İman etmekle müşerref olduğumuz dinimiz İslam, muayyen ibadetlerle daraltıldıktan sonra pek çok insanî ilişkimizi çağa hâkim olan düşüncelerin etkisinde yaşar olduk. Bu yüzden de namaza rağmen hatalarla iç içe kaldık. Oruca rağmen yalandan arınamadık. Hacca rağmen kardeşliğimizi pekiştiremedik. Malımız bizi Ebu Bekirleştiremedi. Bedenlerimizi cihadda kullanamadan eskittik. Sözümüzün tesiri azaldı. Aile yuvalarımız soğudu; eşlerimiz huzur kaynaklarımız olamadı. Gece dinlenemedik, gündüz kazanamadık. Varlık içinde yokluk, suda kuraklık yaşadık.
Dinimizi, olduğu gibi değil de istediğimiz gibi tatbik etmeye başlayınca ne din üzere yaşayabildik ne de öbür hayat anlayışları bize açıldı.
Kavramlara yeni anlamlar yüklendi. İbadetlere zaman daraltması yapıldı. Kur‘an ve hadis kutsal ama aktif olmayan değerlere dönüştü.
Ne yapılacağı bellidir; yeniden dinimizin Kur‘an ve hadisteki şekline döneceğiz. Namaz bedeni hareketlerle beraber yeniden huşuuna kavuşmalı, hac yeniden âlemler ötesine intikale neden olmalıdır. İman etmekle, inanmak, müminle inanan arasında bir fark bulunduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Sabretmekle dayanmak aynı şey değildir, harcamakla infak etmek başka şeylerdir, zekât başka hayır başka, ziyaret başka sılayı rahim başka...
Kavramlarıyla oynanmış veya kavramları ihmal edilmiş bir din, dünya hayatında vereceği huzuru veremeyeceği gibi ahiretteki beklentilerimiz için de umut kaynağı olma yerine endişe kaynağına dönüşebilir. Din, kavramlarıyla, tatbikatıyla dindir.
Komşuluk Nedir?
Komşuluk Allah katında, korumakla mükellef olduğumuz mukaddesatımızdandır. Her hangi mukaddes bildiğimiz bir nesne gibi komşuluk da Allah‘a ne denli itaat ettiğimizin ölçülebileceği değerlerden bir değerdir. İnsani ilişkilerimizi, hayat tarzımızı belirlemede komşuluğun ayet ve hadisle sabit olan bir etkisi vardır.
Komşuluk bir hak çeşididir. Ebeveyn ilişkisinin, öğretmen öğrenci ilişkisinin bir hak doğurmasına benzer bir hak da komşuluktan doğar. Bu hak, belki bütünüyle kanunların himayesi altına alınması mümkün olmayan yapıda olabilir. Komşunun komşudan beklentileri, hak iddiaları belgelenemez, hissedilemez nitelikte olabilir. Tam bu noktada da meleklerin kaydettiği şeylerin devreye gireceği gün ortaya çıkar ve komşuluk boşlukta kalmaz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin muhtelif hadislerinde komşuluğa biçilen değer, Allah‘a ve ahiret gününe iman etmeye, iyi mümin olmaya muadil tutulmuştur. Nisa suresinin 36.ayeti ise komşunun komşuya iyiliğini Allah‘ın emirleri arasına sokmaktadır.
Komşuluğu namazla beraber zikredilebilecek, iftar sofrasına benzetilebilecek değerler arasında tutmadığımız sürece iyi Müslümanlıktan söz etmemiz inandırıcı olmayacaktır. Dinden taviz vermenin sadece, siyasi alandaki tavizler olarak daraltılması, alkolün yayılmasını kötülüğün yayılmasının tek örneği olarak görülmesi sözünü ettiğimiz daraltmanın örneklerindendir. Bir binanın altında alkol tüketilen bir mekânın bulunması, Allah‘ın dinine karşı işlenmiş bir cürüm olarak görülecektir elbette. Ancak aynı binanın üst katlarında oturan insanların, Allah‘ın razı olacağı bir komşuluk oluşturamamaları, komşuluk emrini zayi etmeleri de alkol gibi yasaklanmış işler arasında olduğundan iyi Müslümanlığa engeldir. Allah Teâlâ bizden emirlerin topluca tatbik edildiği, yasakların tümünden kaçınıldığı bir din hayatı istemiştir. Her gelen asrın birini, ikisini erittiği kavramların arasında iyi Müslümanlık elde etmek zordur.
Kim kime komşu?
