Lech Walesa Polonya nın medar-ı iftiharı. Komünizmle
mücadele eden ve bu uğurda hayatını hiçe sayan bir politikacı.
Dindar-Katolik.
Seksenli yılları dolu dolu yaşayanlar, Walesa ismini
hemen hatırlayacaktır.
İlk bağımsız işçi örgütü Dayanışma Sendikası lideri, 1983
yılında Nobel Barış Ödülü nü aldı.
1980 lerde Walesa nın peşine takılan Gdansk tersanesi
işçileri, 500 bin kişilik dev bir grevi başlatarak, Polonya nın serbest
piyasanın kollarına teslim edilmesine yol açtı belki, ama 2009 Kasım ında
Berlin Duvarı nın yıkılışına da yol açtı.
Komünizmle mücadelesi kolay olmadı Walesa nın.
Dayanışma Hareketi Polonya da komünizmin sonunu getirdi
ve hatta tüm Avrupa da komünizmin çöküş sürecini hızlandırdı.
Walesa bu çöküş sürecinde, Polonya nın siyasi-ekonomik
reformların yürütülmesinde önemli bir aktör haline geldi ve hükümetle yapılan
görüşmelerde yer aldı. Dahası, Aralık 1990 da yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanı
seçildi.
Gdansk ta tersane girişindeki işçi heykelleri, yakın
tarihin kara günlerinde kimlerin kahraman olduğunu anlatmaya yetiyor.
Dayanışma Hareketi Polonya da komünizmin sonunu getirdi
belki. Hatta AB üyeliğini de Ancak AB üyeliği, bir zamanlar 17 bin işçinin
çalıştığı tersanede bu gün 1700 işçinin çalıştığı gerçeğini değiştirmiyor.
Neyse, konumuz bu değil zaten.
Walesa nın önceki hafta bir televizyon söyleşisinde
Eşcinsellerin siyasette etkili bir role sahip olmayı hak etmeyen bir azınlık
sözleri ortalığı karıştırdı.
Hatta devamında, Onlar bir azınlık olduğunu anlamak ve
uyum sağlamak zorundadır diyerek yeni bir savaşın başlangıcını yaptı.
Eşcinseller, transeksüeller ve dahi sapkın grubun
sözcüleri Walesa yı düşman ilan ediverdi.
Milliyet gazetesinin Walesa dan homofobi şoku
manşetiyle cevap vermesi hayli ilginçti.
Gazete, alt başlıkta ise ünlü gazeteci Monica Olejnik in
Nobel Ödülü nü kirletti sözlerini vererek eşcinsel bir duruş sergiledi
adeta!
Walesa nın sözleri bununla sınırlı değildi.
Devamında: Eşcinsellerin meclisin sıralarında oturmak
hakları değil. Arka sıralarda hatta, bir duvarın arkasında oturmalılar diyerek
ahlaki bir sorgulama getirdi. (TVN24)
***
Geçmişte ideolojik savaşlar vardı. Şimdi onun yerini
ahlaksızlık rüzgarı aldı.
Ahlaksızlık ve cinsiyet değiştirmek bana göre,
ideolojik savaştan çok daha tehlikeli.
Bilgi ve enformasyon çağı, engellenemez biçimde hayat
standartlarımızı değiştirirken, bir sonraki kuşakları dejenere etti...
İdeolojiler değişir, ancak ideoloji yok olmaz söylemi
kimi yerde doğrudur. Ancak yaşam biçimlerimiz öylesine değişti ki, ideolojinin
ne olduğunu öğrenmek için, sözlüğe bakmak gerekiyor artık.
***
Magazin programlarıyla çepeçevre kuşatılmış, başkalarının
gece hayatını merak ettirmeye programlanmış, sanal alemde sanal bir dünyada
yaşayan ve asla ülke meseleleriyle ilgilenmeyen topluma dönüştük.
Bugünün kuşağı nasıl bir kuşaktır diye sorarsanız, ciddi
olaylara mümkün olduğu kadar yabancı, ilgisiz, duyarsız ve tepkisiz Asla
hedefi olmayan, bugünü yaşayıp sanki yarını olmayan, kişilikten arınmış(!) bir
insan modeli ile karşı karşıyayız.
Hayır, bu problem bu ülkenin sorunu değil, aslında birçok
ülkenin problemidir... Gazete, kitap okumaz, siyasetle ilgilenmez, tarihini
bilmezler. Geleceğini emanet edeceğimiz gençler ülke meseleleriyle ilgilenmez,
sırtını çevirir.
Sokağa çıktıklarında kulaklarıyla müzik dinler, uyurgezer
gibi dolaşırlar. Yaşlı ve yorgundurlar hep.
Geçmişte, apolitik gençler denildiğinde, iş bulup para
kazananlara denirdi. Şimdi iş bulup çalışmak bile bir lüks. Çünkü onlar,
potansiyel birer egemen değerlerin tüketicisi.
***
Üreten değil, tüketen toplum, sürekli haz peşindedir.
Hazza odaklanmış güruh, yoldan çıkmaya meyillidir. Geçmişte helak edilen
kavimlerin adeta önceki hallerini yaşıyoruz.
Deja Vu gibi.
Bu bakımdan Lech Walesa nın eşcinseller le ilgili
sözlerine katılmamak mümkün değil. Ahlaksızlık rüzgarına karşı topyekûn
mücadele başlatılmalı.
Komünizmle baş etmek elbette zordu. Sanıyorum, Walesa
için asıl zor savaş şimdi başlıyor.