Kömürle yazılan kaderler!

Abone Ol

Bir taşeron sistemi ihdas ediyorsunuz fakat bunun yasal alt

yapısını işçi lehine hazırlamıyorsunuz! Aynı olay sözleşmeli personellerde de

geçerli! Aynı işi yapan sözleşmeli ile 657 sayılı Devlet Memuru yasasına tabi

memur aynı maaşı almıyor! Eşit işe eşit maaş ne zaman bu ülkede hayata geçecek

İşsizlik azalsın da nasıl azalırsa azalsın ya da “ben yaptım oldu “ mantığıyla

hareket etmek sorunları ortadan kaldırmamaktadır. Bu geçici çözümler sorunları

halının altına süpürmekten ödeye gitmez!

Taşeronluk (Alt-Müteahhitlik, Alt-Yüklenicilik,

Alt-Üstlenicilik) bir alt-sözleşme ilişkisidir. İhale yapılırken, ihaleye

katılacak firmalar mutlaka konusunda uzman olmalıdır. Zonguldak’ta 8 işçinin

hayatını kaybettiği maden ocağında bu hassasiyete dikkat edilmediğini 2011 yılı

faaliyetleriyle ilgili Sayıştay tarafından düzenlenen rapor da net olarak

ortaya koymasına rağmen hiçbir önlem alınmamıştır! Sayıştay raporunun 80’nci

sayfasında, ihaleyi kazanan firmanın bir inşaat firması olduğuna dikkat

çekilerek, bugüne kadar herhangi bir kömür madeninde taş içi galeri açma

faaliyetinde bulunmadığının bilindiği vurgulandı. Bu rapordan sonra yapılan ihalenin

iptal edilmesi gerekmiyor muydu Kaderlerinden ekmeğini kömürden kazanmak olan

bu insanların ölümü kaderden değil ihmalden! İnsan hayatı bu kadar ucuz

olmamalı! Türkiye’de artık bazı şeylerin hızlıca değişmesi gerekmektedir.

Sırtımızdan bazı kesimler yeterince zenginleşti veya zenginleştirildi. Madende

hayat farklı yaşanmaktadır! Ölüm tehlikesiyle burun buruna yaşasalar da

hayatlarını bir şekilde sürdürmek zorundalar. Kimi göçük altında kalıp ölümden

dönmüş yaşadığına şükrediyor, kimi felç kalarak hayatını yatağa bağlı

sürdürdüğü halde hayatta olmasına seviniyor. Orhan Veli bir şiirinde ne güzel

ifade etmiş: Siyah akar Zonguldak’ın deresi/Yüz karası değil kömür karası/Böyle

kazanılır ekmek parası. İhaleyi yapan kişi veya kişiler “işi ehline veriniz” hadisinden

bihaber mi yaşamaktadırlar. İşi ehline vermediklerinden bu kaza oldu

diyeceklerine; Türkiye 8 madencisinin yüzlerce metre derinde ölümünün şokunu

üzerinden atamamışken üstelik 3 madencimizin cesetleri henüz çıkarılamamışken,

TTK yetkilileri bir toplantı yaparak, 09.01.2013 tarih ve 1240271522

Ref.Numaralı ve 697 numaralı genelgeyle, Maden kazalarının hacizli işçiler

olduğuna karar verdiler. Gülsek mi ağlasak mı Allah aşkına! Taşeron işçilere

ne kadar maaş ödüyorsunuz da bir yıl içerisinde bu borçları ödeyecekler. Çok

para ödüyordunuz da neden bu işçiler haciz şoku yaşıyorlar Bilmez misiniz

Başka iş bilmez madende çalışanlar. Babalarından öyle görmüşler! Dünya

globalleşmiş, teknoloji hızlıca gelişmiş ama madencinin kaderi değişmemiştir.

Madenlerde durum böyle iken, hastanelerde farklı değildir.

