen üniversitede okuyorsun. Ne işin var senin bir sürü insanla birlikte konserde.
- Sen anlamazsın. Bu konser önemli kızım! Gitmem lazım! Üstelik biliyorsun o grubu ne kadar sevdiğimi.
- İyi de abla. Konser için harcayacağın vakitle bir sürü daha faydalı iş yapman mümkün iken neden gidiyorsun ki Hem konser geç bitecekmiş. Geç saatte eve gelmen tehlikeli olabilir.
- Bu da faydalı. Bir sürü insanla tanışacağım. Hem ne olacak ki gece geç geleceksem Berk benimle birlikte olacak o bırakacak beni eve. Hem ne tehlikesi olacak ki Yollarda bir sürü insan olacak o saatte.
Anne endişeli olsa da yine de pek karışmıyordu kızlarının konuşmalarına. Özellikle geç gelecek olmasından o da endişeleniyordu ama bir kere izin vermişti.
Ertesi gün yine makyajla geçen uzun bir süre ve kahvaltı sonrası okulun yolunu tutmuştu. Okuldan sonra Berk’le birlikte konserin yapılacağı alanın yolunu tutmuşlardı. Amma da kalabalıktı ortalık. Ne kadar çok meraklısı varmış konserin. Zor da olsa içeri girmişlerdi işte. Gerçi sahneye yakın olamamışlardı ama olsun uzakta da olsa sevdiği grubun elemanlarını görebiliyorlardı. Konser başlamıştı nihayet ama öndekilerin hoplayıp zıplamasından sahneyi düzgün göremiyordu Begüm. Berk’e söylediğinde hiç ummadığı bir şey yapmıştı Berk. Göz açıp kapayıncaya kadar kendisini omuzuna almıştı. Çok şaşırmıştı yaptığına ama hoşuna da gitmişti. Çevredekiler “Vayy! Harika!” çığlıklarıyla onları alkışlıyorlardı. Begümün halinden pek şikâyeti yoktu. Artık sahneyi rahat görebiliyor ve çalan müziğin etkisiyle bir oraya bir buraya sallanıyordu. Kendisinden iyice geçmişti artık. Saatlerin nasıl geçtiğini anlamamıştı. Bir ara uzaktan uzağa kulağına bir ezan sesi gelmiş ve yüreği burkulur gibi olmuştu ama çok geçmeden bu duygudan sıyrılarak müziğin ahengine kendini kaptırmıştı. Berk yorulunca kendisini yere indirmiş ve birlikte şarkılar söylemeye başlamışlardı. Bir ara etrafta ellerinde bira şişesi olan gençleri görmüş ve manasızca bakmıştı onlara.
Konser nihayet bitmiş ve eve dönerken ne kadar eğlendiğini anlatıyordu arkadaşına. Annesi gece yarısını geçmesine rağmen dönmeyen kızını merak etmiş ve pencerede yolunu gözlüyordu. Nihayet evdeydi işte. Begüm’ün gelmesiyle annesi de derin bir oh çekmiş ve yavrusuna sevgiyle sarılmıştı. Annesine bir çırpıda yaşadıklarını anlatırken nefes nefese kalıyordu. Annesi sevecen gözlerle kendisine bakıyor ve içi kıpır kıpır olan kızıyla gurur duyuyordu.
Vakit bir hayli geç olmuştu artık ikisinin de uykusu gelmişti. Birbirlerine hayırlı geceler dilediler. Begüm yatağına uzandığında hâlâ yaşadıklarının etkisi altındaydı. İnanamıyordu yaşadıklarına. Uykuya dalarken bile aklı hep konserdeydi. Tabi ki rüyasında da hep konseri görmeyi diliyordu…
Minik bir tebessüm
Manevi Baskı
Öğretmen minik Necmettin’e sorar:
- Evladım hem karada hem denizde yaşayan hayvanlara bir örnek verebilir misin
- Timsah öğretmenim. Hatta bu timsahın üst çenesi AB, alt çenesi ABD kuyruğu da Siyonizm’dir.
- Evladım nereden geliyor bunlar aklına bak sıfır vereceğim.
- Sıfırı severim öğretmenim. Müslümanlar bulmuştur.
- Bak seni dışarı atar müdüre şikâyet ederim.
- Beni dış güçlerle korkutamazsınız öğretmenim.
- La havle ve la kuvvete illa billah…
- Öğretmenim lütfen beni manevi baskı altına almaya çalışmayınız…
İlgilisine notlar:
• “Dünyayı ahirete götüremeyeceğine göre öyle bir yaşa ki dünya seni ahirete götürsün” * Şems-i Tebrizi
• “Allah demeye bahanedir bu dünya, dedikten sonra daha nedir bu dünya ” * Ziya Paşa Akyürek
• Karakteri sıfır olanları toplasan da çarpsan da sonuç değişmez sıfır sıfırdır.
• “”Allah’ım bize öyle bir nesil ver ki; diplomalara tapınmasın bir A4 kâğıdı uğruna dinini pazarlık konusu yapmasın.” * Nureddin Yıldız
• “Bize gözün değil gönlün gördüğü yürek gerek / Düşlerdeki tabir değil gerçeğe vuslat gerek” * Hz. Mevlana
• “Bir Müslüman, arkadaşına, hidayetini arttıracak veya onu tehlikeden kurtaracak hikmetli bir sözden daha iyi bir hediye veremez” Hadisi Şerif