Emperyalizmle uyumlu veya emperyalizm için zararsız bir
İslam fikri, şu anda yaşadığımız coğrafyanın gerçeği maalesef. Emperyalizm,
kendisine yeni hedef olarak seçtiği İslam dünyasına öyle dokunuşlarda bulundu
ki, geldiğimiz noktada koyu bir atalet ve tepkisizlik içindeki İslam ülkeleri
realitesiyle yüzleşiyoruz. Sadece halk ve sivil toplum, verebilirlerse tepki
veriyor, protesto edebiliyor, ancak devletler bazında hiçbir somut adım
atılamıyor.
Bu koyu atalet, emperyalizmden meşruiyet bulan iktidar
erkleri için kaçınılmaz gözüküyor. Meşruiyetlerini emperyalizmle yürüttüğü
ortaklığa veya ittifaklara göre ayarlamış İslam ülkeleri idarecileri,
kamuoylarının gazını almak ve yüreklerini soğutmak dışında hiçbir ciddi adım
atma kapasitesine de cesaretine de sahip değiller bugün.
Bu ne kokar ne bulaşır tavır ve sadece söylemde kalıp
bir türlü eyleme geçmeyen tepkisellik, tam da emperyalizmin istediği tipte bir
İslam dünyası demek resmen. Güncel mesele olarak İsrail i düşünelim. Gazze de
yürüttüğü barbarlığa rağmen hiçbir İslam ülkesi dişe dokunur hiçbir tedbiri
yürürlüğe sokmuyor veya sokamıyor. Klişeleşmiş tepkiler, kınamalar, kitleleri
sadece oyalayan sert söylemler, yürürlüğe konamayan yaptırımları örtbas diyor
sadece. Düşünün, İsrail le ticaret yürütenler, bu ticaretin kesilmesi mümkün
değil deyip, birkaç mamulün ticari boykotuna indirgeyebiliyorlar meseleyi.
Öte yandan, Filistin le din bağı bile olmayan ama
insanlık gereği onurlu ve haysiyetli ve en önemlisi de somut tepkiler veren
Latin Amerika ülkeleri, alenen İslam alemine bir ders veriyorlar şu an.
İsrail le tüm ilişkilerini kesen Venezuella, ardından elçisini çeken Şili, Peru
ve El Salvador, terörist ilan eden Bolivya, bizlere açıkça bir şefkat
tokadı atıyor. Ancak Latin Amerika dan yükselen bu onurlu ses bile somut bir
adım atma yönünde hiç kimseyi ırgalamıyor maalesef.
İslam aleminin üzerine oynanan oyunlar, tasarlanan projeler,
çizilen sınırlar denilince hemen komplo teorisi diye ezbere konuşanlar, bugün
İslam ülkelerinin getirildiği emperyalizm için zararsız kıvamı da görmeyecek
muhtemelen. İçi boş kınamaları, sert nutukları insanların gözüne sokup,
hiçbir somut tedbir ve yaptırımda bulunulmamasını söz konusu dahi etmeyecekler.
Emperyalizmin dümen suyunda gitmeye devam eden idareciler, ister ılımlı deyin
ister emperyalizm için zararsız bir İslam projesine çanak tutmaya devam
edecekler.
Bu noktada Latin Amerika dan çıkarılacak çok dersler var.
Birincisi, emperyalizme kafa tutmalarıysa, ikincisi de milli karakterlerine
dönmeleri ve zulme kayıtsız kalmamalarıdır. Yüzyıllar sonra kendi topraklarında
söz sahibi olmaya başladıkça Latin Amerika ülkeleri, emperyalistlere daha da
fazla karşı çıkıyorlar, insanlığın onurlu sesi oluyorlar.
Emperyalizm, İslam ülkeleri odaklı yürüttüğü projeyle hem
bu ülkeleri istikrarsızlaştırıp birbirine düşürüyor, hem yeri geldiğinde
sınırların yeniden çizilmesini sağlıyor hem de bu ülkelerin diğer ülkelere
müdahil olabilecek etki gücünü de sıfırlıyor. Türkiye yi düşünelim;
emperyalizme ayarlı dış politika (Yeni Osmanlıcılık ambalajına sarılmış)
neticesinde kendi coğrafyasında sözünün veya nazının geçebileceği tek bir ülke
kalmamış durumda. Sıfır sorun diye diye ilişki kurabilecek sıfır komşu ya
kadar düşmüş vaziyette, emperyalizmin, NATO nun ileri karakolu hükmünde bir
ülke artık.
Son Gazze meselesinde bile siyasi iktidar, kamuoyu önünde
emperyalizmin ağababası ABD ye, kurumları AB ye, BM ye demediğini bırakmadı.
Lafla peynir gemisi değil peynir gemileri yürüttü, ancak katliamı yapanı
değil de öleni kınayan BM den, İsrail in savunma hakkı ndan bahseden
ABD den ayrılamıyor bir türlü. ABD nin
bir işaret fişeği bile Türkiye nin ateşkesi sağlama gayretlerine girişmesine
yetiyor. Maksat, katili durdurup hesap
sormak değil, katile zaman kazandırmak ateşkesle. ABD, bir işaret çakıyor
Türkiye ve Katar kaçırılan İsraili asker için devreye girsin diye, Türkiye
mesajı anında alıp tamam deyiveriyor.
Bu toprakların acısını dindirmenin, emperyalistlerin
elini kırmanın yolu milli olabilmekte, bağımsız olabilmekte ve kimselerin dümen
suyuna girmeden ilerleyebilmekte yatıyor. Bu açıdan Latin Amerikalılar güzel
bir örnek teşkil ediyor mesela. Yoksa miting meydanında küfrettiğimizle kapalı
kapılar ardında beraber iş tutmaya devam ettikçe, ölenlerin yakınlarına taziye
dileyip kolonya uzatmaktan başka bir işe yaramayacağız bu gidişle.