Hamile olduğu halde radyolojide çalıştırılanları mı ararsınız, nöbetçi

hemşirenin yatağını yapanı mı, market elemanı gibi kullanılanı mı, senelik izin

hakkı olmasına rağmen senelik izinin ücreti maaşından kesileni mi Nereye el

atsak elimizde kalıyor. Borcundan dolayı avukatların terörüne uğrayanını mı,

bankaların aşırı faizinden dolayı bunalıma girip intihar edeni mi Devlet

kuruluşlarını özelleştirirken, tekelciliği ortadan kaldırmak için adım atmayan,

özelleştirmeden önce de devletin elinde tekel olan kurum veya kuruluşlar

özelleştirildikten sonra da milleti sömüren bir tekel haline gelmektedir.

Birçoğu asgari ücretle yaşam savaşı veren milletimiz bir de oligopol (Takım

tekeli) piyasa şartlarına maruz bırakılmaktadır. Bunca işçi zor şartlar altında

yaşam savaşı vermektedir.. Hukukun güçlü olmadığı yerde üstünlerin hukuku

konuşulur. Yetti artık, yettin artık!

ÜNİVERSİTE Mİ TİCARETHANE Mİ AKADEMİSYEN Mİ MEMUR MU

Türkiye’nin nerede ise bütün resmi kurum ve kuruluşlar ile

kafa bulan hacker grubu Redhacker’ların ortaya çıkardığı belgeler

üniversitelerde meydana gelen çok önemli bir şeyin yıllarca gizlendiğini

gösterdi. Bu belgeler incelendiğinde sadece amacı eğitim ve öğretim olan bu

kurumların ticarileştiği ve ülkemizde memur saltanatından akademideki bazı

rektörlerin sefa sürdüğü gerçeğini ortaya çıkartmaktadır.

Bu belgeler bize, üniversitede kayıt yaptıran her öğrenci

üniversitenin belirlediği bir bankanın da müşterisi olmak zorunda bırakıldığını

gösterdi. Öyle bir sistem oluşturulmuş ki öğrenci kimliğinin bir yüzünde

üniversitenin logosu var. Diğer yüzünde bankanın kredi kartı bilgileri. Banka

kartını almak istemeyenlere kimlik verilmiyor! Resmen dayatılarak kredi kartı

verilmektedir. Üniversite eğitimden çıkmış ticarileşmiş!

Bankalar neden üniversitelerin peşine düşüyor Bu bankalar

Avrupa’da olsalardı bunu yapabilirler miydi Bu rektörler Avrupa’da herhangi

bir üniversitenin başında olsaydı yine bu şekilde mi hareket ederlerdi

Bankalar bunu iki nedenle yapıyorlar! Biri bireysel müşteri portföyleri diğeri

ise Ziraat Bankası’na yatırılan kamu parasına faiz verilmeyince, özel

bankaların bu parayı kendilerine yatırmaları için rektörlere cazip hibelerle

ikna etmeye çalışmaları. Avrupa ülkelerindeki üniversitelerin başında bulunan

rektörler makam aracı olarak bisiklete binerken, ülkemizde hiçbir akademik

başarısı olmayan bizim rektörlerimiz 480.000 TL tutarındaki hibe edilen makam

arabasına binmektedir. Bu rektörlerle oturup konuştuğunuzda bunların birde sol

görüşlü olduğunu anlarsınız(!) Hangi arada derede kapitalist düzenin çarklarına

teslim oldun! Bunca öğrencinin özel bilgilerini bankaya veren bu rektörlere

sormak isterim: Hazırlık okuyan bunca öğrenci neden yabancı dil öğrenmemiş

Neden senin üniversitenin akademik başarısı yok Sahi sen ne iş yaparsın

Bilirim en iyi yaptığın başörtüsü düşmanlığı!

Not: Dünya Edebiyatında İstiklal isimli eseri tarafıma

gönderen Fatih Belediye Başkanı Sayın Mustafa Demir’e teşekkürler.