Mayıs ayı, ölü toprakların dirilip en güzel elbiselerini
giydiği, rengarenk çiçeklerle süslendiği aydır.
Kocadağ a çıktım. Çiçeklerin bile birbirlerine saygılı
olduklarını gördüm.
Dağın dibinde, derenin kenarında, ayaklarını suya salmış
çiçekler, dağın yamacındakilerden biraz daha büyükler.
Dağ yamacındakiler, kendilerinden on gün önce dünyaya
gülen ağabeylerine ve ablalarına mütevazi bir eda ile bakıyorlar.
Dağın doruğundakiler daha apalama/emekleme dönemindeler.
Gelincikler, gerdeğe girer gibi giriyorlar gözlerimizden
içimize ve gönlümüzün hüzün paslarını söküp atıyorlar ve yerini Albayrak
rengiyle boyuyorlar.
Papatyalar Seviyor, sevmiyor laflarıyla yolunmaktan
öyle rahatsızlar ki hepsi birden beyaz yanakları, sarı sarı gözleriyle koro
halinde
Seviyooooooruuuuz diye el sallayıp baş eğiyorlar.
Arılar, rüzgârın ağaçlara dokunan ellerinden çıkan
nağmelere, uzaktan
gelen keman sesi gibi katılarak tesbihlerine devam
ediyorlar.
Bin bir çiçekten neler alır bilemem ama ağzından alıp
bize bıraktığı şey dünyanın en tatlı ve faydalı gıdalarındandır.
Kendisinin o çiçeklerden aldığının tadını anlamamız
mümkün değil ama herkes kendine göre hayal ediversin.
Sebze ve meyvelerden aldığı hazzın karşılığını da veriyor
arılar.
Onların aşılamasını yapıyorlar ve pazarları hareketlendiriyorlar,
bereketlendiriyorlar.
Topraktan aldığımız kadarını yerine koymayı öğretiyorlar
bize.
Gökyüzünde güneşi yüzdüren Rabbim, arıya vahyettiğini
bildirir Nahl süresinin 68 inci ayetinde.
Tenimize canımıza gıda veren, ısıtan, ışıtan güneşi gök bir
yüzde parlatan Rabbimize hamdolsun.
Topraktan gelip toprağa dönüş yapan çiçeklerden ballarını
alıp bize sunan arılara teşekkür, arılara neyi nasıl yapacaklarını öğreten
Rabbimize şükürler olsun ki bize kendini tanıma şerefini lütfetmiş.
Güneş, cömertçe bakarken,
Dereler şırıl şırıl akarken,
Çiçekler ayırım yapmadan kokarken,
Arılar ve kelebekler aşılama yapmak için koşarken,
İnsana durmak yakışmaz diyorlar bize.
Toprak, ışık, çiçek kokulu hava, bize fark ettirmeden
başta ciğerlerimizi ve tüm vücudumuzu, gam, keder, stres, hüzün,
bunalımlarından ve şehrin atıklarından arıtıyorlar ve böylece Fark Ettirmeden
Tedavi yöntemini sunuyorlar doktorlarımızın önüne.
Önünde denize su taşıyan Havran çayı ve zeytinle İncir
ağaçlarının hem süs hem gelir kaynağını barındıran havran ovası.
Tepeden bakınca başını yukarı kaldırırsan mavi gök,
başını yere indirirsen mavi denizi görürsün.
İki mavi deniz arasında bir de yeşil deniz/ova.
Biz bu baharın güzünü, bu yazların kışını gördük.
Hepsi, başımızdaki saçların her biri, dizlerimiz,
yüzlerimiz, dişlerimiz, kaşlarımız bize hep birlikte bir ayeti koro halinde:
(Yer) üzerindeki her şey fanidir.
Celal ve İkram sahibi Rabbin vechi baki kalacaktır. Diye
uyarıyor.
(Rahman süresi ayet 26-27)