Komşuluğu geniş algılamak durumundayız. Devlet devlete, şehir şehre, köy köye komşu olarak görülebilir. Bizim için çizilebilecek bir sınırdan söz edersek komşuluğun, ev, iş yeri, yolculuk beraberliği, mescidde ibadet beraberliği gibi alanları açabiliriz. Makul bir düzeyde ulaşılabilecek kadar geniş bir alan için komşuluk dairesi çizmemiz mümkündür. Bu daireyi eski âlimlerimiz kırk ev olarak belirlemişlerse de, şimdiki kırk ev ifadesinin, onların zamanındaki kırk evle aynı olmadığı aşikârdır. Bazı durumlarda bir binanın içinde kırktan fazla ev bulunabilmekte, bir iş hanında yüzlerce iş yeri görülebilmektedir.
Biz, gücümüzle sınırlı bir daire içerisindeki komşularımızı Allah‘ın üzerimize haklarını yüklediği kimseler olarak görebiliriz.
Tehdidin büyüklüğü karşısında dikkat!
Komşuluk ilişkilerini belirleyen hadisler incelendiğinde komşuluk hukukunun ihlali ile ortaya çıkan durumun her iman eden insan için düşünmeye zorlayıcı yanı bulunan bir hata olduğu görülecektir. Hadisler komşuluk hukuku ihlalini imanda eksiklik, büyük günahlardan biri, cennete girmeyi engelleyen etken, hayırsızlık olarak tanıtmaktadır. Bu tür ifadeler, kalbinde imandan bir nebze bulunan her insanı yaptığını düşünmeye, tekrarından sakınmaya teşvik etmektedir. Dolayısıyla komşuluğu, kültürün bir parçası olmaktan yükseltip, dinin mukaddesatından biri olarak algılamamız gerekmektedir.
Komşuluk ilişkilerinin hukuk oluşturması için din beraberliği şartı da yoktur. Komşu, Müslüman olmasa dahi komşuluk haklarına sahiptir. Eğer komşu Müslüman ise o, komşuluk hakkı yanında bir de din kardeşliği hakkına sahip olmuş olur. Eğer akrabalık varsa bu haklar üçe çıkar.
İslam seviyesi
Normal şartlarda komşuluk hukuku, komşuya eziyet etmeme, sosyal ilişkileri koruma olarak özetlenebilir. Ama İslam‘ın tarif ettiği komşuluk bunun da ötesindedir. Komşuya eziyet etmemek kadar, komşunun eziyetine tahammül etmek İslam seviyesidir, Müslüman karakteridir. Komşuyu, malında ortakmış gibi görebilmek, sofradakinde payı bulunan biri olarak kabullenebilmek önemli bir seviyedir ki bu seviye ancak İslam‘la elde edilebilir.
Sorumluluk alanımız nedir?
Komşu komşunun hastasıyla, yangınıyla, acziyeti ile ilgilenirse hakları korumuş olur elbette. Komşuya eziyet etmemek, sofrasına destek olmak bir seviyedir de. Ancak bizim sorumluluk alanımız, komşularımızın mideleri kadar akidelerini de kapsamaktadır. Kendileri ve diğer aile fertlerinin cehennemde yanmalarına sebep olacak hataları işlemelerine karşı sessiz kalmamız, onları tebliği ve davet alanımıza dâhil etmeyişimiz bir hak ihlalidir. Namaza gidişimize onları iştirak ettiremeyişimiz endişelerimiz arasında olmalıdır.
Allah‘a davette ilk sorumluluk alanımızda komşularımızın olması gayet tabiidir.
Komşularımızı dualarımıza katmamız, duadan ne anladığımız gösteren bir işarettir.
Güler yüzümüz, ikramımız, acıya ve mutluluğa iştirakimiz, borç alıp vermemiz, hastalıkta desteğimiz, cenazeye katılmamız, ortak kullanım alanlarındaki müsamahamız, hediyeleşmemiz, ortak konularda istişare çemberimizde olmaları sünnete uygun hayat tarzımızın göstergelerindendir.
Komşuluğu Rabbimizin korunmasını emrettiği işlerden gördüğümüz sürece, evlerimizde uyurken bile ibadet kıvamında yaşamamız mümkündür.
İşte mukaddesliğin kaynağı:
‘Allah‘a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve emriniz altında bulunan hizmetçi ve kölelere iyi davranın.‘ Nisa suresi, 36.ayeti
Ebu Hureyre radıyallahu anhın rivayet ettiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
‘Vallahi iman etmiş olmaz. Vallahi iman etmiş olmaz. Vallahi iman etmiş olmaz.‘ buyurdu.
Sahabeler:
‘Kim iman etmiş olmaz, ya Resulullah? Diye sordular.
‘Yapacağı fenalıktan komşusu güven içinde olmayan kimse!‘ buyurdu. [Buhari, Edeb, 29; Müslim; Tirmizi]



