Köklerimiz

Abone Ol

İnsan hayata soru sorarak başlar. Sorular onun öğrenme kapasitesini genişleten, ufkunu açan bir araçtır.

Bilimsel keşiflerin ve düşünsel hareketlerin temelinde insanın merakı ve sormaktan kaçınmadığı sorular vardır.

İnsanın kökleri ile ilgili merakı ise üç yaşlarında başlar. Bu dönem çocuk fıtratına uygun olarak Allah, ahiret ve din konusunda sorular sorar. Çocuk sorularla yola çıkarak aslına ulaşmaya çalışır.

İnsan yaşamının dönüm noktası ise ben kimim sorusu ile başlar. Bu sorular kaynağına ulaşabilmişse, kişi yol haritasını belirler ve bu doğrultuda hareket eder. Aksi takdirde arayışları hep devam eder.

Tasavvufa göre, “İnsanda doğal bir istek olarak bilgiyi araştırma ve onu gözlemleme, hakikatı arama ve ortaya çıkarma eğilimi vardır. Bu eğilimi “bilgi arayışı” alemin hakikatini bulma şeklinde de adlandırmak mümkündür. (Gazali, ihya)

İnsanın, âlemin hakikatine ulaşma yönündeki eğilimine “hakikati arama hissi” veya “arayış hissi” denilir. Psikologlar, arayış hissinin çocuklarda da bulunduğunu kabul ederler. Çocuğun sürekli ve ısrarla sormuş olduğu sorular, bir tür arayış hissi olup, onda hakikatin uyanmasını sağlar. Hatta bazı çocukların her gördükleri eşyayı elleyip kavramak istemeleri, nesneleri tanımak ve anlamak için yapılan eylemlerinden başka bir şey değildir. Yani insanoğlunun gerçeği bilme ve yeni şeyler öğrenme ihtiyacı vardır, bu ihtiyaç doğru yollardan karşılanmalıdır.

Köklerini arama, kişinin dünyasında iki türlü tezahür eder. 1. Kişi önce bir insan olarak kendi kökenini, nereden geldiğini ve nereye gideceğini, öğrenmek ve özbilince sahip olmak ister.

2. Kişi, yaşadığı coğrafyayı, köklerini atalarını, soyunu, ırkını, ailesini yakınlarını tanımak ve bilmek ister.

İki durumda da, kişinin kendisini tanıma ve anlama içgüdüsünün varlığından söz edebiliriz.