Kömür, artık karanlığın
değil; içsel/kalbi aydınlığın simgesi oldu. Ne var ki pek az duyarlı kesim istisna
olmak üzere, herkes ya yandaş ya da karşıt olmak zorundaydı. Akl-ı selime yer
yoktu.
Çünkü ülkede böyle bir
felaket karşısında bile insanlardan acıyı konuşması değil; sadece taraf olması istenildi.
Bu durum çok tehlikeli bir
süreç olmalı. Son yıllarda üzerimizde yürütülen psikolojik mühendislik
marifetiyle herhangi bir konuda 3. tercih-orta yol sahibi olunamaz.
Ya bizdensin ya da
karşıdan
Ya alkışçılardansın ya da
yuhalayanlardan
Ya emrimdesin ya da
düşmanımsın
***
Hal böyle olunca herkes
bir tarafta yer almak zorunda kalıyor. Karşıtlar, iktidar sahiplerinin bilerek
cinayetleri işlediğine varıncaya kadar ağır ithamlarda bulunuyor.
Alkışçılar ise faturayı
birilerine kesecek. Suçlu, taksimciler, bazı gazeteciler, provokatörler, dahası
var. Bir gazete başlığı F. Gülen tarafından söylenmiş olan ocağınıza ateş
düşsün sözü gündeme getirilerek Beddua mı talimat mı başlığı
Sabotaj deniyor. Eğer doğruysa,
bunu önlemek kimin göreviydi diye sorulmuyor.
Böyle bir ortamda ölümleri
mazur göstermek amacıyla ve savunma refleksiyle 1800 lü yıllarda başka
ülkelerde yaşanan felaketleri öne sürmek gibi bir mantık bile, ya alkışlanıyor
ya da yuhalanıyor.
Yaşanan trajedide tek
suçlu başbakanı protesto etmek isteyen provokatör vatandaşlar denince, cevap
verme, karar ver:
Bizden misin karşıdan mı
Başbakan ı yuhalarsan
tokadı yersin sözü bir (devlet) adamının ağzından çıkmamalıydı.
Hiç kimse cenaze evindeki
bu hiddet, bu şiddet niye diyemedi.
Böyle bir ruh hali de
doğal olarak felakete müdahale yerine, eylemcilere müdahaleyi önceliyor.
***
Saldırgan cepheyi
anlıyoruz. Belki onların ölüm sonrası hayatla ilgili pek endişeleri olmayabilir
de, yandaş medyayı anlamak zor.
Ahiret, ölüm, hesap, kader
mizan kavramları gündemden düştü. Tek gayret aklama, paklama ve yağlama Obama
da işçiye böyle tokat atmış! Uçan tekmeci danışman, nefsi müdafaa yapmış.
Bulunduğu makam itibariyle
zorunlu olduğu görevini yapan kimse üzerinden kahraman üretme gayretleri...
Sandalyede yarım saat
uyumuş, aynı gömleği iki gündür
giyiyormuş
Ne acı!
Gelelim patrona! Kaza keşke
3 ay sonra olsaymış! O zaman belki de hiç zayiat olmazmış.
Tabi bu arada samimilerle
istismarcılar da birbirine karıştı. Reklamlar ve sembolik eylemler.
Bilmem kaç liraya sms ile
Fatiha kampanyaları Pist şampiyonasında siyah güneş gözlüğü takanlar, sahaya
Soma yazısıyla çıkan futbolcular, siyah tişörtlü tv programları...
***
Milli bayramların bile
ayrıştırma nedeni olduğu, toplumun bir kesiminin dışlandığı, düşman görüldüğü
ve aşağılandığı bir ülkede tabi ki milli acı aynı derecede hissedilmez.
Herkes olaylara inancıyla orantılı bakar ve tiynetinin gereğini yapar. Süt
meselesi yani.
Süreçte ihmali olan varsa
gereğinin yapılması, ucu bana dokunur endişesiyle iktidarı rahatsız etmemeli.
Bu arada vahşi
kapitalizmin çağdaş kölelik anlayışı taşeron işçilik de masaya
yatırılmalı.
Soma faciasının izi
kolayına silinmez. Ölümler kadar arkada bıraktığı acı hatıralar da zihinlerde
yer alır.
Tüm trajediler bir yana
hemen tüm cenazelerde ortak acı hikâye; kredi kartı borcu
Ateş düştüğü yeri yaktı.
Allah ailelere sabır ve metanet versin. Milletimizi böyle musibetlerden
korusun.
Avucuna yazdığı notla
oğluna helallik dileyen baba, ambulanstaki çizmeli yaralı, arkadaşlarını
kurtarmak için ateşe dalan işçi, yerde tekmelenen genç ve tokatlanan
protestocu.
Bundan sonra bedava kömür
alan vatandaşların bile yüreğine iner, elleri titrer.
Kimseyi suçlamadan ölüm
gerçeği göz önüne alınmalı ve böyle felaketlere karşı tedbir alınmalı,
ayrıştırma değil; kardeşlik vurgusu öne çıkarılmalı.
Kömür kelimesi tarihinde
ilk defa bu kadar derin anlam ifade etti.