Köklerimiz

Abone Ol

Bir toplumda, bir ailenin ferdi olarak dünyaya geliriz. Ailemiz kanatlanıp uçalım diye her türlü imkânlarını ortaya koyar ve bize yol gösterirler. Kişiliğimizi oluştururken onların renklerinden esinleriniz. Daha sonra bu halkaya çevreyi de dâhil eder ve şahsiyet oluşumunu tamamlarız. Kişilik ben kimim sorusuna verilen cevaptır ve sadece şimdiyle değil geçmişle de alâkalıdır. Yani hepimiz geçmişten süzülüp gelen din, kültür ve geleneğin içinde şekillenir kişiliğimizin taşlarını burada öreriz. Bu nedenle köklerimizle aramızda sarsılmaz bir bağ vardır. Ancak, ister içinde bulunduğumuz çağın etkileri olsun ister geçmişten getirdiklerimiz olsun, bütün yaşanmışlıkları irade süzgecinden geçirir ve kendileştiririz. İyi kötü ayırımını burada yapar ve olaylara kendimizce anlam veririz. Ama öyle de olsa geçmişten getirdiklerimiz, yaşanmış, denenmiş ve bizlere ulaşmış hazır tecrübelerdir ve gündelik hayatımızda pek çok kolaylıklar sağlar.

Kişiliğimizi bir bina olarak düşünecek olursak, bu binada, anne babamız kadar geçmişte yaşamış büyüklerimizin de katkıları vardır, bunu inkâr edemeyiz. Aksi takdirde önünü göremeyen bir insan durumuna düşeriz ki bu hayatımızı zorlaştırır.

Herhangi bir kaza sonucu hafızasını yitiren bir insanın hali nasıldır Hangi soruları sorar bu adam Ben kimim Nereden geldim Aslım nedir Annem babam kimdir Şu beni ilgilendiren insanlar nerede Bütün bu soruları etrafına şaşkın gözlerle yönelten kişi, sorduğu sorulara gerçek ve tatmin edici cevaplar almadıkça kendisi için değer ifade edecek bir gelecek inşa edemez. Bir insanın kökleriyle bağlantısı tıpkı bunun gibidir.

Ağacı göğü yararcasına ayakta tutan gücün, kökleri olduğunu biliriz; insana tarih önünde rol biçen gücün, onun geçmişi olduğu gibi.

Geçmişle aramızda daima bir köprü oluştururuz ve bu köprü bizzat tarihsel hafızamızla olan rabıtayı kurar ve hayatı iki minval üzere idame ettirmemizi sağlar. Sosyo-antropolojik ve psiko-sosyal araştırmalar da ortaya koymaktadır ki, en ilkel kabilelerden en gelişmiş toplumlara kadar bütün insanlık, geçmişiyle sürekli bir etkileşim halindedir ve bu etkileşim tarihin seyrini belirlemektedir. Yani tarihimizle aramızdaki bağ sadece olup biten olaylardan ibaret değildir. Aksine kültürel, geleneksel ve dini bir mirası devralıyor ve sürdürüyoruz.

Bütün insanlığı ilgilendiren bu tarihsel hafıza, nesilden nesle, çağdan çağa öylesine kuvvetli geçişle ulaşıyor ki, birey ve toplumlar kendilerini kadim bir kültür ve medeniyet deryası içinde buluyorlar. Bu, insanlara taze bir enerji veriyor.